Süper rant ligi
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Son TV yayın ihalesini beş yıllığına 500 milyon dolar artı KDV ile Katarlı (!) Digitürk kazanmıştı. Şu an KDV dahil 600 milyon dolar desek 2.256 milyon TL yapıyor. Bunu bir kenara koyalım, çünkü her şeyi tetikleyen bu anlamsız (!) meblağdır.

1990’lı yıllarda başlayan yayın geliri ihalesiyle futbol artık oyun olmaktan çıkıp araçsallaşan bir sektör haline geldi. Buradaki para iştah kabartıcıydı ki; hiçbir zaman futbola böyle bir kaynak aktarılmamıştı. Haliyle bu kadar büyük meblağın da misafirlerinin olması kaçınılmazdı. İllegal örgütlerin futbola çöreklenmesi uzun sürmedi. Özellikle bahis sektörü ve onun illegal yapısı futbolun içine girdi. Ama ne girdi!

Her bakımdan açık pozisyonda olan, hatta bilerek açık pozisyonda bırakılan futbolun kendini koruması imkânsızdı.

Zaten ne olduysa bundan sonra oldu.

Futbol artık bir spor oyunu olmaktan çıkarak, bir azınlığın para kazanma alanı haline getirildi. İşin kötü yanı bunun sistematik bir kurgu haline getirilmesiydi.

Tabii para bu kadar kocaman olunca, olaya hemen bir menajerlik kisvesi adı altında giren komisyoncu abiler, paradan komisyon almanın ve bunu yasal statüye sokmanın donanımları ile sürece dahil oldular. ‘Çantacı’ Cin Aliler!

Menajerlik ve bahis oyununun futbola girme zamanı ile futbolun bitip rantın başladığı dönem aynıdır.

İşin komik yanı; herkesin son derece mutlu olduğu bir dönemdir. Çünkü alan memnun kazanıyor, satan memnun kazanıyor, kaybeden sonuna kadar futbol oluyor ki; bu kimsenin umurunda da değil zaten.

Sistem yüksek meblağlarda transfer parası ödenmesi üzerine çalışıyor.

Sırf bu kazanç yüzünden tüm altyapıları bitirdiler. Altyapıdan A Takıma çıkan oyuncunun nitelikleri değil, kazandıracağı komisyon ön plandadır. Üç yüz bin liralık komisyon ile kimse ilgilenmez. Bu zihniyetten dolayı ayak bağı olan altyapılar kapatılmalı zaten, hiç olmazsa bu konuda dürüst davranılmış olunur.

Ödenen paralara bakın, uçmuş durumda. Neden mi? Komisyonun yüksek olması gerekiyor çünkü. İşlem hacmini belirli bir seviyede tutmak gerekir ki; komisyon kayıpları yaşanmasın ve üst seviyelerde kalsın. Madem 600 milyon dolar gelir var ona göre de gider olmalı!

Türkiye’de şu an milyon avroluk kaç oyuncu var, yetenek olarak belki yok ama olmak zorunda! Komisyondan para kazanılacak. Yabancı kontenjanının artması ve onlara ödenen paralar sistemin nimetleridir.

Kulüpler zaten dernek statüsünde, ee şirket de derneğin zaten, o zaman gelsin borçlar, gelsin paralar.

Borç derneğin, borç şirketin, şirket derneğin sorumlu bir tek Allah’ın kulu yok. Ama inanılmaz zenginleşen bir azınlık var?

Bir tane sorumlu çıkmaz mı?

Her başkan zaten kongrede ibra ediliyor, yok olmasa da yeni başkanlar diğer başkanları kurtarıyor.

Paranın nasıl döndüğü ile ilgili bir resmi prosedür olmadığı için paraların bir yere gidip, bir yerden gelmesinden de kimse sıkıntı duymuyor.

Hani şeffaf muhasebe, hani finansal fair play falan bunlar bizi değil UEFA’yı bağlayan prosedürler.

Olcay’a Trabzonspor’un verdiği parayı düşündüğümüzde sorun yok. Türkiye’deki futbol adına ve Trabzonspor kulübünün misyonu açısından baktığımızda sorun çok.

Ne Olcay bu kadar para verilecek donanımda, ne de Trabzonspor bu kadar para verebilecek durumda.

Türkiye’de futbolun, futbolcunun ve teknik direktörün kaliteleri ortada, kimse kimseyi kandırmasın. İkinci sınıf bir yapının debelendiği bir alandır futbol. Ama ödenen paralar birinci sınıf, aradaki kaçak çok büyük.

Bu paralar bizim için bedel, onlar için ranttır.

Tabii ki bunun algı oyununu kurgulayan yorumcular ve yazarlar bu sürecin en kaliteli katilleridir. Karşılığı ne olursa olsun, bu kadar açık yetersizlik altında bu yapı savunulamaz. Ama hiçbir bilginin öneminin olmadığı bir alanda, bu kadar eksik yorumcu ve yazarların olması özellikle (!) bu sisteme yardım etmek içindir. Herkes bereketli yapıdan nemalanıyor.

PISA, futbol bilgisi ile ilgili değerlendirme yapsa, sanırım okuduğunu anlamadaki yetersizlikten daha beter bir sonuç ortaya çıkar. Ne yöneten, ne oynatan, ne oynayan, ne yazan, ne konuşan yüzde onu bile tutturamazlar.

Bakmayın bu kadar kalabalık göründüklerine, hiç birinin sahip olması gereken bilgisi yok ama hepsinin beklentisi tekdir. Buradaki en kötü şey ise bilginin geçerliliğini yitirmiş olmasıdır. Ayrıca kimsenin böyle bir kaygısı da yok.

Olan sadece ve sadece başkan taraftarına değil, takım taraftarlarına olmaktadır.

Takım taraftarı, özel duygusal bir yüklemeye maruz kalan gruptur. Tuttukları takımın hepsi için önemi çoktur. Çünkü hepsinin tepkisel sorumlulukları aynıdır. Arma ve renkler üzerine kurgulanmış duygu sadakati onları ayrıcalıklı kılmaktadır.

Süreç içinde tek sömürülen kesim sadece takım taraftarlarıdır.

Bu işte herkes kendi payına nemasını alırken, takım taraftarları sürekli takımları için maddi, manevi bedel öderler. Yaşamlarına katacakları anlam; armanın ve renklerin başarılarıyla eşdeğerdedir.

Peki diğerleri?

İşte başkanların durumu.

Aziz Yıldırım’ın, beraberlik sonucunu taktiksel sorunlar ve kaçırılan gollere değil de, terörle eşdeğer tutarak siyasi makamından yardım istemesi, aslında çok şeyin itirafıdır.

Futbolda iradelerini nasıl kaybettiklerini ve futbolu kaygılarından dolayı siyasetin emrine nasıl verdiklerinin itirafıdır.

Acı olan; arkalarında fedakâr 20-25 milyonluk taraftar desteği olan başkanlar bunu yapmaktadır.

Daha çıkış tünelinde tüm maçları kaybediyoruz!