Strider: Müzikte kolektif mücadele önemli

"Üstad müzisyenler de bizim kendi jenerasyonumuzun hep bir arada müzik yaptığını ve birbirilerine yardım ettiğini fark etmiş olacaklar ki söylüyorlar, bizim zamanımızda böyle değildik diye. Çoğumuz zor hayatlar yaşıyoruz müzisyenler olarak, müzik için birbirimizin yükünü paylaşmamız gerektiğine inanıyorum"

Ankaralı müzisyenler serimizin dördüncü haftasına geldik. Bu haftaki konuğumuz Stoner Rock grubu Strider. Kendileriyle müzikleri ve müzik piyasasının durumu hakkında konuştuk.

Grubun kuruluş hikâyesinden ve üyelerinden biraz bahseder misiniz?

Sertuğ: Ben, Selçuk ve Yiğit zaten lise arkadaşlarıyız. 2010’dan beri de beraber çalıyoruz. Mertcan ile üniversitenin müzik kulübünde tanıştık. O zamanlar Mertcan başka bir grupta çalıyordu. Onların grubu ile beraber bir konser vermiştik sanırım yıl 2011 olmuştu, daha sonra Selçuk Mertcanların grubu ile çalmaya başladı. Aynı yıl içerisinde yine bir konser ortamında Atılım ile tanıştık o dönemlerde Psychotic ile çalıyordu, derken buralara kadar gelmiş olduk.

Selçuk: Grup üyeler açısından son formunu 2016da aldı diyebiliriz. Fakat 2017 Şubat ayında bir Haymatlos sahnesine ilk çıktığımız da gerçekten bizim için yol başladı diyebiliriz. Nereye ait olduğumuzu ve neler yapmak istediğimizi öğrendiğimiz tenha ve absürd bir konserdi.

İsminiz neden “Strider” ?

Selçuk: Yiğit ve benim fantastik edebiyata baya bir ilgimiz vardır çocukluğumuzdan beri. Ben şahsen Tolkien ve Ursula K. Leguin eserlerine derinden bağlıyım. Çok uzun zaman önce Strider ya da Yolgezer harika bir rock grubu ismi olur diye düşünmüştüm. Bizimkileri baya bir darladım.

Atılım: Ben açıkçası ismi ilk duyduğumda Türkçe anlamının Yolgezer olduğunu öğrendiğimde tav oldum.

Sertuğ: İsmi ilk duyduğumda hoşuma gitti, neden olmasın dedim. Aslında en başta çok da önemsememiştik kulağa güzel gelmesi yeterliydi.

Ne tarz bir müzik yapıyorsunuz? Heavy rock / Stoner rock diye tanımladığınız müzik nedir size göre?

Atılım: Eskiden daha sert müzikler dinleyip, icra ediyordum. Sonra bir gün Gummo isimli bir filmde ‘’Sleep’’ isimli grubu duydum. Stoner metal/Heavy psychedelic rock tarzını, bu alt müzik türünü keşfetmeye başladım. Kendime çok yakın hissettim her manasıyla. Daha sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, hala çukurda kaybolmaya devam ediyoruz. (gülünüyor) Benim için böyle başladı, belki böyle de tanımlanabilir. Ama şu an ne yaptığımız konusunda bence bizim de tam bir fikrimiz yok.

Sertuğ: Yaptığımız şarkılar açısından net bir şekilde bu tarzı icra ediyoruz diyemem açıkçası. Şarkılar kendi içerisinde bir çok alt türden ve tarzdan besleniyor bence. Hele ki yeni şarkılarımızda bu durum daha da çok hissediliyor. Gruptaki herkesin müzik zevklerinin farklı olmasından kaynaklanıyor bu durum.

Selçuk: Ben herhangi bir genre net bir şekilde tanımlayacak yeterlilikte göremiyorum kendimi, fakat bizim spesifik olarak bu genredan bahsetmemizin sebebi ortaya koyduğumuz işleri takip etmek isteyen insanlara bir referans noktası sunmak. Aslını söylemek gerekirse kafamıza göre takılıyoruz valla. Dinlemeyi sevdiğimiz şeyi yapmaya ve eğlenmeye çalışıyoruz.

