Suçlu bulundu: ‘Sapık’ öğretmenler!
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT
30 Ekim 2005 tarih
30 Ekim 2005 tarihli Hürriyet gazetesinde Enis Berberoğlu, Başbakan'la uçakta yaptıkları bir söyleşiyi yazdı. Erdoğan, Malatya Çocuk Yuvası' ndaki gelişmelerden yola çıkarak, bu kurumda ne tür değişiklikler yapılacağını Berberoğlu'na anlatmıştır. Başbakan'ın tutumu, bize, ''Ne yaparız da burada istediğimiz değişiklikleri yaparız'' diye kara kara düşünürken, dayak görüntülerinin ona bu fırsatı sunduğu izlenimi verdi. Bakın, Başbakan ne diyor:

''Bakın kız-erkek bunlar bir arada yaşıyorlar, bir arada barındırılıyorlar. Biz bunları ayırıyoruz, bir arada yaşamaları mümkün değil. Kızların bulunduğu yuvalarda asla erkek müdür veya öğretmen olmayacak. Tamamen bayan öğretmenler, bayan idarecilerle barınacaklar. Belirli bir yaşı falan yok, hepsinde, neden belirli bir yaşı olsun. Ben kadın idareciye güvenmiyor muyum, güveniyorsam onu oraya koyarım. Ben olaya çok daha geniş perspektiften bakıyorum. Çünkü gittiğim yerlerde yaşadığım, gördüğüm bazı şeyler var. 0-6 yaş grubuna bakmayın. Bunun üstündeki yaş gruplarına bakın. 13-14 veya 18. Bu yaşlara kadar gelen, yetişmiş olan bu kızlarımız, bakıyorsunuz öğretmenleri erkek. Her türlü şey olabiliyor. Bunları duyuyoruz, var zaten bunlar. Şu anda benim bakanımın bundan dolayı görevden alıp yargıya sevk ettiği kişi bir bakıyorsunuz yargıdan dönüyor. Bunlar tabii işimizi zorlaştırıyor.''

Başbakan'ın yuvalarda kızlarla erkeklerin bir arada olmasında sakınca olduğuna ilişkin sözleri, karma eğitim yapılmasından ötürü Köy Enstitüleri'ni eleştirenlerle tersine bir simetri içinde. O dönemde ortaya çıkması istenmeyen ''başarı'' ydı, bugün ise Başbakan'ın başka noktalara çektiği gerçek bir fiyasko var... Erdoğan, sanki görüntülerde çocuklar birbirini taciz ediyormuş gibi çözümler üretiyor.

Çocuklar dayak yerken öğretmenleri de ''dövmek'' birilerinin işine geliyor olabilir. Ama nedense şunu kimse söylemiyor: SHÇEK'e bağlı yurtlarda öğretmenlik yapan kişiler, Milli Eğitim Bakanlığı' nın bir öğretmende aradığı bütün şartları taşıyor. Kısacası, onlar da öğretmendir. Çoğunlukla bu kuruma bağlı toplum merkezlerinde etüt öğretmeni olarak görev yapıyorlar.

Kaldı ki sınıfları sadece kızlardan oluşan birçok kız meslek lisesinde de öğretmenler Erdoğan'ın belirttiği yaş gruplarındaki çocuklarımıza öğretmenlik yapmaktadırlar. Veya sadece erkek öğrencilerin bulunduğu (yine aynı yaş grubundaki çocuklarımızın bulunduğu sınıflarda) kadın öğretmenler görev alıyorlar.

Erdoğan'ın sözleri, SHÇEK bünyesinde görev yapan öğretmenleri, açıkça sapık ilan etmektedir. Benzerler uygulamaların Milli Eğitim bünyesinde de olduğu düşünüldüğünde kız öğrencilerin bulunduğu sınıflara giren öğretmenlerin de Başbakan'ın sözlerinin kapsamına girdiği açık. Zaman zaman cinsel taciz, okullarımızda da olmaktadır. Bu durumda bütün okullarda karma eğitimi kaldırmak mı çözüm olacak? İnsanın ''fikri ne ise zikri de odur'' diyesi geliyor. Suçun ve cezanın bireyselliği hukuk devleti olmanın temel şartı. Sayın Başbakan, isim vererek suçu ve suçluyu gösterebilir, deşifre edebilir. Başbakan, öğretmenlerden bir an önce özür dilemeli.

Nazım ve Necip Fazıl
MİLLİ Eğitim Bakanlığı yetkilileri, bizi önyargılı olmakla suçluyor ve “hiç mi iyi bir şey yapmıyoruz” diye soruyorlar. Bir tane bulup çıkardık. Biliyorsunuz Lise Türk Edebiyatı dersinin kitabı yok. Bu nedenle Talim ve Terbiye Kurulu’nda sınıflarda okutulacak etkinlikler kabul ediliyor. 9. sınıflar için son kabul edilen “şiir dili” etkinliğinde, Nâzım Hikmet'in “Salkım Söğüt” şiiriyle Necip Fazıl’ın “Ayrılık Vakti” şiiri yan yana veriliyor. Darısı, komisyonlarda yazımı süren 6. sınıf Türkçe kitabına...

Ya YİBO ve PİO’lar?
Malatya Çocuk Yuvası'ndaki vahşeti uygulayan ve bunu önleyemeyenler, Atatürk'ün ''Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir'' sözünü çürütmek için çalışmışlar gibi.

Bu korkunç tabloyu, Başbakan'ın, önceki dönemlerden beri süregelen olaylar olarak sunması çok ilginç. Hazırladığı acil eylem planında, Türkiye'nin sorunlarını 3 aylık, 6 aylık ve bir yıllık süreçte çözmeyi vaat eden bu hükümet değil mi? Tehlike çanları Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO) ve Pansiyonlu İlköğretim Okulları (PİO) için de çalıyor. Önümüzdeki günlerde buralarda ciddi sorunlar yaşandığı ortaya çıkarsa, Başbakan bu kez de önceki hükümetleri suçlayarak sorunun 8 yıllık kesintisiz eğitimle başladığını mı söyleyecek? Oysa sorunları çözmesi gereken hükümettir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki yatılı okullara acil çözümler bulunmalı.

Unutmayalım, yatılı okumayan çocuklar, dersleri bittikten sonra ailelerine kavuşuyor ama YİBO ve PİO'larda okuyan öğrencilere yönelik ciddi psikolojik destek gereksinimi var. Harekete geçmek için ille de şiddet görüntülerinin televizyonlarımıza dolması gerekmiyor, bakanlığın elindeki raporlara göre bu çocuklar ailelerinden uzakta ve mutsuzlar. Üstelik bu, şiddet uygulayan görevlilerin değiştirilmesi gibi pratik çözümleri olmayan bir mesele. Zaten bu okullarda şiddet uygulandığına ilişkin bir tespit yok, sorun, koşulların yetersizliğinde.

Eğer bakanlık Malatya'dan kendine bir ders çıkarmak istiyorsa bir an önce yatılı okullara el atmalıdır. Elbette bu okulda canla başla çalışan eğitimciler olduğunu biliyoruz, ama konu, onları da çok aşan sorunlar içeriyor. Harekete geçilmezse önümüzdeki dönemde bu kez YİBO ve PİO'lardan rezaletler önümüze düşebilir. O zaman suçlu olarak ''sekiz yıl'' reformunun gösterilmesi hiç de inandırıcı olmaz.