Spotlight: Neyse ki bizde böyle şeyler olmaz
Fatih Yaşlı Fatih Yaşlı

Bu yıl hem “En İyi Film” hem de “En İyi Özgün Senaryo” Oscar’ını almayı başaran Spotlight, gerçek bir öyküyü, bir “araştırmacı-gazetecilik başarısı”nı anlatıyor. Film, The Boston Globe gazetesinin “Spotlight” adlı araştırma biriminin çocuk tacizcisi, istismarcısı ve tecavüzcüsü rahipler üzerine yaptığı bir araştırmaya ve bu esnada yaşadıklarına odaklanıyor.
Gazeteciler, işe suçun bireysel olup olmadığını araştırmakla başlıyorlar; hadise ilk başta münferit gibi görünse de araştırmalarını derinleştirdikçe meselenin hiç de öyle olmadığını anlıyor, yıllar boyunca çok sayıda rahibin çok sayıda taciz, istismar ve tecavüz vakasına karıştığını keşfediyorlar. Ancak mesele sadece birden fazla rahibin birden fazla çocuğun hayatını karartmış olması da değil; Katolik Kilisesi olan bitenin farkında, her şeyi biliyor, ancak rahipleri koruyor, rahiplere açılan davaların üzerini örtmeye, bunları kamuoyunun dikkatinden kaçırmaya çalışıyor.

Gazeteciler, olayın derinliklerine indikçe Kilise ile devlet, sermaye, medya ve bürokrasi arasındaki derin ilişkileri ve Kilise’nin nasıl korunduğunu da fark ediyorlar. Geçen günlerde Hürriyet gazetesinin röportaj yaptığı Spotlight ekibinden Michael Rezendes, buna dair şunları söylüyor:

“Biz konuya el attığımızda Katolik Kilisesi hem Boston’da hem de Massachusetts eyaletinde en güçlü kurumdu. Dolayısıyla da siyasi kadrolar ve seçilmişler Katolik Kilisesi ile ittifak içinde olmayı tercih ediyordu. Bu durum hâkimler, savcılar ve polis için de geçerliydi. Herkes ve bütün kurumlar bu meselenin gizlilik içinde üstünün kapatılması için adeta işbirliği yapmıştı. Diyeceğim o ki; siyasi iklim önemlidir.”
Sahiden de, film boyunca gazeteciler bir yandan “güçlü çevreler”ce bu araştırmadan vazgeçmeleri konusunda çeşitli “uyarılar” alırken, öte yandan çabaları bürokrasinin karanlık dehlizlerinde boğulmaya çalışılıyor. Kilisenin davalar üzerine koydurduğu yasakları delmek ve mühürlü dosyalara ulaşmak için büyük çabalar gösteriyor, yargı ile cebelleşiyorlar.
Hürriyet’teki röportajda Rezendes’in söyledikleri, siyasallaşmış/kurumsallaşmış dinin dünyanın her tarafında insanlar için, özellikle kadınlar ve çocuklar için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu gösteriyor. Rezendes, “Sorunun temelinde sorgulanmayan bir hürmet, otoriteye itaat ve gizlilik var” dedikten sonra ekliyor:
“Ana karakteri bu unsurdan oluşan bir ilişki, tacize elverişli bir ortam yaratıyor. İslamiyet’i değil, ama tacizin yaşandığı diğer bazı dinleri inceleme fırsatım oldu. Mesela Ortodoks Yahudilerde de çocuk cinsel tacizi yaygın ve önemli bir sorundur. Buralardaki dinamik tamamen itaat eden ve otoriteyi hiç sorgulamayan kişiler üzerine kurulu. Dolayısıyla da bu kişiler, meselenin örtbas edilmesine çok uygun bir ortam yaratmış oluyor.”
• • •
Peki bu filmi niye izlemeliyiz? İzlemeliyiz, çünkü ülke olarak böyle olaylara yabancıyız, izleyip “Neyse ki böyle elim hadiseler bizde vuku bulmuyor” deyip halimize şükretmeli, “Batının ahlaksızlığını” almamakla ne kadar iyi ettiğimizin bir kez daha farkına varmalı ve kendimizle gurur duymalıyız.
Hepimizin bildiği üzere bizde böyle şeyler olmaz. Siyasal iktidarla iç içe geçmiş dinsel vakıflar birer kadro ve finans kaynağı gibi hareket etmezler örneğin. Kamu ihalelerini almak ya da belediyelerle iş yapmak için bu vakıflara “bağış” yapmak gibi yazılı olmayan bir kural yoktur. Devlet bu vakıflara bedelsiz arazi tahsis etmez, rant kapılarını açmaz. Bu vakıflar üzerinden “alternatif” eğitim kurumları, okullar, yurtlar, dershaneler kurulmaz, küçücük çocukların kafaları türlü hurafelerle doldurulmaz. “Dinsel eğitim” adı altında yoksul çocuklarına, gariban çocuklarına, emekçi çocuklarına kanca atılmaz.
Örneğin bu vakıflardan birinde görevli bir öğretmen 45 çocuğa aylar boyunca cinsel istismarda bulunmamıştır, vakıf yöneticileri ve bürokratlar meselenin üzerini örtmeye, konuyu kamuoyundan gizlemeye çalışmamıştır, siyasal iktidar ve propaganda aygıtı hemen suçun bireyselliğini keşfedip vakfı savunmaya geçmemiş, “Tek bir vaka üzerinden bütün kurumu suçlayamazsınız” demagojisine sarılmamıştır.
Tecavüz vakası üzerinden siyasal iktidara darbe tasarlandığını, beş benzemez partinin ya da örgütün hükümete karşı kurduğu şer cephesinin bu vakayı istismar ettiğini, hatta bu vesileyle yüce dinimizin karalandığını, milletimizin böyle oyunlara gelmemesi gerektiğini iddia eden kimse de olmamıştır, olması mümkün değildir.
• • •
Bizde böyle şeyler olmaz, olsaydı da zaten gazetemiz BirGün’ün acar ve cesur muhabirleri bu vakayı kamuoyunun gündemine getirir, halkı bilgilendirme görevlerini yapmış olurlardı. İşte bu yüzden siz Spotlight’ı izleyin, sonra da “Dünyada neler oluyor arkadaş” diye bir kez daha hayrete düştükten sonra, işinize gücünüze dönün, aman olaylara karışmayın!