Türkiye’de bu müziğe ilgi nasıl peki?

Atılım: Yalnızca Türkiye’de değil dünyada bu müziğe çok ciddi bir ilgi olduğunu düşünmüyorum.  İlginin olup olmaması da bu tarz alt tür işlerinin var olmaya devam etmeyeceği manasına gelmediğini ve bu durumun sermaye tarafından yönetilmeyen müziğin her türü açısından doğru olduğunu düşünüyorum.

Selçuk:  Genel olarak Rock müzik biraz form değiştiriyor gibi geliyor bana. Alt türler ortaya çıkıyor, dallanıp budaklanıyor, bütün dünyada çok daha niş bir hal alıyor. Ben durumun böyle olmasından hoşnutum açıkçası. Türkiye’de de durum aynı şekilde bence. Bu tarza ilgi açıkçası düşündüğümüzden çok daha fazla ülkemizde. Ayrıca İstanbul’dan bu tarzı layıkıyla icra eden ve  beraber çalmak her zaman çok büyük zevk olan Uluru, Humbaba, Destroy Earth, Midvil, Nosiual, Godbud, Eskiz gibi harika gruplar ve dostlarımız var. Gerek yerelde gerek globalde çok kaliteli ve sağlam işler yapıyorlar. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz demek yanlış olmaz bence.

Çıkış kısa çalarınız “Ironiea” 2018 yılında çıktı. Süreci biraz anlatır mısınız?

Selçuk: Ne siz sorun ne biz anlatalım. Gerçek bir yılan hikâyesiydi fakat sonunda yapmış olmaktan gurur duyduğumuz bir iş ortaya çıkarabildiğimizi düşünüyorum. 

Atılım: Çıkış kaydını ortaya çıkaran bütün gruplar gibi biz de süreçte zorlandık. Sonuç olarak bu işleri hata yaparak öğrenmek gerekiyor, biz hata yaparken de oldukça keyif alıyoruz.

 Müziğinize yurt dışındaki Stoner Rock /Psychedelic Rock oluşumlarından ilgi var. Nasıl oldu müziğinizin onlara ulaşması?

Sertuğ: Kısa çaları ilk önce bandcamp üzerinden Selçuk ile İstanbulda tatil yaparken artık yayınlamamız lazım diye sabırsızlanarak yayınladık. Müthiş bir pr ya da reklam süreci düşünmüyorduk. Açıkcası biraz demo gibi olur bizim için diye düşünüyorduk. Daha sonra Amerikalı bağımsız bir radyo kanalı Moorland Hobo’yu listesine aldı. Yurt dışı açısından süreç böyle başladı.

Selçuk: Hali hazırda bu müziğin komünitesi keşfetmeye çok meraklı müthiş bir komünite. Arşivlere girmesiyle youtube üzerinden kanallar da paylaşmaya başladı albümümüzü ve yurtdışı müzik kolektifleriyle bağlantımız kurulmuş oldu. Aslında baya biraz kendiliğinden gelişti süreç.

Kolektif bilinci ve bağımsız üretimi en öne koyduğunuzu söylüyorsunuz. Nedir müzikte bu kavramların önemi?

Selçuk: Kolektif bilinç derken aslında kolektif mücadeleden bahsediyoruz. Bizim jenerasyonun alemetifarikası ait olamama hissiyatının altında buluşabilmek bence. Belki bu çatı altında birleşerek şekilde birbirine ve bir yerlere ait olmak diye düşünüyorum. Üstad müzisyenler de bizim kendi jenerasyonumuzun hep bir arada müzik yaptığını ve birbirilerine yardım ettiğini fark etmiş olacaklar ki söylüyorlar, bizim zamanımızda böyle değildik diye. Çoğumuz zor hayatlar yaşıyoruz müzisyenler olarak, müzik için birbirimizin yükünü paylaşmamız gerektiğine inanıyorum. Müzik açısından yaşadığımız ülke itibariyle zamanın ruhunu ancak böyle yakalayabiliriz diye düşünüyorum. Çok daha derin ve geniş konuşulması gereken bir konu. Şahsen bu noktada Türkiye’nin kolektiflerinin iyi bir durumda olduğunu düşünüyorum, daha da iyi olacağımızı biliyorum. Bağımsız üretim kısmı çok daha derin bir mevzu belli noktalarda. Şöyle söylersem yanlış olmayacak sanırım; bir alt tür ismi olarak değil de özünde ve ruhunda Indie olmak gerekiyor, tepeyi değil yolculuğu ve kendi sesini duyurmayı hedeflemek gerekiyor gibi geliyor bana.

