Tarihin yalancı tanıkları
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
Bizimde içinde bulunduğumuz Dev-Genç’in ve mensup olduğu THKP-C hareketinin bu darbeci yönelimlerden koparak bağımsız...

Bizimde içinde bulunduğumuz Dev-Genç’in ve mensup olduğu THKP-C hareketinin bu darbeci yönelimlerden koparak bağımsız devrimci hareketin yaratılmasına yöneldiğini herkes biliyor
Son günlerde adeta bir inkâr ve karalama fırtınasıyla karşı karşıya kaldık. İki yıl önceki bir yazımda “toplumsal dinamiklerin yetersizliği nedeniyle geçmişi aşan pratiklerin yaşanamadığı bir süreçte,  geçmişin gölgesinden kurtulabilmek için karalama ve inkârdan çare beklenebiliyor” diye yazmıştım.
Öyle anlaşılıyor ki, yeni bir siyasi çıkış arayışı içine giren çevreler bugün dünyada esen rüzgâra göre solun “darbeci” geçmişinden kopmayı kendileri için en önemli mesele olarak görüyorlar. Bu konudaki heves ve gayretlerine bakarsanız bu yolla sanki iktidar yolu kendilerine sonuna kadar açılacak sanabilirsiniz!
Basına verdiği demeçlerde “ÖDP’den ayrılanlarla birlikte yeni bir sol oluşum için harekete geçtiklerini” açıklayan Hüseyin Ergün, solun darbeler konusunda sorunlu olduğunu “ifşa” ederek son günlerin modasına katıldı. Anlaşılan (tabii ki asparagas!) mutabakatın önemli bir başlığı da bu.
Arkasından gene Taraf gazetesinde Adnan Celayir’in “Darbeler Üzerine Bir Tanıklık” başlıklı yazısı geldi. “Solun önemli bir kesimi darbelerde muhtıralarda sınıfta kaldı” diye yazan Celayir, “Behice Boran ve TİP dışında bütün sol, 12 Mart ve ardından kurulan Erim Hükümeti’ni desteklediler. Aralarında Dev-Genç, TÖS ve DİSK’in de bulunduğu birçok örgüt, 12 Mart Muhtırası’nı coşku, sevinç ve kıvançla karşıladıklarını bildiren açıklamalar yayımlamışlardı.”şeklinde iddialar ortaya attı.
Doğrusu o zaman hasbelkader benim de Merkez yönetiminde bulunduğum Dev-Genç hakkında “12 Mart muhtırasını coşku, sevinç ve kıvançla karşılayan bildiriler yayınladığı” şeklindeki tuhaf bir iddiayı ilk defa duyuyorum. Hazretler iktidar kokusunu öylesine hissetmiş olmalılar ki böyle işi iyice abartarak uluorta yalan söylemekte hiç beis görmüyorlar. Böylesine “tanıklık” değil, yalancı tanıklık derler.
12 Mart öncesinde Doğan Avcıoğlu ekibinin başını çektiği ordu içindeki radikal kesimlere dayalı bir darbeci akımın var olduğu, keza bu darbeci akımın sol içindeki bazı kesimler tarafından da destek gördüğü doğrudur. Gençlik hareketi içinde de bu akımın ciddi bir etkisi de vardı. Giderek öldürmelere kadar varan silahlı faşist saldırıların yoğunlaşması karşısında bu bir çıkış yolu olarak görülebiliyordu. Ancak o dönemdeki benim de içinde bulunduğum Dev-Genç yönetiminin mensup olduğu THKP-C hareketinin bu darbeci yönelimlerden koparak bağımsız bir devrimci hareketin yaratılmasına yöneldiğini de herkes biliyor. Nitekim 12 Mart sonrasında Mahir Çayan ve arkadaşlarının bu doğrultuda THKP-C adına yayınladıkları   “İhtilalin Yolu” başlıklı bildiride (özetle) “12 Mart sonrasında Türkiye’nin faşist bir diktatörlüğe dönüştüğü, bu nedenle silaha sarılmaktan başka bir çare kalmadığı” gerekçesiyle Kızıldere’de canlarını verecekleri bir mücadeleye giriştikleri de biliniyor. Bütün bunlar ortada duruyorken sözde tarihe tanıklık adına Dev-Genç’in muhtırayı desteklediği; Mahirlerin, Denizlerin darbeci olduğu şeklindeki iddiaların ne manası var?
