Taktik- maktik yok! Tribünlere oyna, kendini pazarla...
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Yaşadığımız toplumsal erozyondan en fazla nasiplendiğimiz kayıplar; bilgi, vicdan, ahlak ve adalet duygusudur. Bu kayıplardan sonra zaten geriye pek bir şey kalmıyor.

İnsanın insan olma özelliğinin tüm dayanakları ortadan kaldırıldığı için, artık ortalıkta insana dair tartışılacak bir şey kalmayacaktır. İnsanın içi boşaltılmıştır ki zaten amaç budur.

Tüm bu düsturlar yok olunca birtakım ‘miş’ gibi dayanaklara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tabii bunları bulmak ve uygulamak zafiyetlerin ne kadar kuvvetli olduğuna bağlıdır. Bir de bu zafiyetler ne kadar kuvvetliyse ulaşmak da o kadar kolay olmaktadır. Zaten, toplumsal erozyondan sonra bunlar çorap söküğü gibi peş peşe gelmeyi ihmal etmezler.

Haliyle, artık ortalıkta yeni algı maniplesi yaratacak argümanlara ihtiyaç duyulmaktadır.

Özellikle, bunlar içi boşaltılmış ve hiçbir felsefi dayanağı olmayan argümanlar olmalı ki; bunları pazarlayacak olanlar ile bunları alacak olanlar için anlamakta ve anlatmakta sıkıntı yaşamamalılar. Yani satış için en alt seviyede buluşmak şart. Ki tüm determinasyonlar bunun altyapısını hazırlamak üzere kurgulanmıştı.

Tüm bunların ulaşacağı nokta ise paradır.

Verilen mücadelenin ana hedefi parayı sağlayacak rant ortamını ve bunun işleyişini sağlayacak sistematik ortamı yaratmaktır.

Sonrası kolay...

Erozyon sonrası ortaya çıkan figürlerin işi bu ortamda daha kolaylaşacak. Çünkü bu zafiyetler ‘rant’ üzerinden kolay paraya ulaşmak için artık sistematik kurgu haline gelecektir.

İçi boşaltılan insan güruhu, bunların olabilecek şeyler olduğuna inanacak, korkuluk haline gelmesiyle artık sorun çözülmüş olur ve”çalsın sazlar..”

Peki tüm bu kirlilikten nasıl çamura batmışken leke almamış görüntüsüyle çıkılır?

Kolay...

Oyna tribünlere ve pazarla kendini.

Zerre kadar yeteneğin yokken, bu kadar iletişimin kuvvetli olduğu zaman diliminde, kendini dünyanın en iyisiymiş gibi satmak ile her şey başlar.

“Yok” dedirteceksin, “Yok bunun gibisi” ortamını yaratacaksın.

Nasıl mı?

Önce medyayı bağlayacaksın.

Senin aleyhine çıt çıkmayacak ve yaptığın her şeyin başka örneği yokmuş gibi sunmalarını sağlayacaksın.

Yanında sürekli yancılar dolaştıracaksın ki kendine ulaşılmaz havası yaratacaksın.

İlahi bir boyut katında olduğun havası yaratacaksın.

İyi, kaliteli markadan kıyafetler giyeceksin, her ne kadar ne olduğunu anlamasan ve yakışmasa da...

Çok pahalı hesap ödenen mekanlara takılacaksın ve şatifilli yemekler yedireceksin millete ki ‘biat’ duygusunu kazandırmış olacaksın. Çünkü aynı şekilde senin de tüm varlığınla sadakat gösterdiğin siyasi ‘biat’ın olacak.

Senin hakkında konuşanlara ayar vereceksin ama o ayar racon kesecek seviyede olacak.

Alt seviyede cümleler kurarak konuşmak her zaman yararlıdır, çünkü seni halktan biri sanırlar.

Yapamadığın ya da yeteneğin olmadığı halde, bulunduğun konum için çok özel olduğunu belirtmek amacıyla, sürekli resimler ve haberler piyasaya sürerek “çok fazlasın” imajı yaratacaksın.

Hele hele tüm bunları yapmak için, yeteneklerini kullanacağın bir derneğe veya bir vakfa başkan olduğunu düşünsene...

Daha önceden sahip olduğun bastırılmış fakat bir türlü ortaya çıkaramadığın özel donanımlar (!) sayesinde çok özel bir ayrıcalık kazanırsın.

Mesela, borçsuz olarak devraldığın bir spor kulübünü milyarlarca liralık borca sokarsın. Öyle özel borçlar yaparsın ki insanlar sana gıpta eder.

Herkes kulübün şampiyon olacağını sandığından ses çıkarmaz, sen de her sene aynı taktikle borçlanmaya devam edersin.

Mesela, kulüp batarken sen ülkenin en zenginlerinden biri olursun.

Zaten biri bir şey söylemeye kalktığında yancılar ve medya seni sonuna kadar korur.

Öyle güzel sistemdir ki senin nasıl kazandığınla kimse ilgilenmez.

Asgari ücretli, takım sevgisi sayesinde sana yardımcı olmaktan vazgeçmez.

Öğrenci takım sevgisi sayesinde harçlık biriktirip maça gelir sana yardımcı olmaktan vazgeçmez.

Evde oturup takım sevgisi için dekoder alanlar sana yardımcı olmaktan vazgeçmezler.

Alt tarafı bir iki başarısızlıkta “istifa” sesleri çıkar, o zaman önce bir iki futbolcu kadro dışı bırakırsın, olmadı antrenörü kovarsın.

Yada “kandırıldım” dersin.

Kendi konumunu kuvvetlendirmek için sürekli tüzük değiştirirsin ki kimse senden hesap sormasın.

Olmadı, çok üstüne gelen olursa kadın-erkek fark etmez basarsın tokatı.

Baktın, divan kurulu, disiplin kurulu, denetleme kurulu sana bulaşıyor hepsini görevden alıp yenilerini atarsın ki kongre üyelerinin çoğu zaten “Bize ne düşer?” derdinde olduğu için, parmak havada dolaşıyorlar.

Hadi, bu bilgi, ahlaki değerler, vicdan ve adalet duygusunu kaybettik de gerçekten böyle başkan ya da yöneticiler var mıdır?

Hani biz bir fantezi profili çizdik, Allah korusun bir de gerçeği bir kulübün başına geçerse... Düşünemiyorum bile...