Suriye nasıl bu hale geldi?
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Suriye neden ve nasıl bu hale geldi? Yüz binlerce ölüme, milyonlarca kişinin yerini yurdunu terk etmesine, bir jenerasyonun toptan yok olmasına, kentlerin İkinci Dünya Savaşı’nı aratmayacak şekilde yerle bir edilmesine yol açan savaş 2011 baharında başladı.

Prag Baharı’ndan aparılarak “Arap Baharı” adı verilen olaylar silsilesinin bütün bir bölgeyi kuşattığı kaos ikliminde Suriye de Ortadoğu’daki emperyalist restorasyona eklemlenmek istendi. Kuzey Afrika’dan Akdeniz’e oradan da Aden Körfezi’ne uzanan Arap coğrafyasında “Ilımlı İslamcılar” iş başına getirilerek, bölge yeni bir dizayna tabi tutulacaktı.

İşte bu noktada AKP’nin rolü kritikti. AKP kendi dönüşümünü bölgedeki İslamcı hareketlerin en örgütlüsü olan Müslüman Kardeşler’e (İhvan) aktaracak, yol gösterici olacaktı. ABD ile ilişkilerdeki ‘model ortaklık’ tanımı, doğrudan bunu ifade etmek üzere geliştirilmişti. Yani AKP’nin bir yandan ABD’ye ortak olması diğer yandan da bölgedeki İslamcı hareketlere ‘model’ olması bekleniyordu. AKP, bu rolünü aslında 2011’e kadar sürdürmeye devam etti.

Suriye bu denklemin anahtar ülkesiydi. Mısır’dan Tunus’a, Libya’dan Yemen’e müesses nizamların yaşadığı alt üst oluşlardan cesaret alan ABD öncülüğündeki Suudi Arabistan, Katar, Körfez emirlikleri ve Türkiye ellerini ovuşturarak Suriye’yi de bu döngüye eklemlemek için kolları sıvadılar.

•••

Hayata geçirilmek istenen “devrim ihracı”nın ilk kıvılcımı Mart ayında Ürdün sınırındaki aşiretler bölgesi Deraa’da çakıldı. Liseli gençlerin duvar yazılamaları nedeniyle gözaltına alınmasını fırsat bilen radikal İslamcılar on yıllardır çekilmek zorunda kaldıkları yer altından çıkarılarak bir kez daha piyasaya sunuldular.

‘Barışcıl gösterilere rejim ateş açarak cevap verdi’ bahanesiyle ülke kısa sürede dört bir taraftan kuşatıldı. Bir yandan radikal İslamcı grupların sevkiyatı yapıldı öte yandan silahların. Göstermelik muhalif toplantılar düzenlendi, ordudan koparılan subayların kanatları altına serpiştirilen İslamcı militanlardan oluşan ‘Özgür Suriye Ordusu’ kuruldu.

Ülkenin dört bir tarafında silahlandırılan “muhalifler” kısa sürede birbirinden kanlı katliamlara imza attı. Bir taraftan ülkeyi kan gölüne çevirirken, öte yandan da Libya’dakine benzer bir dış müdahale için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Kirli bir savaş mekanizması devredeydi artık. Körfez’deki Vahhabi monarşilerin ideolojik yörüngesindeki Selefi militanların Suriye’ye ‘demokrasi ve özgürlük’ götürmek istedikleri yalanı büyük medya kampanyaları eşliğinde zihinlere boca edildi.

Ülkenin güneyindeki Deraa’da başlayan saldırılar Hatay sınırındaki Cisr üş Şuğur’da yüzlerce askerin öldürülerek Asi Nehri’ne atılmasıyla doruğuna çıktı. Ülke hızla geri dönülmez bir aşamaya evrilirken, Türkiye, Ürdün, Lübnan sınırlarından akın akın radikal İslamcı cihatçılar ülkeye doluşturuldu.

Çatışmalar kısa bir süre içerisinde kanlı bir ‘vekalet savaşı’na dönüştü. Bir tarafta ABD liderliğindeki Batılı emperyalistlerle onların bölgedeki müttefikleri, diğer tarafında ise Rusya’nın omuz verdiği Suriye, İran ve Hizbullah’tan oluşan “direniş cephesi” yer aldı.

•••

Yeni Osmanlıcılarla, Sünni Arap ülkeleriyle bunlara vekalet veren ABD üç beş aya rejimin düşeceğini muştuluyordu. Öyle ki Suriye’deki kaosa ilk günden bu yana müdahil olan yeni Osmanlıcılar bütün özgüvenleriyle “Üç günde Şam’ı alıp Emevi camisinde namaz kılmak”tan bahsetmekten dahi imtina etmiyorlardı!

Vekillerle, vekalet verenlerin hesapları tutmadı. Çok aktörlü bir savaşın sahnesi olan Suriye düşmedi. Aylar ayları, yıllar yılları kovaladı, ancak istenilen “zafer” bir türlü gelmedi. Rejim tüm gücüyle direndi.

Direniş artıkça radikal İslamcı cihatçıların sayısı da başvurdukları şiddetin dozu da arttı. Tam da bu aşamada IŞİD sahneye çıktı. Kısa sürede sadece Suriye’de değil Irak’ta da önemli kentleri ele geçirdi. Kontrol altındaki topraklarda halifelik ve kendi İslam devletini ilan etti. Diğer tarafta da Kürtler üç kantonda kendi “de facto yönetimleri”ni ilan etti. Suriye artık üç parçalı bir ülkeydi.

Suriye devletinin ‘vekalet savaşı’yla düşmeyeceği anlaşılınca vekalet verenlerin kendileri devreye girdi. ABD’den İngiltere’ye, Fransa’dan Katar ve Suudi Arabistan’a kadar onlarca ülke çeşitli şekillerde bizzat savaşa dahil oldu. 30 Eylül 2015 tarihinde Rusya’ya uçaklarının Suriye semalarında görünmesiyle ‘vekalet savaşı’nın da sonuna gelindi. Suriye artık açık bir ‘paylaşım ve hegemonya’ savaşının sahnesiydi. Kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı, tarihin gördüğü en kirli savaşlarından birisi yaşanmaya başlandı. Ve olan Suriyelilere oldu. Ülke perişan, halkı perişan, şehirler harabe, milyonlar göçebe!