Tarih, fotoğraf ve Angelus Novus (2)
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

hazırım kanat çırpmaya / “dönsem”, derim, “dönsem geriye” / bir an daha kalırsam burada / korkarım hiç dönemem diye.

Gershom Scholem’in 1921’de Benjamin’e doğum günü armağanı olarak yazdığı şiirin bir dörtlüğü... Şiirin adı ‘Meleğin Selamı’. Benjamin bu şiiri ‘Tarih Felsefesi Üzerine Tezler’in 9. fragmanının başına koymuş. Çeviri Ahmet Cemal’e ait:

“Klee’nin, Angelus Novus adlı bir resmi vardır. Bir melek betimlenmiştir bu resimde; meleğin görünüşü, sanki bakışlarını dikmiş olduğu bir şeyden uzaklaşmak ister gibidir. Gözleri, ağzı ve kanatları açılmıştır. Tarihin meleği de böyle gözükmelidir. Yüzünü geçmişe çevirmiştir. Bizim bir olaylar zinciri gördüğümüz noktada, o tek bir felaket görür, yıkıntıları birbiri üstüne yığıp, onun ayakları dibine fırlatan bir felaket. Melek, büyük bir olasılıkla orada kalmak, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. Ama cennetten esen bir fırtına kanatlarına dolanmıştır ve bu fırtına öylesine güçlüdür ki, melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığını ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız, işte bu fırtınadır.”

Paul Klee (1879–1940) dışavurumcu, kübik ve sürreal tarzlarda eserler vermiş bir ressam. Angelus Novus (Yeni Melek) adlı eseri çizildikten bir yıl sonra, 1921’de Almanya’da Walter Benjamin tarafından satın alınır. Benjamin’in uzun ve ızdıraplı sürgün hayatı boyunca yanından ayırmadığı bu sulu boya resim Tarih Felsefesi Üzerine Notlar’ını yazarken ilham kaynağı olur. 1940’ta tüm el yazmalarını ve emanetlerini ünlü Fransız yazar George Bataille, Biblioteque National’e emanet eder. Resim şu anda İsrail’de Kudüs Müzesi’ndedir. Benjamin bir Alman yahudisidir, ateisttir, Marxisttir ve doğal olarak Nazilerin hışmından kurtulamamıştır. 2. Dünya Savaşı boyunca çeşitli Avrupa ülkelerinde sürgün hayatı yaşar, Amerika’ya kaçmak ister, ancak 1940’da İspanya-Fransa sınırında yakalanacağını anlayınca intihar eder.

‘Angelus Novus’ geçmişe dönük gözlerinden sonsuza kadar kaybolmayacak felaket sahnesine mahkum olmanın trajedisini yaşar. Ancak umudunu yitirmez. Angelus Novus’un geçmişe dönemeyen ve geleceğe korkuyla bakan gözleri, geçmişe tapınan burjuva ideolojisine atfedilir. Elbette Klee bu figürü tarihsel materyalizmin diyalektiğinin bir simgesi olarak tasarlamamıştır, ancak Benjamin, bu resimde tarihin gidişatını okur. Melek; tarihsel ilerleme, modernleşme rüzgarıyla geleceğe savrulmuş, ama yüzü geçmişe dönük, isteksizce geleceğe yol alırken geçmişin tüm yıkım ve felaketlerinin ağırlığını taşıyan bir imgedir.

Bu yorumla birlikte Benjamin, baskıcı politik söylemlere, totaliter dünya görüşüne meydan okur. Angelus Novus tarihin hem nesnel ve toplumsal olarak, hem de bireysel ve öznel olarak duyumsanmasının simgesidir. Bugüne kadar tasvir edilen meleklerle ilgisi yoktur. Benjamin tarihselcilik eleştirisi üzerinden kendi tarih anlayışını yansıtır. Tarihin bütünsel bir diyalektik anlayışı çerçevesinde ele alınması gerektiğini ortaya koyar.

Bir fıkra: Fransa Harbiye Nazırı Fransa’ya nakledilen yaralı askerlerin bulunduğu hastanede yaralılara şöyle hitap eder: ‘’Kahramanlarım! Gösterdiğiniz cansiperane hizmetleriniz hiçbir zaman unutulmayacaktır. Zira ancak sizin fedakârlığınız sayesinde bugün Fransa’nın bir ayağı Çin’de bulunmaktadır.” Bu konuşmaları dinleyen ve bir ayağını gülleye kaptıran bir asker şöyle seslenir: “Aman nazır efendi! O ayak benimdir.”

Yıkım, yokoluş, yeniden doğuş, umut, hayal kırıklığı, ölüm, savaş, bomba, barış, gelecek… Dün, bugün ve yarın... Fıkradaki gibi; tüm o yıkımların acısını her birey tek tek yaşamıştır. O yüzdendir ki Benjamin, Angelus Novus’u çaresiz bireyin simgesi olarak da okur.

Geçmişin karanlığı yüzünden ‘şimdi’ donakalmış ve ilerleyememektedir. Fakat şimdi’nin çok büyük oranda geçmişin, tarihin etkisinde oluştuğunu görememek de büyük talihsizliktir. Tarihten kopuk yaşanan şimdinin analizi ne kadar yanlışsa, şimdileşmeyen tarih analizleri de o kadar hatalıdır. Çünkü zaman, gerçeğin inşa boyutudur.

Belki de Angelus Novus tarihselleşme iddiasındaki insandır. Hem tarih, hem de şimdi’dir.

Tarih geçmiştir ve insan iradesi ancak şimdiye müdahale edebilir. Dolayısıyla tarih ne kadar şimdiyse o kadar kendisine müdahale edilebilir. Dün Ortadoğuda, Arap Yarımadası’nda, Türkiye’de ve İran’da ne yaşandıysa, şimdi bu coğrafyada olanlar beklenmedik değildir.