Suriya
HÜSEYİN AYGÜN HÜSEYİN AYGÜN

Skyes-Picot denilen anlaşmalarla geçen yüzyılın bu yıllarında Suriye kuruldu; Şam ülkesiydi, 4500 yıllık geçmişi vardı. Süryaniler yaşadığı için Suriye adını aldı. Lübnan bir zamanlar Suriye’ydi, orada harabe Sur şehri vardı, adını ondan aldı, evvelden Asurlar vardı, Asurya zamanla Suriya oldu, Nuh’un oğlunun adı Şam’dı, Suriye onun mirasıdır, Aramice Şaam, onurlandırılmış demek, Suriye onların bakiyesidir, şeklinde türlüsü bitmez rivayetleri var, tarihi ve namına dair.

Bu dincilerin diline doladığı Nusayriler, Şam ülkesinde yaşayan kadim topluluklardan birinin adıdır. Hani, Nusayriler farklıdır, Aleviler farklıdır, teraneleri var ya, işte o Nusayrilerin kurucu lideri Muhammed Bin Nusayr denen bir adamdı. Abbasi döneminde yaşardı, İmam Askeri’nin yakın dostuydu. Nusayr içinde yaşadığı Şiilerin ileri gelenleriyle Kuran, tefsir ve diğer bitmez tartışmalarda ayrı düşünmeye başlayınca, bugün bizim Alevilik olarak bildiğimiz inanç ve yolun temellerini attı. Dinin her şeye karıştırılmasına, doğmatikliğe karşıydı. Ortadoğu’da laik damarlar varsa hala, bir sebebi de işte bu Nusayr’dır. Arap kaynaklarına göre ilk laik devlet Halep’te kuruldu, Hamadani devletinin esin kaynağı işte bu Muhammed Bin Nusayr idi. Dincilerin, Türkiye Alevilerinden ayırmak için üzerinde türlü propagandalar yaptığı Nusayriler, Suriya’da bir aydınlanma meşalesiydi.

Suriya Asurlar, Kildaniler, Finikeliler, Aramiler, Hititliler, Sünniler, Türkmenler, Kürtler, Aleviler yurduydu. Kim Arap, kim Kürt, kim Hırıstiyan belli değildi. Arapçanın en iyi şairi Ahmed Şevki Kürt, Kürtlerin her şeyi Halil Cibran Hırıstiyan’dı. Yaşayan en büyük şairlerden Adonis Alevi’ydi. Ticaret ata-dede meslekleriydi. Haçlılar Şam ülkesinden girdiler Filistin’e, Yavuz Kahire’ye varmadan Halep ve Şam’ı ele geçirdi, üstelik Türk kökenlilerle savaştı, Hz. Muhammed daha on üç yaşındayken Şam’a geliyordu, ticaret kervanları içinde bir çocuktu daha, Hırıstiyanlık Şam’dan yayıldı dünyaya, İpek Yolu Şam’dan geçerdi, Şam’ın Arapçası Dimaşk, Latincesi Damascus ipek anlamına gelirdi zaten.

Ermeniler 1915’te canlarını buraya atarak kurtardılar, kurtardıkları kadar. Pavlus burdaydı. Malule’de insanlar hala ilk Hırıstiyanların dili Aramice’yi konuşur. İsa bu dille öğretisini yaymıştı. O kadar tarihi bir yerdi ki, 2001’de Papa Jean Paul Şam’a gelip, bu Malule’yi ziyaret etti, Şam’da Emevi camisinde dua eden ilk papaydı da. El Nusra İsa’dan binlerce yıl sonra, gece yarısı bastı Malule’yi, 2013’te iki kez saldırdı buranın sakinlerine, kiliselerini yaktı, papaz ve rahibeleri esir ve cariye aldı, El Nusracılara göre bu insanlar kafir ve öldürülmeleri helaldi. İsa’nın torunları binlerce yıl sonra İsa’nın bin beterini yaşadılar.

Şam ülkesi otuz yıl evvelden de saldırılara uğradı. IŞİD ve El Nusracıların ağabeyleri Hama ve başka yerlerde sayısız isyan ve saldırı gerçekleştirdi. Propagandaları, Zalim Nusayriler Sünnileri eziyor, idi. Karşılıklı çok can çıktı, kan aktı. Müslüman Biraderler baba Esad’ı deviremediler, yenildiler. Bu saldırıları Hafız’ın Sovyetler Birliğine yaklaşmasını kabul edemeyen batılılar ve Arap petrol şeyhleri finanse ediyordu.

Şam ülkesi yeni bin yılın başında yine hedef oldu. Dünyanın her yerinden geldiler. Ta Kanada’dan, hiç kimselerin haritada yerini bilemeyeceği Komor Adalarına kadar yüzbinlerce cihatçı, ellerinde en modern silahlar, tarih öncesi paslı kılıçlar ile daldılar Suriya’ya. Kiliseler, camiler, tarihi binalar, heykeller yıkıldı, insanlar kesildi, Yavuz’un Mısır seferinde akıttığının yüz misli kan döktüler, zeytinleri, hurmaları yağmaladılar, çocukları kaçırdılar, kadınları pazarlarda sattılar, ipek ve kumaş toplarını yaktılar.

Emevi camisinde iki ayda namaz kılma rüyası görenler ve efendileri yenildi. BM toplantısında üç gün evvel biraraya gelen liderler bu durumu resmileştirdiler. Artık Adonis belki bir güzel şiir yazar, Halil Cibran’ın ruhu kanatlanır, Nusayr bin yıldır yattığı mezarında güler, Malule’de yıkılmış kiliseler tamir edilir, Şam’da ağaçlar çiçek açar, Suriya yaralarını sarar.