SSÇ Vakası...
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER

SSÇ “Suça Sürüklenen Çocuk” tanımlamasının kısaltması. Vaka diye nitelendirmemin gerekçesi ise yalnızca bir “yanlış tutuklama” olarak değerlendirilemeyecek olması.

Çocuk Koruma Kanunu şüpheli, sanık, tutuklu gibi kavramlar yerine çocuğu korumak için SSÇ tanımlamasını getirmiş. Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle, Konya’da tutuklanan çocuk için de pek hassas yargımız, sorgu tutanağında genellikle bu kısaltmayı kullanmış: SSÇ!

Ama 16 yaşını yeni bitirmiş çocuğu sınıfından alıp cezaevine göndermekte tereddüt etmemiş.

Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklanan SSÇ dün itiraz üzerine salıverildi.

Ne olursa olsun SSÇ’nin bir dakika bile kalmaması gereken parmaklıkların ardından kurtulması tabii ki sevindirici.

Ancak sonucun böyle olması hukuk adına, hak ve özgürlükler adına kaygı duymamıza engel olmamalı. Konya’da yapılan yargı sopasıyla Recep Tayyip Erdoğan’a saygı duyurma girişimidir.

Önce ön bilgi: İnceleme kolay olsun diye söylenen sözleri bir an için suç varsayalım. Suçu ıspatlamak için yeterli delil de var. Cinayetlerin kamera görüntülerini bulamayan, kameraları başka tarafa çeviren cevval polis ve yargımız suç sayılan konuşmayı da kaydetmiş.

Cumhurbaşkanına hakaret suçu “katalog suçlar” arasında değil. Bu nedenle genel koşullara bakacağız. Bu da demektir ki tutuklamanın haklı olması için, kaçma ve saklanmaya ilişkin somut olgu olmalı ya da delillere müdahale, tanıklara baskı konusunda kuvvetli şüphe olmalı.

Var mı? Tabii ki yok. Deliller zaten elde, SSÇ de okuluna gitmiş. Ne pasaport çıkarmış, ne uçak bileti almış, ne de Bodrum açıklarındaki yatına gitmiş, ne de kaydı yapan polisi tehdit etmiş. Kaldı ki bunlar olsa, hatta suç katalog suçlar arasında sayılsa bile yasa “tutuklama kararı verilebilir” diyor. “Verilir” demiyor. Bir de tutuklamanın, verilmesi beklenen ceza ile orantılı olması gerekir. Verilmesi beklenen ceza ise, tüm artırım ve yaş nedeniyle indirim maddeleri uygulanıp ceza bireyselleştirildiğinde, yuvarlarsak 9 ay ile 3,5 yıl arasında bir ceza. Ceza bireyselleştirilirken alt sınırdan ayrılmayı gerektirecek hiçbir somut durum yok. Hatta takdiri indirim nedeniyle daha da azalma olasılığı var. Altını çizerek vurgulayayım; söylenenler AİHM içtihatlarına göre, -yüksek olasılıkla- ifade özgürlüğü çerçevesinde ağır eleştiri sınırlarında kabul edilecek sözler. Ama biz suç olduğunu varsayarak devam edelim. 9 aylık ceza bir yılın altında olduğu için “kısa süreli hapis” cezası sayılıyor ve seçenek tedbire çevrilme zorunda. Yani suç sayılsa bile hapis cezası verilemeyecek bir eylemle ilgili olarak tutuklama kararı verildi!

Bir husus daha var; Bu suçun kovuşturulması Adalet Bakanı’nın iznine tabi. Yani bakan izin vermez ise dava açılamıyor.

Şimdiye kadar yazdıklarımın özeti şudur. Bu tutuklama kararı hukuki yorum farklılığı ya da adli hata olarak kabul edilemez. Bir yandan eleştiren yeni nesilden korkuyorlar, öte yandan hukuka açıkça aykırı olarak bir çocuğu tutuklayıp, “yasaları bile takmayız! Yeter ki saygı duyun!” mesajı vermek istiyorlar.

Malum yargıda hâlâ paraleller savaşı var. Hükümet kanadı kandırıldık, bilmiyorduk diyor. Her biri gerçekten hukuk faciası olan geçmiş tutuklamaları ve yargılamaları gündeme getiriyorlar. Özel yargılama kurumu olan sulh ceza hâkimliklerini savunurken, kadrolaşırken hep bu örnekleri veriyorlar. Sanki o olaylar olurken hukuksuzlukları gözlerine sokanlar yokmuş gibi, ilk kez duyuyorlarmış gibi. İşte şimdi yazıyorum sonradan kandırıldık demeyin! Bu tutuklama da en az Odatv, Balyoz, KCK tutuklamaları kadar hukukdışı. Ama Başbakanımsı, tutuklamayla saygı duyulmasının sağlanamayacağını, uzun akademik hayatında öğrenememiş olacak ki, “saygı zorunlu” diyerek alkışladı bu kararı.

Şimdi yeni yargıyı dizayn edenlerin şunu bilmeleri gerekir; o tutuklamalara ve hukuksuzluklara karşı çıkılmasının gerekçesi, hukuksuzluğun kaynaklandığı kişilerin kimliği değildi. Bizatihi hukuksuzluğun kendisine karşı çıkılıyordu. O kararı yazan elin sahibi ister Cemaat’ten emir alsın, ister Uzun Adam âşığı olsun fark etmez. Ama anlaşılıyor ki her iki taraf hâlâ hukuksuzluğun kime yöneldiğine ya da kimden kaynaklandığına bakarak kör sağır olabiliyor. O nedenle “Cemaat-Hükümet kavgasından adalet çıkmaz” diyorum.