'Stage' referandum: 90 kuşağı bölüm sonu canavarına karşı
19.03.2017 09:01 BİRGÜN PAZAR
Yakın vakte kadar “Hayır oyu verenler teröristtir” diye diye koca memleketi bir Counter Strike haritasına çeviren Erdoğan, çıkış yolunu birbirine düşman iki kampa indirgediği halkın iyiden iyiye gaza gelip birbirini kırmasında arıyordu

YASİN DURAK

Kadim anlatılardaki gençlik pınarlarının toplumsal bir “yeniden başlangıcı” temsil ettiği düşünülür sıklıkla. Musibetlerden, eşitsizlikten ve hatalardan arınmış bir “yeniden başlangıcı”… Bu nedenle kimi serüvenler gençlik pınarlarının arayışına adanırken, tiranlar, despotlar ve kimi kötü yaratıklar da bu arayışa engel olmaya çalışırlar. Cansiperane bir mücadele gerektirir hayatı kazanmak. Çünkü gençlik pınarları çoğunlukla zulmet ülkesinde bulunurlar. Karanlıkta tökezleyerek bulunur “yeniden başlangıç”, ortalık günlük güneşlikken değil…

Dindar ve kindar nesiller isteyen tiranlar gençliğin hasımlarıdır her zaman. Böyleleri memleketi tarikat yurtlarıyla, Kuran kurslarıyla, İmam-Hatip okullarıyla ve o okulların yanı başına açtıkları Ülkü Ocaklarıyla doldurup, gençlerin beyini gasp etmeye çalışırlar. Ancak yaşam enerjisi kendini dayatır gençliğe. Her nasılsa gençliğin kerameti her seferinde içten içe ölüme karşı yaşamı savunmaya kendini adamasında bulunur bu yüzden. Faşizan rüzgârlara kapılan gençlik hareketlerinin bile eninde sonunda anomiye düşmesi, sürekli yaşadıkları değer çelişkisi bu nedenledir. Ne kadar yanılgıya düşmüş olursa olsun gençler, tüketim kültürüyle yaratılmış avarelikte bile, hep o ana kadar açılmamış bir kapının eşiğinde hissederler kendilerini. Yaşamak isterler. Ve bugün, bu ülkede, yaşama karşı ölümü savunanların kim olduğu ortadadır. Yeni bir başlangıç sunan gençliğin düşmanlarının kim olduğu ortadadır. Ufacık bir örnek: Geçtiğimiz hafta İzmir metrosunda birbirine sarılan gençleri videoya alıp yobaz sitelerde hedef göstermeye kalkışan mollanın “ben Osmanlı torunuyum” diyerekten sergilediği hadsizlik bile tek başına yeterlidir, düşmanlık besleyenin kim olduğunu göstermeye…

Hal böyle iken, Türkiye tarihinin en önemli referandumuna doğru yol alırken içerisinde bulunduğumuz vaziyet Haziran 13’ten beri es geçemediğimiz o terminolojiyle şöyledir:

Yakın vakte kadar “Hayır oyu verenler teröristtir” diye diye koca memleketi bir Counter Strike haritasına çeviren Erdoğan, çıkış yolunu birbirine düşman iki kampa indirgediği halkın iyiden iyiye gaza gelip birbirini kırmasında arıyordu. İç savaş çığırtkanlıklarının ardından “HAYIR” propagandası yapanların üstüne salınan botlardan, paramiliter saldırılardan tutun da, bizzat polis zoruyla yapılan tutuklamalara kadar hiçbir şey bu kıvılcımı çakıp istediği sonucu elde etmesini sağlayamayınca da, iyice artırmıştı bu “terörist” vurgusunu. Lakin defalarca yaptırdığı anketlerden her turda aynı sonuç çıktı: “Terorists wins”.

Haliyle şimdi de uluslararası krizler çıkarması için Avrupa’ya saldığı “düşük level char’lar” milliyetçilik “kasarken”, yitik siyasi ikbaline buradan “health” basabileceğini sanıyor. Başka işi gücü yokmuş gibi -ödediğimiz vergilerle masrafları karşılanıp- referandum propagandasına gönderilen bakanların Avrupa kapılarında rezil rüsva olmasını bizzat kendisi istiyor bu yüzden. Herkes biliyor. Herkes farkında. Bir kısım AKP’li siyasetçi ve gazeteci açık açık ifade etti bu beklentiyi. Fakat yalanlarla. “Evet” oylarının zaten artmış olduğu gibi bir algı yaratmaya çalışarak kamuoyunda. Kanmayın! Gerçekte hala kesin bir sonuç yok, ibre hala ortada.

“Evet” nişangâhında bulunan item’ler belli; dini ve milli mana torbaları, torpilliler için meatshield, speed hacking ve en önemlisi sayım gecesi kullanacakları teleport hacker’lar… Kazandıkları takdirde Cumhurbaşkanlığı sistemi vaat ediyorlar. Bu celsede Binali Yıldırım’ı Gümüşhane’de karşılayan atlı birlikler filan bir şey ifade etmiyor, AKP’de paladin yok, AKP çoktan bitmiş bir proje, artık belirleyici olan Saray rejimi. Öyle ki; bütün hileleri ve şifreleri “kucaklayan”, birilerini kayırıp öbürlerini hackleyen, her şeyin iki dudağının arasında bulunduğu bir “tek adam” yahut yenilmesi imkânsız görünen bir boss… Elbette ki bir “son” değil, geçerseniz de hala mücadeleye devam edeceğiniz bir bölüm sonu canavarı bu; ama yine de bilmelisiniz ki şu ana kadarki “save” dosyalarınız “Yeni Türkiye” maslahatıyla silindi, eğer geçemezseniz oyuna yeniden başlamak bu sefer çok uzun sürebilir.

Vakit dar; Musa etkisiyle çimleri ikiye yararak ilerleyen topun kaleye varmadan bittiği bir Tsubasa bölümü daha değil bu; kolektif davranmak gereken, kimsenin küsüp “ragequit” yapmaması gereken, AFK’ya mahal vermeyen, birbirinizi kollamak için buff’larla, punkbuster’larla, her türlü item’i kuşanıp ortaklaşa mücadele edeceğiniz bir süreç… Doğrusu son düzlükte iktidar yardakçılarının ne yapacakları henüz pek kestirilemiyor. Muhtemelen sarayın çıkaracağı başka krizler bizi bekliyor. Ya da başka bir deyişle, süreci bug’lamaktan şifre yazmaya kadar her türlü şeyi yapacaklar, iktidarını perçinlemek isteyen bir tiran ölüm püskürecek, bu nedenle gençliğin son “rush’ını” sandıkta atması önemli, çok önemli. Gidip HAYIR oyu atmalı, oy vermenin bir şey değiştirmeyeceğini düşünenler bile en azından hala oy atabiliyorken gidip bir denemeli…