Bu konuyu yıllardır tartışır dururuz. Yıllardır TİP çevresindeki arkadaşlar bizleri bir tek (hem de aralarında TİP üyesi bir oda başkanının da bulunduğu) demokratik kuruluşlar adına muhtıranın verildiği gün yayınlanmış bir bildiri nedeniyle 12 Mart’ı desteklemekle eleştirirler. Bizler de TİP yönetimini (evet, 12 Mart öncesinde bir sol cunta hareketine karşı çıkarak doğru bir tavır ortaya koymuş olmakla birlikte) sıkıyönetimin çağrısı üzerine hemen gidip teslim olarak 12 Mart faşizmine karşı en ufak bir mücadele girişiminde bile bulunmadıkları için,  teslimiyetçi tutumlarından dolayı eleştiririz.
Bu tartışmalara bir örnek olsun diye otuz beş yıl önce bu konuda yazdığım ve Devrimci Gençlik Dergisinde yayınlanan bir yazımı yan sütunda görebilirsiniz. O yazıda da ifade edildiği gibi kuşkusuz Türkiye solunun geleneksel sağ eğilimlerinden kurtulma mücadelesi içindeki genç devrimci hareketin yayınladığı bildirilerdeki bazı ifadelerin eleştirilmesi elbette mümkündür. Ancak 12 Mart’a karşı verilen mücadele ortadayken Dev-Genç ve THKP-C’nin 12 muhtırasını bildiriler yayınlayarak desteklediğini iddia etmek büyük bir haksızlıktır. Kuşkusuz bizim onlara yönelttiğimiz eleştirilerde de ağır ve haksız sayılabilecek yönler olduğu söylenebilir. (12 Mart sonrasında sıkıyönetim tarafından arandığım dönemlerde saklandığım bir evde TİP taraftarı bir arkadaşla karşılaşmıştım. Bana teslim olmamız gerektiğini, teslim olursak sıkıyönetimin kaldırılacağını, demokrasiye geçileceğini söylediğinde, ona çok kırıcı sözler söylediğimi şimdi üzülerek hatırlarım.)
Ama bütün bu tartışmalar sonuç olarak sosyalizme inanan insanlar arasında, mücadelenin çıkarları açısından yürütülen bir tartışmaydı. Kuşkusuz onlarla devrimci mücadelenin pek çok sorunu konusunda önemli farklılıklarımız vardı; ama onlar hiçbir zaman sermaye uşaklığı yapmadılar.
Şimdi ise sermayenin yeni küresel siyasetlerinin iğvasına kapılmış serbest piyasa solcularının, sözde geçmişe tanıklık adına geçmişe göndermeler yaparak yürüttükleri saldırıların, suçlamaların bu tartışmayla hiç ilgisi yoktur. O yüzden kimse ne saygıdeğer Behice Boran’ı, ne Aybar’ı bu zamane solcularının Amerikancı demokratlıkları adına geçmiş devrimci hareketleri karalama çabalarına malzeme yapmaya kalkmamalıdır.
Bunlar şimdi zamanın sağcı egemenlerinin koltuğu altında ekranlara çıkıyorlar, sözde darbe karşıtlığı adına, yalnız 12 Mart’ta değil, 12 Eylül’de de devrimci hareketlerin amacının ordunun darbe yapmasını sağlamaktan ibaret olduğu, bunun için darbecilerin ellerine verdiği aynı silahlarla solcunun sağcıyı sağcının solcuyu vurduğu, darbe olur olmaz da silahlarını bırakıp hemen teslim oldukları türünden saçma sapan hikâyeler anlatabiliyorlar.
Bu gün görmek isteyen için oynanan oyun ortadadır. Bir yazımda “ihtiyaç duyulan şey AKP’nin –ılımlı- sol versiyonudur” diye yazmıştım. Şimdi birileri Amerikan tipi soldan da söz ediyormuş. Küreselleşme doğrultusunda -zaten engellenemeyen- gelişmelerle uyumlu, “çağdaş”, “ilerici” bir “yeni sol”! 21. yüzyıl Amerikan yüzyılı olacak diyorlardı ya, ona da bu yakışır doğrusu.
