Taklit çözüm değil...
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Başlık, bu haliyle tam da doğru değil aslında. Taklit, insanın hatta pek çok hayvanın gelişiminde önemli rol oynar. İnsan yavruları doğdukları andan itibaren çevrelerinden birini, en yakındaki anne-babayı model alır, taklit eder ve onlar gibi davranmaya çalışırlar. Böylece beceriler kazanır, gelişir, bir noktadan sonra da taklit ettiklerinin desteği olmadan kendi ayakları üzerinde durmaya başlarlar.

Taklit, bir şeye benzemeye çalışıyorsanız çözüm ya da doğru yol olabilir. Sizi taklit ettiğinize benzetir!

Ancak, son on yıllar boyunca, Avrupa’nın merkez partilerinde, soluklarını enselerinde hissettikleri aşırı sağ partileri yenmek için, onları taklit etmenin bir temel siyasal stratejiye döndüğü gözleniyor.

Bu stratejiyi, bizde de, sosyal demokratlar (CHP) iktidara ulaşma yolu olarak benimsiyorlar ve hemen her seçimde aynı sonucu almalarına karşın, sağı sağa yanaşarak yenme yaklaşımında inat ediyorlar. Halkın yüzde 70’i, muhafazakâr, dindar, sağ; o halde onlardan oy alabilmek ve iktidar olmak için bizim de oraya yanaşmamız gerek!

Aklın yolu bir; geçen gün New York Times gazetesinde, Avrupa’nın merkez partilerinin bu tavrını irdeleyen, sağ hareketler ve muhafazakâr partiler konusunda uzman Prof. Tim Bale, “Aşırı-Sağcı Milliyetçileri Yenmek İçin, Onları Taklit Etmeye Çalışmayın” diyen bir makale yazmıştı.

Avrupa’da sistemin çürümüşlüğüne tepkiyi, göçmen ve yabancı düşmanlığı ile besleyen aşırı sağ partilerin sürekli yükselişine tanık oluyoruz. O yükselişe engel olmak, ya da o yükseliş karşısında konumlarını, iktidarlarını korumak için, merkez partilerin yaptığı ise farklı biçimlerde aşırı sağ partilerle ilişkilenmek, onları taklit!

Prof. Bale’ye göre, aşırı sağla “ilişki” ya da onlara karşı tavır konusunda izlenen bir yol; onları görmezden gelmek ve bir tür parya muamelesi yapmak oldu. Almanya’da ve İsveç’te izlenen bu yolun sonu malum: Almanya’da göçmen karşıtı aşırı sağ Almanya için Alternatif son federal seçimde yüzde 13 oy aldı. 2014’de oylarını yüzde 5.9’dan yüzde 12.8’e çıkaran aşırı sağcı İsveç Demokratları’nın bu seçimde daha fazla oy alacağı tahmin ediliyor.

Avrupa’da; İngiltere, Fransa, Hollanda ve Danimarka’nın merkez partilerinin izlediği yol ise, aşırı sağ partilerin göçmenler ve çok-kültürlülük konusundaki taleplerine/söylemlerine yaklaşmak ve hayatı ülkelerine gelmiş ve gelecek olan yabancılar için iyiden iyiye zorlaştırmak oldu.

Sonuç; bu ülkelerde de aşırı sağ yükseldi, yükseliyor!

Prof. Bale, İtalya ve Avusturya’da üçüncü bir yaklaşımın geçerli olduğunu, buralarda aşırı sağ partilerle koalisyonlar yapılarak, göç ve çok-kültürlülük konusundaki politikaların iyiden iyiye sıkılaştırıldığını söylüyor.

Aşırı sağı engellemek için onu taklit etmenin dördüncü yolunu Macaristan’da görüyoruz. Macarlarınki taklitin en radikal biçimi ve bu en radikal taklit de en radikal sonucu doğuruyor. Macaristan’da Viktor Orban, görmezden gelme, onların söylemlerini kullanma ve onlarla birlikte yönetme gibi ilk üç taklit yaklaşımı dışında bir yol izleyip, kendini onlardan birine dönüştürdü. Bu en uç taklit de işe yaramadı ve bu yıl nisanda yapılan seçimde aşırı sağ Jobbik partisi oyların yüzde 19’unu alarak ikinci parti oldu.

Avrupa siyasetinden aktarılan bu örnekler gösteriyor ki, siyasette birini alt etmek için hangi biçimde olursa olsun onu taklit etmek işe yaramıyor. Hoş, bunu anlamak için Avrupa’ya bakmak gerekmiyor; kendimize, CHP’nin her seçim izlediği yola ve aldığı sonuca bakmak da yeter!

Prof. Bale, bu yolun yol olmadığını Avrupa’nın merkez partilerine belki anlatabilirim umuduyla İncil’e başvurup oradan bir alıntı da yapmış: “Bir adam bütün bir dünyayı kazansa bile, karşılığında ruhunu kaybediyorsa neye yarar?

Yenmek istedikleri tarafından sürekli yenilmekten bunalmış CHP’de, olağanüstü kurultay için imza toplanmaya başlandı dün. Kurultayla ne arayacak acaba CHP; yine taklitle kendilerine dünyayı kazandıracak bir lider mi, yoksa taklit ede ede yok olan kendi ruhlarını mı?