Suriye’ye bakın…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Geçen günkü yazısında, Guardian köşe yazarlarından Simon Jenkins, başlıktaki iki sözcüğün arkasını “ve dünya savaşlarına yol açmış olan bütün unsurları görebilirsiniz” diye getirmişti.

Kaç gündür dünya “Ne yapacağı kestirilemez” denilen bir adamın tweetleriyle hop oturup hop kalkıyor. Önce, “Hazır ol Rusya çünkü füzeler geliyor” diyen, daha o tweeti okuyacak kadar zaman geçmeden ikincisini sallayıp Rusya ile ilişkilerin kötü olmasına gerek olmadığına hükmederek “Birlikte çalışmalıyız. Silah yarışını bırakalım” diyen bir adam…

Ve onun ağzına bakan İngiltere, Fransa

2003’te Bush’la sidik yarışına girerek Irak’a saldıran “solcuTony Blair’in koltuğunda şimdi muhafazakâr May oturuyor. İktidarı bir çoğunluğa da dayanmayan May, kabinesinin tüm bakanlarını konuşturduğu bir toplantıdan, “Esad’ın Duma’daki kimyasal saldırısının cezasız kalmaması” kararını çıkarttı. O cezayı, Fransa ve ABD ile işbirliği içinde keseceklermiş!

Kanıtlar var, kanıtlar” diye bağıran Fransa’nın Macron’u da, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde Suriye’yi vuracak menzilde konuşlu Cruise füzeleri yüklü uçaklarına yol vermek için sabırsızlanıyor.

Şu kanıtlar nelerdir? Dilinizden düşürmediğiniz kanıtları elinize alıp dünyaya da gösteremez misiniz? Hadi kimyasal silah izi buldunuz, onu Esad’ın kullandığı sonucuna nasıl vardınız? Tam da Duma’da kontrolü sağlamış ve oradaki son muhaliflerle de çekilmeleri konusunda anlaşmışken, Esad’ın kimyasal silah kullanmak için ne gibi bir gerekçesi olabilir? Neden uluslararası uzman kuruluşların araştırmalarını yapıp kanıtları toplamalarına zaman tanımıyorsunuz? Tut ki saldırıdan Esad sorumlu olsun, size ceza kesme yetkisini kim verdi? Ceza kesilecekse bunun uluslararası hukuk çerçevesinde olması gerekmez mi?

Emperyalist dünyanın gerçekleri karşısında bunlar naif sorular, biliyorum. Ama yine de yüksek sesle sorulması, dünya kamuoylarının gündemine taşınması gereken sorular.

Belli ki, şimdi savaş tamtamlarını çalan ABD, İngiltere ve Fransa’nın “sivil” liderleri dünya kamuoylarının “balık hafızalı” olmasına güveniyorlar. Irak işgali öncesi kanıt kanıt diye bağırmalarını, o “kanıtlara” dayanıp giriştikleri savaş sonucu milyonların ölümünü ve bugün hâlâ dünyanın o “kanıtların” yol açtığı savaşın acılarını çektiğini unuttuğumuzu varsaymasalar bu kadar cüretkâr olmazlardı!

Bu riyakâr ve cüretkâr “sivil” liderlere bakınca, dünyanın huzuru ve barışı adına sivillikten kuşku duymamak mümkün değil.

Trump’ın tweetleri peşine takılıp savaşa atlamaması için İngiltere’de May’i eski M16 yöneticileri uyarıyor. ABD’de Trump’a “Yavaş ol, bak Cenevre süreci var savaşı sonlandırmak için” diyen Pentagon’un patronu Savunma Bakanı Mattis.

Onlar, şimdi Esad’a diye fırlatılacak füzelerin İran’a ve Rusya’ya da değebileceğini, savaşı yayabileceğini, bölgedeki en önemli müttefikleri İsrail’in güvenliği açısından da sorunlar çıkabileceğini öngörüyorlar.

İçeride sıkışmış liderler histerik dilleri ve tweetleri ile dünyayı geçmişte defalarca çekilen acıların batağına sürüklerken, şimdi halkların ve savaş karşıtlarının seslerini yükseltmeleri gerek.

Şimdi!

İş işten geçtikten sonra değil. Blair ve Bush’un Irak saldırganlığına karşı Londra sokaklarını dolduran 1,5 milyon insan bugün sesini yükseltse, Jeremy Corbyn İşçi Partisi’ni Blair’in günahlarından da arındırmak için harekete geçirse, Trump sadece tweet atmaya devam edebilir, füze değil!

Füzelerin bölgemizde ne diktatörlükleri devirebildiği, ne de demokrasi getirebildiği tecrübeyle sabit. Bölgeyi daha fazla kana bulayacak savaş hamleleri de en fazla Türkiye’nin canını yakacak.

Dünya savaşlarının dünyaya nelere mal olduğunu bilmek ve tarihten ders almak için onları yaşamış olmamız gerekmiyor.

Suriye’ye bakınca “dünya savaşlarına yol açmış olan bütün unsurları” görebiliyorsak, sadece ne yapacağı kestirilemeyen bir adamın tweetleriyle hop oturup hop kalkmakla kalmayıp, savaşa karşı ayağa kalkmamız gerek. Dünyanın her yerinde!