‘Tamam’ mı, ‘Devam’ mı?
13.05.2018 09:02 BİRGÜN PAZAR

Berkant Gültekin

24 Haziran seçimleri yaklaşırken solun bu süreçte aldığı ve bundan sonra alacağı tutumu gazetemiz yazarı Oğuzhan Müftüoğlu ile konuştuk.

► Türkiye 24 Haziran seçimlerine doğru gidiyor. Bu seçimin anlamı nedir, halkın pusulada yapacağı tercih, ülke açısından neyi belirleyecek?
Bu seçimin ne anlama geldiğini tam olarak (seçimler eğer gerçekten yapılabilirse) daha sonra değerlendirebileceğiz. Bu günden görebildiğimiz tek şey, tıpkı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi, yaşamakta olduğumuz ve ülkemizi büyük bir felakete sürüklemekte olan gidişat açısından önemli bir kırılma noktası olabileceğidir.


Bu açıdan bakıldığında bu baskın seçimin 16 Nisan Referandumu’nun bir ikinci perdesi olarak değerlendirmek de yanlış olmaz. İki yıllık bir uygulamasına tanık olduğumuz, haksızlık, hukuksuzluk, keyfilik, adaletsizlik üzerinde kurulan ve ülkenin bütün kaderinin, varının yoğunun ve geleceğinin tek bir kişinin izan ve insafına terk eden bir siyaset anlayışına ‘evet’ mi ‘hayır’ mı dediğimiz, ‘tamam’ mı ‘devam’ mı dediğimiz oylanacak.

‘Tamam’ çıkarsa nasıl bir gelişme olabilir?
Gider mi gitmez mi tartışmalarını bir tarafa bırakacak olursak böyle bir sonuç elbette Türkiye’nin içine sürüklendiği ucube başkanlık rejiminden çıkarak demokratik özgürlükçü bir geleceğe yönelme açısından önemli bir imkân yaratacaktır. Bunun çok önemli bir kazanım olacağı tabii ki tartışılmaz.

Ancak bu sadece bir imkândır ve önümüzdeki mesele sadece ‘tamam’ demekle seçim kazanmakla halledilecek kadar basit bir iş değildir. Sadece Erdoğan’ın gitmesi ve eski parlamenter rejime dönülmesiyle hallolacak bir mesele de değildir.

Çünkü eski parlamenter sistem zaten gerçekten demokratik bir özelliğe sahip değildi. 12 Eylül faşizmiyle getirilen ve içinde barındırdığı siyasi partiler ve seçim yasaları veya sadece yüzde on barajı değil tüm demokratik katılım yollarını kapatan faşizan nitelikli siyaset yasaklarıyla doludur. Zaten biraz da bu yüzden 12 Eylül’ün faşizan zihniyetlerinden kendini kurtaramayan baskıcı, yasakçı, biatçı, etnik ve mezhep ayrımcılığından beslenen sağ siyaset anlayışları nedeniyle bugünkü ucube başkanlık rejimine bu kadar kolayca geçiş mümkün olabildi, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, parlamentonun yetkileri, hukuk devleti anlayışı ortadan kaldırıldı. Sonra da 16 yıl boyunca cumhuriyetin tüm kazanımları yok edildi, ülkenin bütün doğal kültürel varlıkları zenginlikleri talan edildi, tahrip edildi. Bütün bunların geri alınması, Cerattepe’deki eşkıyaların indirilmesi, HES rantçılarına peşkeş çekilerek kurutulan Karadeniz derelerinin geri getirilmesi... o kadar kolay olmayacaktır. ‘Cemaatle’ birlikte gerçekleştirilen kumpas sınavlarla milyonlarca gencin ellerinden alınan gelecekleri ise hiç geri alınamayacaktır.

Özetle, seçimlerde ‘Hayır’ın kazanması ülkenin geleceği açısından elbette çok önemli bir imkân ortaya çıkarabilir ama bu konuda muhalefet partilerinin tutumları kadar ve belki onlardan daha fazla Haziran Hareketi’nin işaret ettiği toplumsal muhalefetin birleşik mücadelesi önemli bir rol oynayacaktır.

Burada İktidarın kendi konumunu devam ettirmesinin de her şeyin sonu olmadığının altının çizilmesi gerekiyor. Mücadele o durumda da hayır kazanıncaya kadar devam edecektir.