Atılım: Ben şahsen kolektiviteye ve kolektif mücadeleye insanların kendilerini ifade edebilecekleri bir alan açabilme durumuna gelebilmek için oldukça önem veriyorum. Haliyle bu kafada düşünen insan sayısı ne kadar artarsa bu alanı açabilmek o kadar yakın olacak diye düşünüyorum. Öyle anlar geliyor ki bazen fiziksel ve psikolojik olarak çok yoruluyorsunuz. Biz daha yolumuzun başında böyle anlarda bir taraftan iş hayatlarımız diğer yandan kişisel hayatlarımız derken, e zaten ülkenin durumu da belli insan kendine istediğim şey ne, neden böyle bir taşın altına elimi sokuyorum diye soruyor. İşte bu anlarda müziğin içinde olmak ve bizim gibi düşünen ve bize benzer zorluklara katlanan insanları görmek, bizim gibi olan insanlarla zaman geçirmek benim mutlu olmamı ve rahatlamamı sağlıyor. Ben müziğin ve sanatın genel olarak icra edildiği ortaya çıktığı döneme dair en önemli belgeler olarak okunabileceğini düşünüyorum. Biz kendi gerçekliğimizi unutmadan ortaya koyacağımız işlerin bağımsız olması gerekiyor tabii ki.

Ankara müzik sahnesini nasıl buluyorsunuz? Sanatçıların çokluğu ve imkanlar açısından durum nasıl sizce? +İyileştirmeler nasıl olabilir?

Sertuğ: Ankara’daki müzik sahnelerinin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Canlı müzik imkânı olan mekânlar zaten çok fazla değil bununla beraber mekân sahiplerinin bir çoğu da yıllardır faal olan ve belirli mekânına en çok müşteriyi çekeceğini düşündüğü müzik türlerine imkân tanıyor. Aslında biraz güvenli oynuyorlar. İyileştirmelerin olması için mekân sahiplerinin kısa vadeli kar amacı gütme dertlerini bir kenara bırakarak kendi müziklerini üreten topluluklara ve sanatçılara şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ankara’da müziğin yükselmesi bütün müzikle alakalı insanların kazancını bollaştıracağını düşünüyorum uzun vadede.

Selçuk: Ankara güzel bir döneminde bence, Toplumsal gerçekliğimizi unutmadan ve hepimizin ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini hatırlayarak hareket etmemiz işe yarayabilir bu süreçte. Üretimini sevdiğimiz yerleri ve kişileri destekleyebiliriz. Sanat kolektiflerini, bağımsız müzik bloglarını, bağımsız plak firmalarını ve mekanları takibe alıp ana akım dışına kafamızı çevirmemiz bile çok büyük bir iyileştirme olacağını düşünüyorum.  Açıkçası bence müzik yarışma programları dışında çok daha güzel. Ayrıca Artemis Günebakan’ın yerel yeni bağımsız müziğe dair adeta bir kullanım kılavuzu sayılabilecek harika bir videosu var.  Meraklı insanlar için çok yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Önümüzdeki süreçte grubun planları nedir?

Eğer işlerimizden izin alabilirsek ve paramız da olursa gelecek yıla Avrupa turnesi yapmayı istiyoruz. Belki şu sıralar bir şeyler de yayınlayabiliriz.  İroniea’nın fiziksel kopyalarını basacağız ama yakında.

BİZİ TAKİP EDİN

360,152BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,276TakipçiTakip Et
7,983AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL