Suç Ortakları!
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Son günlerde siyasi analizleri takip etmeyen, memleketin gidişatına dair tartışmalara katılmayan yurttaşların sayısı artmış gibi görünüyor. Demokrat Parti döneminde Vatan Cephesine ‘katılanları’ dinlemekten gına gelen muhaliflerin Radyo Dinlemeyenler Cemiyeti kurması gibi bugün de haber seyretmekten kaçınan azımsanmayacak bir kitle var. Saray’ın her vesileyle kitlelere ‘had bildirmesinden’ usanan, iktidar kalemşorlarının ekranlarda tehditkâr bir üslupla gündem yorumlamasından bıkan, çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenazelerini seyretmeye sabrı kalmamış nice insan kendini ‘siyaset dışı’ işlerle oyalamakla meşgul. Bu son tahlilde iktidarın işine gelen bir durum çünkü politikadan böylesine bir kaçış genellikle siyasi umutlarının azaldığı dönemlere denk düşer. Bireysel düzlemde kendini korumak için başvurulan yöntem bir süre sonra bireyi aşarak çoklukları pençesine alır. Türkiye’nin bu konjonktüründe politik kayıtsızlığın ve sinizmin yayılmasına seyirci kalamayız. Çünkü ufukta hepimizin geleceğini doğrudan etkileyecek bir anayasa referandumu süreci var.

Saray-Bahçeli İşbirliği

AKP anayasa yapım ve pi-ar sürecini hızlandırdı; başlangıçta sözü verilen mutabakat arayışı çoktan rafa kalkmıştı zaten. Saray için önemli olan, AKP’nin içeride fire vermeden başkanlık sistemini merkeze alan bir anayasayı süratle hazırlatması. Çatışmaların zirveye çıktığı günlerde anayasa taslağı son halini alacak. Ancak Saray daha şimdiden referandum için gerekli 330 sayısını bulmak adına gereken ne varsa yapılıyor! Saray’ın HDP’li vekillerin fezlekeleri konusundaki ısrarı sadece AKP’liler değil MHP’liler tarafından da kabul görmüş gibi. MHP’lilerin dokunulmazlıkların kaldırılması için geçen hafta AKP’ye sunduğu öneri paketi öncelikli olarak ‘terörle ilişkilendirilen’ vekilleri hedef alıyor. Yeni bir anayasa hazırlanırken dokunulmazlık konusunun şimdi ‘çözülmek’ istenmesi, 7 Haziran’dan bu yana AKP-MHP örtük koalisyonunun devamı için bir aşama olmaktan öte bir şey ifade etmiyor.

“Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın”, Bahçeli grup toplantısında kürsüden bu sözleri söylerken mahkemelik olan kurultay süreci için kararın çıkması çok yakındı. Bahçeli, MHP içinde 1 Kasım’dan sonra daha da belirgin hale gelen muhalif dalgayı bastırmak için her yöntemi denedi. Buna rağmen mahkemeden kurultay kararı çıkınca Bahçeli’nin ciddi bir koltuk endişesine düştüğü görülüyor. Son süreçte Bahçeli, Saray ile aynı dili konuşarak parti içindeki kargaşadan Saray’ın zımni desteğiyle kurtulmak istiyor. Davutoğlu’nu eleştirirken Erdoğan’a neredeyse hiç yüklenmemesi hatta ABD ziyareti sırasındaki protestoları ve ABD’nin tavrını sert bir dille tenkit etmesi rastlantı değil. Saray’ın çok sevdiği ‘paralel ile mücadele’ korosuna Bahçeli alenen katılmış durumda; hatta en güçlü rakip Akşener epey zamandır cemaat ile ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Havuz medyası Akşener’e karşı Bahçeli’den yana! Sarayın Bahçeli ile ya da Bahçelisiz MHP’den referanduma destek çıkacak vekil devşirme planını ilk sırasına koyduğu aşikar. PKK ile mücadelede vites arttırılmasının bu büyük planla bağlantısı var.

Tam Saha Baskı

İktidar, muhtemel referandumda hayır cephesini örecek aktörlere karşı da boş durmuyor. TMMOB, Eğitim-Sen ve TTB başta olmak üzere demokratik kitle örgütlerini itibarsızlaştırmak ve etkinlik alanlarını daraltmak için yeni yöntemler tezgahlanıyor. Muhalif demokratik kitle örgütlerini ‘darbe ürünü’ olarak göstermek bu sürecin bir parçası. Anti-demokratik uygulamalara karşı sesini yükseltebilen az sayıda kitle örgütünün susturulmaya çalışılması üyelerinin baskı altına alınmasıyla eşanlı ilerliyor. TTB’li doktorlar mülki amirlerce görevden alınıyor, Eğitim-Senli öğretmenler sürgüne gönderiliyor. Kamuda AKP’li olmayan kamu personeline uygulanan yıldırma politikası salt bir mobbing değil ötesinde devletin Saray merkezli yeniden yapılandırılma sürecinin bir uzantısı.

Son Viraj

Son virajda kimin gerçekten kimin sonradan demokrat olduğu ortaya çıktı. ‘Ortalık tekinsiz’ deyip arazi olanlar, Ensar vakfına göğsünü siper edenler, göçmen pazarlığındaki pespayeliği görmeyip misafirperverlik hikayeleri anlatanlar, Türk tipi başkanlık pekâla olur diyenler, durumdan vazife çıkarıp öğrencisini ihbar edenler ve daha niceleri bu ülkenin uçuruma sürüklenmesinin suç ortaklarıdır. Bu şartlar altında sonuna kadar haykırılması gereken şey yalnızca suç ortaklarının iştirak edeceği bir anayasa dayatmasına karşı çıkmanın demokratik bir görev olduğudur. Özgürlüklerin sistematik olarak ayaklar altına alındığı bir ülkede ne demokratik bir anayasa yapılır ne de laiklik yaşatılabilir.