Şu bizim "Araplar"
FIRAT TOPAL FIRAT TOPAL
Laleli’de bir banka şubesinde çalıştığım yıllardı. O muhiti bilenler çok aşinadır siyahi çalışanlara...
Laleli’de bir banka şubesinde çalıştığım yıllardı. O muhiti bilenler çok aşinadır siyahi çalışanlara. Yıllardır bavul ticareti ve toptan kumaşçıların mekanı olan bu merkez sadece onların değil bir dolu yabancı uyruklu insanın Türkiye’deki geçim kaynağıdır. Sevilen insanlardır genelde, “gariban” olarak bakılan türden. İşte bu topluluğun İstanbul’da kendi arasında düzenlediği bir futbol maçına gitmiştim Feriköy’de. İçlerinde Türkiye’ye futbolu olma hayaliyle gelmiş ama amacına ulaşamamış bir dolu futbolcu da vardı ve tribüne toplanmış 500 dolayında, Afrika’dan gelmiş insanlarla yanyana oturmuş, hatta elime tutuşturulmuş birkaç aylık bir bebeğe de 2-3 dakika da olsa bakıcılık yapmıştım. Hollanda’ya yerleştiğimde ise artık o insanlara içiçeydim ve onlarla tanışma şansı bulmuştum.

Bir insanın sırf deri renginden dolayı zekasının, yeteneklerinin, toplum içindeki yerinin ve bunu da geçtim sosyal haklarının sorgulanma nedenini bugüne kadar hiçbir zaman anlamadım, anlamayacağım da.Türkiye yıllardır, ırkçılığın bu topraklarda görülmediğini, özellikle siyahlara karşı ikinci sınıf bir muamele yapılmadığının iddia edildiği bir ülke. Bir kere şunu ortaya koymak lazım. Bir ülkede ırkçılık sorunu olmasının kanıtı, toplumun tümünün bu yönde bir davranış göstermesi değildir. Birleşik Amerika bu sorunla en fazla boğuşan ülke. İngilizler bugün kısmen azalsa da, Hintlileri de kapsayacak şekilde başgösteren problemle uzun süre meşgul oldular. Ama örneğin, Rus Stadyumları son yıllarda siyahi oyuncular açısından son derece tehlikeli mekanlar oldular. Bundan 15-20 yıl önce bu sapkın davranış bu kadar hissedilir değildi. Hollandalılar yıllardır Surinamlılarla içiçeler ama örneğin ırkçılıkla ilgili en ufak bir hadisede ciddi bir kamuoyu tepkisi oluşuyor. Bir sorunun varlığından bahsetmek için, ülkenin genel olarak eğilim göstermesi gerekmez. Tavır, eğilim ve sosyal bakışın da sorgulanması gerekir.

Arap diyoruz yıllardır siyahi insanlara. Bu laf nereden geliyor, neye dayanıyor bilmiyorum, zira “Arap” denilen toplumla, “Afrikalı” birbirinden tamamen ayrı toplumlar. Kendimize dürüstçe sormamız gereken soru, bu insanları, örneğin ülkemizde yaşayanları nasıl görüyoruz. Klu Klux Klan gibi beyazları kuşanıp bahçelerinde haç yakmıyoruz ama örneğin tribünlerden kendilerine “maymun” yakıştırmasını yapmaktan çekinmiyoruz (buradaki örnek geçtiğimiz haftaki derbiden değil, tribünlerde şahsen tanık olduğum bireysel örneklerden yola çıkılarak verilmiştir). Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’na kadar yükselmiş bir şahıs kendi siyahi oyuncusuna “yamyam” diyor. Daha 24 saat önce adı tüm dünya basını tarafından (haklı veya haksız) ırkçılık söylemlerine karışmış bir takımın resmi TV kanalında bir şahıs, Eboue’nin benzerlerini görmek için bizi National Geohraphic’e yolluyor, eski bir yöneticisi bunu sıvamak için “Eboue’ye maymun denmişse, ırkçılıktan değil, benzediğindendir” diyor. Ortada, bu tür söylemlere geçmişte hiçbir tepki veya ceza verilmemesinden kaynaklanan bir rahatlık var. Zaten özgürlük karşıtı uygulamalar da, karşıdakinin veya toplumun tepkisizliğinden aşırılaşmamış mıdır tarih boyunca. Birilerine “Tepki gösterecek kimse kalmamıştı” dedirtmeden önce gerekli önlemler alınmalı.

Deplasmanıma Dokunma

Bizim lisenin 100 metre uzağında bir pastanemiz vardı. Kantindeki yiyeceklere güvenmediğimizden ve sırf değişiklik olsun diye öğle yemeklerinde oraya giderdik. Bir gün, öğrencilerden birisinin, pastane çevresinde bir taşkınlık yaptığını öğrendik. Okul müdürü tüm öğrencilere o pastaneye gitmeyi yasak ettiği gibi, kapıya da bir bekçi dikip giriş çıkışları denetlemeye başladı. Türkiye’nin en büyük futbol kulüplerine yön veren adamların lise müdürü zihniyetinden farklı davranmasını bekliyorsunuz ama olmuyor işte. Son olarak Ankaragücü taraftarının Eskişehir’e girişini yasakladılar. Yakında İstanbul yönünü de yasaklarlar ve o güzelim “yataklı tren deplasmanı” kültürünü yok ederler. Bu yasak bir aczin göstergesi aynı zamanda. Söz konusu maçlarda taşkınlık yapan ya da toplum huzurunu bozan kişileri belirleyip cezalandırmak yerine, kolaya kaçılmasından başka hiçbir şey değil. Yapılan son “play-off boyunca yasak kalkar” açıklaması ise tam bir komedi. Normal sezonda kavga etmeyin, ama sezon sonu meydan muharebesine açığız. Şahsen ben bir taraftar olarak kurunun yanında yanmaktan bıktım. Öte yandan kendime de soruyorum. Eskişehir’de yaşayan Ankaragücü taraftarının suçu ne? Sahi, Yıldırım Demirören, sen kaç defa motorla Kadıköy deplasmanı yaptın?!