CHP, İyi Parti, Saadet ve DP’nin kurduğu ittifak, HDP’nin barajı geçme olasılığı vs. düşünüldüğünde parlamentoda nasıl bir aritmetik oluşabilir?
Parlamento seçimine birinci öncelik veren bir anlayışın doğru olmadığını düşünüyorum. Öncelikli tayin edici olan konu başkanlık seçimi olacaktır.

Parlamento seçimleri açısından yüzde on barajının sıfırlanmasını amaçlayan ittifak girişimi de kuşkusuz önemli. Sadece parlamento aritmetiğinin oluşumu açısından değil, 12 Eylül faşizminin kalıntısı olan bu tür anti demokratik yasaların kaldırılmasına yönelik bir adım olarak da çok önemli. Sıfır baraj ittifakı başlangıçta AKP-MHP ittifakı dışındaki HDP dahil bütün partileri kapsayan bir öneri olarak getirilmişti. O şekilde gerçekleştirilebilseydi kuşkusuz çok daha iyi olacaktı. Ancak HDP’nin katılımının sağlanamamış olması nedeniyle (muhalefet partilerin hemen hepsi HDP’nin barajı geçmesini temenni eden bir tutum gösterirken) bu ittifakın sağ bir ittifak olarak nitelenerek olumsuzlanmasını da doğrusu pek şık bulmadığımı da burada söylemeliyim; doğru da değil.

Ayrıca bu konuda 7 Haziran seçimlerindeki gibi, HDP’nin barajı geçmesiyle her şeyin kolayca halledeceği şeklinde bir aşırı iyimserlik yaratılmasının da doğru olmadığını söylemek istiyorum.

7 Haziran sonrasında olanlar ortada. Başta tüm muhalefet partileri olmak üzere, ders alınmışsa ne ala…

►​ Sosyalistlerin bu süreçteki tavrı da tartışılan konular arasında. Süre engellemesine karşın, “Bir aday çıkarmak doğru olurdu” diye düşünenlerin sayısı az değil. Siz bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sosyalist sol bu süreçte aday çıkarmayarak ne kaybetti?
Birleşik Haziran Hareketi erken seçim kararının çok öncesinden 2019’a giderken daha geniş bir ortak aday ve ortak mücadele konusunda bir çalışma yürütüyordu. Bilindiği gibi, bu konuda solun en geniş kesimleriyle uzun toplantı ve görüşmeler yapıldı. Ancak bu konuda olumlu bir sonuç alınamadan erken baskın seçim kararı alındı. Eğer bu seçim sürecinde solun geniş kesimlerini temsil eden bir ortak adayı çevreleyen bir birleşik mücadele süreci örgütlenebilseydi, bu kuşkusuz parlamento içi seçenekleri aşan bir gelecek umudunu da büyütebilirdi. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum; demek ki ülkemiz solunda bu konuda yeterli bir anlayış birliği sağlayamamışız. Ama kaçırılmış bir şey yok, mücadele devam ediyor.

► 24 Haziran seçimlerinde solun bireyler üzerinden Meclis’e girebileceği, yakında kamuoyunda bilinen sol siyasi aktörlere tekliflerin gelebileceği konuşuluyor. Bu konudaki fikriniz nedir, bireysel de olsa sosyalistler parlamentoya girmeli mi?
Meclis temsiliyetini küçümsüyor değilim ama bugünkü haliyle fonksiyonu neredeyse 12 Eylül’ün ‘danışma meclisi’ durumuna indirgenmiş olan Meclis’e girme meselesinin biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. Solda öteden beri bu mesele toplumsal bir karşılığının bulunup bulunmadığına bakılmadan bir şekilde meclise grime yolunu bulma meselesi olarak gören yanlış bir eğilim hep var. Bunun sola da memlekete de bir faydasının olmadığı geçmiş örneklerinde görülmüş olmalıydı. Ben tersine, aslında bu gün yukarda anlattığım şekilde parlamento dışı birleşik bir toplumsal muhalefet hareketinin geliştirilip büyütülmesine Meclis’in kendisinin de daha çok ihtiyacının olduğunu düşünüyorum. Memleketin asıl ihtiyacı da bence bu.