Stalin-grad
HÜSEYİN AYGÜN HÜSEYİN AYGÜN

Çok değil, çeyrek yüzyıl evvel, dünyada ve Türkiye’de sosyalist adlı bir ülkeler topluluğu vardı. Bu ülkeler kamu ekonomisi, tek parti devleti, kızıl ordular, spor ve sanat olmak üzere –olimpiyatlara da yansıyan- büyük bir başarı, insana sundukları konut, iyi bir gelir ve köyde bile tiyatro izleme imkânına sahiplerdiler.

Ancak bu dünyada kurulmuş cennetin elbette büyük sorunları da vardı. Tek parti yönetimi demokrasiye aykırı, tek bir ideoloji çoksesliliğe ters, kamusal ekonomi bireysel özgürlüklerin ihlâli, toplumsallık hedefi insan doğasına uygunsuz görülüyordu. Daha doğrusu liberal dünya ve onun düşünürleri sosyalist ülkeleri bu yönde sertçe eleştiriyorlardı. Neyse sonra bu ülkeler büyük baskılar ve ideolojik kuşatmanın ardından dağıldılar. İlk sosyalist devlet olan Rusya bile bir yüzyıl yaşayamadı.

Sosyalizm denilince bir zamanlar Lenin, sonra ise Stalin akla gelirdi. Pos bıyıklarıyla hele benim içinden geldiğim dağlarda, köylerde, vadilerde birer ikişer dağılmış küçük toprak damlı evlerde sosyalizme uyanan tüm kuşaklar ona içten bir sevgi duyarlardı. Stalin’i daha hiç okumadan, cemlerdeki dedelerde ancak görebileceğiniz kalınlıktaki bıyıklara sahip bu lideri bu yüzden içten içe sevdiğimi hissederdim.
Bir Marksizm, bir Leninizm, bir Maoizm vardı. Bu sonuncusu şapkalı köylü kıyafetiyle bizim oralara erkenden gelen ve tutuklanıp işkenceyle öldürülen İbo sayesinde ulaşmıştı. Bir de Stalinizm vardı ki, hep kötülenmişti. Başta Stalin kendisi diktatörün tekiydi, partide kendisine karşı çıkan herkesi kesip atmıştı. Tartışmalı bir yargılamayla tüm rakipleri, önce partiden, sonra ise hayattan çıkarmıştı. Stalinizm, hikâyeleri bitmez tükenmez gulag’lar, dikenli teller içine doldurulmuş Alman savaş suçluları, Rus dönekleri, komünist partiye uyum sağlayamamış ne idüğü belirsiz adamlar ve kadınlardı. Marks iyiydi, hadi Lenin de idare ederdi ama Stalin, işte o olmazdı.

Konu Stalin olunca, ona dönük tek olumlu söz, damgasını vurduğu Büyük Anayurt Savaşı ve Hitler’i durduran Kızıl orduların kahramanlığı bahsinde açılırdı. Stalin ve Sovyetler Birliği olmasaydı, Hitler dünyayı işgal edebilirdi. Nazizm dünyayı fetheder, germen ari ırkına aykırı, sayısız bedbaht ırkı bedensel olarak da tepeleyip, tarih babaya havale ederdi.



II. Dünya Savaşının kötü kahramanı, -elbette Stalin’le birlikte-, Hitler ve Naziler’diler. Alman faşizmi dünyayı dize getirmek için çelikten ordularıyla, birkaç haftada ülkeleri, birkaç ayda ise Avrupa’da basmadık yer bırakmadı. Savaşmadan teslim olanlar bile vardı. II. Dünya Savaşının Doğu cephesinde dananın kuyruğu, Sovyetler’in liderinin adını taşıyan Stalin-grad’da koptu. Buradaki savaş her şeyin kaderini belirleyecekti. Hitler bu kenti yıkıp, Sovyetler’i yenip, sosyalizmi Stalin’in kentini yıkarak, propaganda savaşında üstün gelmeyi amaçlıyordu.

Alman askeri için imkânsız yoktur, diyen Hitler, Naziler, onların adamları kara yüzlü SS’ler bu şehirde yenildiler. SB tarafında ilk saflarda savaşanlar İşçi Milisler idiler, sloganları Volga gerisinde yer yok, idi. Bir halk elde silah, bıçak, taş, kama ile anavatanını savundu. 2 milyon insanını bu savaşta kaybeden Kızıl Ordunun bir teğmeni, karısına yazdığı kederli bir mektupta, sen nerede bitiyorsun, vatan nerede başlıyor bilmiyorum, dedi. Alman askerleri, düşman görünmez bir varlık, bodrumdan, sığınaktan üzerimize fırlıyor, diyordu.

II. Dünya Savaşının kahramanlık destanını yazan, Stalin-grad direnişini insanlığın onur hanesine yazan Gürcü sosyalist Jozef Çuvaşgili bir süredir Türkiye’de manşetlerden inmiyor. Oysa kitaplıklarımızdaki on beş ciltlik eserleri yıllar içinde tozlanmıştı, izm’leri kimseler duymak bile istemiyordu. Bu tarihsel karakteri gündemleştiren şey ise, Ortadoğu’da ünlü bir şehrin destansı direnişi ve o direniş karşısında tüm kontrolünü kaybeden başbakan Davutoğlu’dur. HDP’ye yüklenirken Stalin zulmü, Rus-Suriye askeri ilerleyişi karşısında, kol kanat olduğu ve fena bozguna uğrayan cihatçıları övmek için, Stalingrad direnişi, diyor. İnsanlığı Hitler’den kurtaran ve bedelini canlarıyla ödeyen bir halkın kahramanlığını günümüzün Hitlercileri olan Cihatçılara mal edebiliyor.

Stalin-grad’ı Naziler, Halep’i cihatçılar yakıp yıktı, Hitler Stalin-grad’da yenildi, Cihatçılar ve AKP Halep’te. Stalin-grad’da direnenler bugünün Suriye halkı ve ordusudur. Yenilen ise hiç kuşkusuz Neo-Osmanlı ve AKP’dir. Suriye’de nasıl ki beş yıldır Halep başta kentleri yakıp yıktılarsa ve hızla çekildilerse, şimdilerde de öfkeden Türkiye’nin içini yakıp yıkıyorlar.