Bütün bu yalancı tanıklıklar, üzerimize yağdırılan bunca çamur sadece bunun için.
Bu kadar açık.

**
EMPERYALİZME VEOLİGARŞİYE KARŞI DEVRIMCI GENCLIK
12 Mart, DEV-GENÇ ve TİP*

Ülkemizin yakın geçmişinde bir açık faşist diktatörlük uygulaması olarak yaşanan dönemin başlangıcı olan 12 Mart Muhtırası'nın 5. senesinde "12 MART OLAYI" üzerinde gerek burjuva basında gerekse "sol" basında çeşitli görüş ve değerlendirmeler, çözümlemeler ileri sürüldü. Bu görüşler ve tahliller hakkında gerçi söylenecek çok şey var. Ama biz burada bu konu üzerinde uzun uzun duracak değiliz. Devrimcilerin 5 yıl önceki yaklaşımlarının hala bu konudaki en doğru yaklaşım olduğunu söylemekle yetineceğiz.
Bizim burada üzerinde durmak ve açığa çıkarmak istediğimiz konu, ülkemiz "sol"unda bazı çevreler ve bir kısım aydınlar tarafından zaman zaman ortaya atılan "Dev-Genç'in 12 Mart'ı desteklediği" yolundaki iddialardır.
Çoğu zaman maksatlı olarak; ülkemiz "sol"unun gelişme sürecinde devrimci bir evre olan Dev-Genç hareketini karalama, revizyonist görüşlere güç kazandırma amacıyla ve bazen de kulaktan dolma bilgilerle ortaya atılan bu iddialar karşısında gerçeği ortaya koymak-gerçi maksatlı iddiaları ortaya atanlar için hiçbir anlam ifade etmeyecektir ama yine de- bugün gereklidir.
Dev-Genç'in 12 Mart'ı desteklediği iddialarının kaynağını 14 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinin bir manşet haberi oluşturmaktadır. 'Devrimci kuruluşlar tutumu (12 Mart kastediliyor) destekliyor" şeklindeki manşet-haber. Gerçekte ne Dev-Genç 12 Mart'ı destekleyen bir bildiri yayınlamış, ne de böyle bir bildiriye imza atmıştır. Olayların gelişmesi aynen şöyledir: 12 Mart muhtırasının radyodan okunduğu günün akşamı bazı devrimci-demokratik kuruluşlar arasında bir ortak toplantı düzenlenmiştir. Daha önceleri de bu türden ortak toplantılar, Demokratik Güçbirliği toplantıları şeklinde sürdürülmüştür.
12 Mart günü yapılan toplantıya katılan kuruluş temsilcileri arasında başlıca 3 görüş ortaya çıkmıştır. Bir görüş 12 Mart'ın ilerici-devrimci bir hareket olduğunu, desteklemek gerektiğini savunmuştur.
Dev-Genç temsilcisi ve Mimarlar Odası temsilcisi bu görüşe kesin karşı çıkmıştır ve muhtıraya karşı çıkılması görüşünü savunmuştur. Dev-Genç temsilcisi destekleme şeklindeki bir bildiriye imza atmayacaklarını ve kendi görüşlerini bağımsız bir bildiriyle açıklayacağını söylemiştir.
Bir Oda'nın "Doktorcu" olarak bilinen başkanı ve TÖS'ün o zamanki TİP eğilimli başkanı da Dev-Genç'in tavrına karşı çıkarak muhtıraya karşı çıkılmaması görüşünü ileri sürmüşlerdir. Sonuçta ne karşı çıkma ne destekleme anlamına gelmeyecek altta fotokopisi görülen bildirinin    ortak olarak yayınlanması kararlaştırılmıştır (1). Muhtıra karşısında muğlak bir ifade taşıyan bu bildiriyi, 12 Mart Muhtıra'sını (ve Erim hükümetini) sıkıyönetime kadar destekleyen İlhan Selçuk yönetimindeki Cumhuriyet gazetesi destekleme olarak yorumlayan, haberi o şekilde vermeyi tercih etmiştir.
İşte bu "gazetecilik olayı" o günden bu yana Dev-Genç'in 12 Mart Muhtırası'nı desteklediği şeklindeki yalan ve maksatlı haberlere kaynaklık etmiştir. 6 günlük Dev-Genç yönetimi bu haberi tekzip etmemekle hata etmiştir. Ama hemen o günlerde kendi görüşlerini bir bildiri ile açıklamıştır. Altta fotokopisini yayınladığımız bildiri bütün Türkiye çapında Dev-Genç örgütleri aracılığıyla 10 binlerce basılarak dağıtılmıştır.

12 MART KARŞISINDA TÜRKİYE SOLU
Şüphesiz ki gerek demokratik kuruluşların ortak bildirilerini, gerekse 12 Mart konusundaki Dev-Genç bildirisini birçok yönden eleştirmek mümkündür ve hatta gereklidir. Mümkün olmayan şey, bu bildirilere dayanarak -ve 12 Mart konusunda hemen o günlerde yayınlanan Kurtuluş gazetesindeki, bugün bile hala konuya en doğru yaklaşım niteliğini taşıyan görüş ve yorum ortada iken -Dev-Genç'in 12 Mart Muhtırası'nı desteklediğini iddia edebilmektir( 2 ).
Şüphesiz her önemli olay karşısında olduğu gibi 12 Mart karşısındaki tavırlar da birer mihenk taşıdır. Bu tavırlar incelendiği zaman, sözde işçi sınıfını temsil ettiğini söyleyen bir çok "sol parti" ve kümelenmeler hakkında çok önemli bilgi ve sonuçlara ulaşılabilir. Bir bütün olarak söylenebilir ki, 12 Mart karşısında ülkemiz solunun içindeki burjuva eğilimleri ağır basmıştır. Hem muhtıra karşısında, hem de tüm bir dönem boyunca. Sadece 70'lerin içinden filizlenen genç Devrimci Hareket hem Muhtıra karşısında hem de tüm 12 Mart gericiliği döneminde onurlu bir sınav vermiştir. Bu gerçeği, onlarca yiğit devrimcinin kanlarıyla Türkiye topraklarına yazdıklan bu gerçeği, bir takım kocakarı dedikoduları ile unutturmak mümkün müdür?
TİP'in yayın organı "Çark-Başak"ın 3. sayısında şu satırları okuyoruz: "TİP'in 12 Mart karşısındaki doğru tavrı bugün nedense unutturulmak istenmektedir". Neymiş bu doğru tavır? Bu tavrı yine aynı dergiden öğrenelim: "...Oysa işçi sınıfının politik ve ekonomik mücadelesi ve örgütlenmesi, demokratikleşme sürecinin ilerlemesi bakımından (bu) anayasal hak ve özgürlüklerin korunması ilk şarttır. Onun için TİP, muhtıra radyodan okunur okunmaz (...) seçimlere gidilmesini talep etti."
İşte 12 Mart karşısında. TİP'in doğru tavrı(!). İşçi sınıfının politik ve ekonomik mücadelesinin ilk şartını anayasal haklarda gören bu düşünce tabii anayasal haklar ortadan kaldırılınca -işçi sınıfının politik mücadelesi verilemeyeceğine göre(!)- gidip teslim olmaktan başka bir yol bulamayacaktır. Nitekim TİP yöneticilerinin "sıkıyönetimin teslim ol çağrıları radyodan yayınlanır yayınlanmaz" valizlerini alarak Mamak yolunu tutmaları bu bakımdan onların düşüncelerine uyan bir davranıştır. Ama 12 Mart karşısındaki bu tavırlarını bir günah gibi saklayacaklarına; temel varlık şartını anayasal haklarda bulan, sıkıyönetim komutanı "kapan" deyince kapanan, "açıl" deyince açılan bir partiyi işçi sınıfı partisi; toplan denince toplanan bir takımeri tavnnı da doğru tavır diye bugün devrimcilere yutturmaya kalkıyorlar.
(1) Bildiri yazma komitesinde TÖS, İnşaat Mühendisleri Odası ve DEV-GENÇ temsilcileri yer almıştır.
(2) Yine bu arada bu bildiri olayının yanında bir başka olayı daha aktaralım: Ortak kuruluşlar adına bildiriyi kaleme alanlardan İnşaat Mühendisleri Odası temsilcisi, kuruluşların haberi olmaksızın, yetkisi olmadığı halde, kuruluşlar adına ortak bir telgraf çekerek muhtırayı imzalayanlara başarı dilemiştir.
* Devrimci Gençlik 7. Sayı - 1976