Tahribat
ÖZLEM KÜÇÜK ÖZLEM KÜÇÜK

Kadın tuvaletleri hep erkeklerden daha doludur. Uzun sıralar, dakikalarca beklemeler… Bu genellemenin tersine döndüğü az yer vardır, biri de tribündeki kadınlar tuvaletidir. Sıra neredeyse yok gibidir. Şaşırtıcıdır. Beni daha çok şaşırtan şey ise çok uzun yıllar önce deplasman tuvaletine girdiğimde gördüğüm manzaraydı. Zaten bin bir zahmet ile girdiğimiz tribün tuvaletleri ‘yoktu.’ Lavabolar yerlerde, klozetler kırılmış, musluklar patlatılmış her yeri su basmıştı. O an orada kavga çıktığını düşünmüştüm. Sonradan deplasman tribününü tahrip etmenin bir adet olduğunu öğrendim, daha bir sürü kötü şey gibi.

Deplasmana gidiyorsanız zaten kötü muameleyi baştan kabul etmeniz gerekiyordu. Yolda otobüsünüzün durdurulacağını, belki şehrin girişinde “nazik” bir karşılamayı, yoldan sökülecek kaldırım taşlarının otobüsünüze atılmasını, sokaklarda takımınızın formasıyla dolaşırken yiyeceğiniz dayağı, atkınızın, formanızın alınacağını… Tribüne girişse ayrı bir çile. İçeriye saatler önce girmeniz gerekir. Belki güneş altında, belki soğuk ve yağmurda saatler geçirmeniz gerekir. Deplasman tribününde yiyecek alacağınız büfe kapalıdır, su bile yoktur. Sözüm ona ev sahibi takım size “misafirperverliğini” gösteriyordur. Üstelik bu hiçbir hizmet alamadığını tribüne girebilmek için fahiş fiyat ödemişsinizdir zira yönetim de sizin maça gelmenizi zorlaştırmaya ant içmiştir. Bunun karşılığında “misafir” de kızgınlığını tribünü ve tuvalatleri tahrip ederek gösterir. Lavaboları zevkle kırar, koltukları yerinden söker, su borularını patlatır… Ortalık savaş alanına döner. Maç başladığında ev sahibi susamış misafire su şişeleri ve hatta su şişesi içinde idrar atarak sevgisi gösterir. Misafir ise sulara ateşle karşılık vermek için çıkardığı meşaleleri yakar ve rakibe doğru atar. Farklı yabancı cisimlerle bu karşılıklı “hoşluk” devam eder. Zaman içinde bu durumu engellemek için deplasman tribününü sık ağlarla örmek de çözüm olmamıştır. Zaten aslına bakarsanız tribüne meşale nasıl girmiştir? Yıllar önce İngiltere’de Arsenal - Galatasaray maçında tüm tribün cebinden meşale çıkarınca İngiliz polisi şok olmuştu. Hemen 2 gün sonraki Tothenam-Beşiktaş maçında güvenlik önlemleri artırılmıştı. Konuştuğumuz Kıbrıs kökenli İngiliz polisi “Galatarasay maçında polis şaşırdı. Ceplerini de aradık, üstlerini de nasıl girdi meşaleler anlamadık? dediler. Oysa ben biliyorum nasıl girdiğini ama anlatsam ne olacak burası medeni memleket” demişti.

Yıllar geçti ve çok şey değişti demek isterdim. Elbette değişen şeyler var. Ama misafir takıma kötü muamele bitmedi. Tahrip kültürü biraz azaldıysa da tamamen yok olmadı. Yine dişli bir deplasmana gitmek yürek ister. Fakat geçen hafta Galatarasay resmi sitesinde şöyle bir duyuru yaptı: “Ev sahibi olduğumuz Ali Sami Yen Stadyumu ve diğer spor alanlarımızda, taraftarı olduğu takımı desteklemek amacıyla stadımıza gelen rakip takım seyircilerine karşı maç esnasında hiçbir şekilde kasıtlı aşırı yüksek ses, insani ihtiyaçların giderilmesinde zorluk gibi davranışlarda bulunmadan temel insan haklarını gözeten uygar bir ortamda maç izlemeleri için her türlü kolaylığın sağlanacağını, ek olarak her zaman rakiplere ve seyircilerine saygılı davrandığımızın bilinciyle, bu tutumumuzu sahamızdaki ilk karşılaşmada sürdüreceğimizi ve tarafımıza rakiplerimizden “haklı” bir resmi talep geldiğinde daha da iyileştireceğimizi spor kamuoyuna beyan ve taahhüt ederiz.”

Eğer diğer kulüpler de bu yolu takip eder ve yazılanlar lafta kalmazsa ne güzel. İnsanlık için küçük tribün insanları için dev bir adım. Belki gün gelir deplasmana gitmek kendi stadına gitmek gibi olur, çiçek gibi tribünlerde keyifle maç izlenir. Çocuklar inanın, güzel günler göreceğiz, güneşli günler...