alpertasbeyoglu

Şu Türkiye komik ülke valla!

AK Parti ya da AKP’yi diye bir yazıya başlarken bu ülkede partinin adını nasıl yazdığınızdan sizi hemen bir “çekmeceye yerleştirmeye” meraklıların olduğu bu ülkede “yahu kardeşim onlar kendilerini AK Parti olarak tanımlıyorsa, ben neden o zaman onlara isimlerinin nasıl yazıldığını öğretmek gibi saçma sapan işlere vakit ayırayım” derseniz yandınız. Hemen başlarlar “Ozan, fazla AKP’ci oldu” demeye.

Oysa AK Parti ya da AKP’ye en sert eleştirileri de yapan ben, Türkiye’deki dogmatik ve anti demokratik kafa yapısına sahip çevrelerin uygulamaları nedeniyle AK Parti/AKP konusunda farklı yazılar yazmaya başladım.

Çünkü birçok konuda en sert eleştirdiğim partiyi Türkiye’de yasaklamaya kalkarak bizlerin de savunmak zorunda kalmasını sağlayan ortamda her halde ben de CHP gibi “kapayın oh ne güzel” diye ortalıkta gezmeyeceğim. Tüm yaşamı boyunca anti demokratik uygulamalara karşı kavga vermiş, bedeller ödemiş ve de ödemekte olan bir birey olarak elbette “parti yasaklama” gibi çağdaş olmayan ve demokrasi ile çelişen bir uygulamaya karşı tavır alacağım.

Halkın demokratik bir şekilde seçerek iktidara getirdiği bir partiyi her türlü yönteme başvurarak devre dışı bırakmaya karşı çıkmak AK Parti/AKP’yi savunmak değil, demokrasiye sahip çıkmaktır. CHP gibi “sosyal demokrat olduğu” iddiasında olan ve neyse ki artık buna inanacak saf kimsenin kalmadığı bir dönemde Türkiye’de demokratik değerlere sahip çıkmak gerçekten zor iş!

İşte size bir başka  örnek. Normalde Avrupa Parlamentosu’nda eleştirecek birçok nedene sahip olduğum Yeşiller Meclis Grubu üyesi ve TBMM-AP Karma Parlamento Grubu Eş Başkanı Joost Lagendijk ile ilgili olarak son dönemlerde yazılıp çizilenler ve de söylenenler öyle boyutlara vardı ki, ben artık tüm eleştirilerimi unutup “enişteyi” savunur oldum. Bazıları hem demokrasi söz konusu olduğunda “Türkiye’nin ne kadar demokratik bir serbestlikler ülkesi olduğu” konusunda nutuk çekmeye bayılırlar, hem de bir Avrupalı samimi üç beş laf etiğinde “damat dedik bağrımıza bastık, bizi arkamızdan hançerliyor” diye kıyameti koparırlar.

Sadece “yabancı damat enişte de” değil AB Komiseri Türkiye’yi eleştirdiğinde de kıyamet koparılır.

İşin komik olan tarafı ise ister “enişte” isterse “komiser” olsun dedikleri hep doğru eleştiriler. “yahu kardeşim adamlar haklı, bu tarz anti demokratik uygulamalarla kendi kendimizi rezil etmeyelim” diyeceklerine hemen başlarlar “vay sen bizim işlerimize nasıl karışırsın” demeye.

İşte böyle! Yıllar önce “Türkiye’de işkence var” dediğimizde bizi “vatan haini” ilan edenler bugün “biz en has demokratız Türkiye’de işkence ayıbına son verdik” diye ortalıkta dolanmaktalar.

Demek ki “eniştenin” dile getirdiği doğruların kabul edilmesi için de “eniştenin” daha da yaşlanacağı günleri beklememiz gerekiyor hep birlikte. “Joost Enişte” sen aldırma bunlara!

BİZİ TAKİP EDİN

359,938BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,886TakipçiTakip Et
7,854AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL