Tarımda geldiğimiz nokta ve çıkış nerede? -1: Tarım üreticileri, çifte kıskaç altında eziliyor
Tayfun Atay Tayfun Atay
Çiftçiler, tarım üreticileri özellikle son on beş yıldır bir yandan düşen ürün fiyatları, diğer yandan da artan girdi fiyatlarından oluşan bir makas arasında eziliyorlar

TAYFUN ÖZKAYA

Bir süre önce katıldığım bir TV programında ülkenin her yerinden çok sayıda çiftçi telefonla bağlanarak soru sormuş, fikirlerini paylaşmıştı. Büyük bir çoğunluğu ellerine geçen ürün fiyatlarının çok yavaş arttığını, hiç artmadığını veya düştüğünü; buna karşılık gübre, tarım ilacı, mazot, tarımsal makine, alet vb. girdilerin fiyatlarının çok şiddetli bir şekilde arttığını söylediler. Bu ikili fiyat makası onları eziyordu. Çiftçiler ekonomik açıdan sorunlarını çok net saptıyorlardı. Saman dâhil ithal edilmeyen tarım ürününün kalmadığı şu son on beş yılda, tuhaftır tarıma müthiş destekler verildiği ileri sürülüyor. Ortada “milli tarım” gibi sözler dolaşıyor. Bu yazıda bu sorunları irdelemek istedik. Uygulanan tarım politikası ne ölçüde çiftçilerin ve tüketicilerin çıkarlarına dönük?

Gerçekten çiftçiler özellikle son on beş yıldır bir yandan düşen ürün fiyatları, diğer yandan da artan girdi fiyatlarından oluşan bir makas arasında eziliyorlar. Üstelik bu olgu yalnızca Türkiye’ye ait değil, evrensel. Bu olgu Amerikan çiftçileri için de geçerli. Ancak o ülkelerde güçlü devlet olanakları ile çiftçilere Türkiye’ye oranla daha yüksek primler verilebiliyor. Dikkat edersek, dünyada da Türkiye’de de, özellikle on beş yıldır devlet destekleri taban fiyatlar şeklinde değil de çoğunlukla kg başına, bazen de dekara verilen primler şeklinde oluyor. Kamu kurumları alımları, devletin alımlar için kooperatifleri görevlendirmeleri ve desteklemeleri, taban fiyatlar vb. uygulamalar ortadan kaldırıldı. Üretici eline geçen fiyatları etkilemeyen prim benzeri uygulamalar yaygınlaştı. Amerika, Kanada gibi ülkelerde bu primler daha yüksek oluyor. Bu ülkelerde Cargill vb. gıda devleri bu primler sayesinde çiftçilerin elindeki ürünü daha ucuza hatta maliyetin altında kapatabiliyor. Daha çok buğday, soya, mısır, pirinç vb. tarla ürünlerini ve bunların bazılarının yem olarak kullanıldığı hayvansal ürünleri Türkiye gibi ülkelere ihraç edebiliyorlar.

tarimda-geldigimiz-nokta-ve-cikis-nerede-1-tarim-ureticileri-cifte-kiskac-altinda-eziliyor-472996-1.

Bunun için ithal eden ülkelerin gümrük vergilerinin düşürülmesi de gerekli. Bu da bizim gibi ülkelere kabul ettirildi. Batılı ülkelerin çiftçilere ödediği primler Türkiye gibi ülkelerden daha yüksek olabildiğinden bu ülkelerin çiftçileri az çok varlıklarını sürdürebiliyorlar. Ancak ülkemizde biraz yanlış anlaşıldığı gibi bu güçlü ülkelerin tarımsal destek politikası ve eş zamanlı olarak Türkiye gibi ülkelerin tarım ürünlerindeki gümrük vergilerini düşürerek uyguladığı politikalar Amerikan veya Kanada çiftçilerinden çok daha fazla bu ülkelerde konuşlanmış gıda şirketlerine arka çıkmış oluyor. Bu şirketler kendi çiftçilerinden ucuza aldıkları bu ürünleri bizim gibi ülkelere ihraç ederek bizim çiftçilerimizi yok olmaya itiyorlar. Teoride ABD vb. ülkeler; bizim gibi ülkelerin için yaş sebze ve meyve, fındık vb. kuru meyveler gibi emek yoğun ürünler ihracatında uzmanlaştığı bir iş bölümü önerseler de fiyatlar bu alanlarda da bizim için olumlu bir gelişme göstermiyor.

Bizim gibi ülkelerin tarım ürünlerinde uyguladığı gümrük vergilerini düşürmeksizin gelişmiş kapitalist ülkelerin bu sistemi işletebilmeleri mümkün değildi. Bu nedenle önce ülkemize ve benzer ülkelere temelde gümrük vergilerinin düşmesine dayalı uluslararası tarım ürünleri anlaşmasını kabul ettirdiler. Parelel olarak 1980’lerden başlayarak Tekel, Toprak Mahsülleri Ofisi (TMO), Et Balık Kurumu gibi birçok kuruluşu ya tamamen özelleştirdiler ve bunların çoğu yabancı şirketlerin eline geçti veya TMO gibi bazıları küçültüldü ve işlevsiz bir hale getirildiler. En son örnek de Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi oldu.

Aslında emperyalist sistemin akıl hocası olan IMF ve Dünya Bankası tarımda desteklerin nasıl olması gerektiğini belirlemiştir. Buna göre taban fiyat uygulamaları gibi çiftçinin eline geçen fiyatları etkileyecek destekler yapmak yasaktır. Örneğin tarım satış kooperatiflerine alım yapmak üzere finansman sağlamak ülkemizde yasayla engellenmiştir. Toprak Mahsulleri Ofisi hububat ve fındıkta alım yapıyor, ama bu hem piyasadaki fiyatın altında oluyor hem de alım miktarları bir etki yaratacak düzeyde değil. Diğer bütün destekler çiftçi eline geçen fiyatları etkilemeyecek şekilde yapılıyor. Buğdayda kiloda 5 kuruş, zeytinyağında litrede 80 kuruş gibi.

Zeytinyağında destek işe yaramıyor

Zeytinyağından örnek verelim. Litrede 80 kuruş zeytinyağı desteği hiçbir işe yaramıyor. Çiftçi natürel sızma zeytinyağını 14 TL’ya satabiliyor. Aracılar bunu 26 TL’ya satabiliyorlar. Kooperatiflere işletme sermayesi verme veya ürün satın alma, depolama, yeni tesisler kurmada devlet desteğini göremiyoruz. TMO de bir zamanlar yeterli miktarda buğday satın alıyor ve depoluyordu. Satın alırken çiftçi destekleniyor, un fiyatları çok yükseldiğinde ise piyasaya vererek tüketiciyi destekliyordu.

Yem fiyatları arttı

Sütte de soğutulmuş ise 10 kuruş, değilse 5 kuruş bir prim veriliyor. Ancak iki buçuk yıldır çiftçi eline geçen süt fiyatı bir lira civarında idi. Bugünlerde bir liranın üstüne çıktı ise de yem fiyatları ve tüketicilerin süt ve süt ürünlerine ödediği fiyatlar çok daha hızlı arttı. Kısacası bu IMF, Dünya Bankası damgalı tarım politikaları izlenirse çiftçi ve tüketici hiçbir yarar sağlamaz. Bu destekler şirketlerin daha düşük alım fiyatları uygulamalarına yardımcı olur. Bunun anlamı vergi ödeyenlerce finanse edilen bu tarım desteklerinin şirketlere yaradığıdır. Bu paralar aslında dolaylı bir şekilde şirketlerin kasalarına akmaktadır. Bazı ürünlerde şirketler bile zaman zaman bu desteklerin artmasını önermektedirler. Bu açıdan onlar son derece tutarlıdır. O halde hem toplumun destekleyeceği hem de etkili bir tarım politikası gerekiyor. Bu sadece destek miktarının arttırılması ile olmaz. Desteğin şeklini de değiştirmek gerekir. Çünkü var olan tarım destekleri çiftçi ve köylüden çok şirketleri zengin etmektedir. Yasa gereği tarıma yapılan destekler toplamı ülkenin tüm gelirinin yüzde birinden az olmaması gerekir. Bu düzeye bile ulaşılamıyor. Yarısı dolayında destek yapılıyor. Aslında açıkladığımız gibi bu desteğin bir yararı pek olmamaktadır. Çünkü çiftçi elime geçen fiyatlara hiç müdahale yapılmamaktadır. Bu emperyalist sistemin (siz isterseniz üst akıl deyin) tabusudur. Toplumun çoğunluğunun çıkarlarını savunan bir tarım politikası izlenmemektedir.

Mazotta verginin altında destek

Mazot ve gübrede de bir destek veriliyor ama bu çiftçiden mazot için alınan vergilerin bile çok altında. Bu yıl buğday, arpa gibi hububatta dekar başına sadece 19 TL.’lık mazot ve gübre desteği veriliyor. 2017 yılına göre sadece 2 TL.’lık bir artış var. Çeltik ve pamukta bu destek bu yıl sadece 44 TL., geçen yıla göre artış dekara 4 TL. Mazot fiyatının yarısının devlet tarafından destekleneceği söylenmişti. Yapmadılar.

Bu tarım destekleri sistemi uzun yıllardır sürdürülüyor. Sistemi temel olarak belirleyenler yukarıda söylediğimiz gibi IMF ve Dünya Bankası. Verilen bu desteklerin çiftçinin eline geçen fiyatı etkilememesi bilinçli olarak tasarlanmıştı. Piyasa fiyatlarını etkilememek isteniyor. Çünkü güya serbest denilen aslında hiç de serbest olmayan piyasanın her kesim için ideal olanı otomatik olarak belirlediğini ileri sürüyorlar. Bu neoliberal anlayışın temel dogmalarından biri ve yerden göğe kadar yalana dayanıyor. Şimdi örneğin buğdayda kg başına 5 kuruşluk bir destek veriliyor. Buğday, arpa konusunda TMO alım fiyatları çok düşük belirleniyor. Yetmedi bir de buğday ve arpanın gümrük vergileri düşürüldü. TMO’nin gümrüksüz ithal yapmasının önü açıldı. Yani serbest diye tanımlanan piyasa aslında güçlülerin elinde. TMO de bu güçlülere alım politikası ile destek oluyor.

Fındıkta kooperatif modeli işlemeli

Fındıkta da Fisko Birlik adlı bir kooperatif var. Ancak Tarım Satış Kooperatifleri kanunu Çiller zamanda değiştirilerek devletin kooperatifleri desteklemesinin önüne geçilmişti. Bu yüzden destek yapılıyor denilsin diye TMO fındıkta alım yapıyor. Ancak bu da destek olarak kabul edilmeyecek düzeylerde kalıyor. Serbest piyasa denilen şeyi aslında İtalyan Fındık alıcısı Ferroro belirliyor. Güçlü olan o. Türkiye fındıkta dünyanın en büyük üreticisi ve ihracatçısı. Ancak uygulanan politikalar bu ürünün ucuz olarak elimizden çıkmasına yol açıyor. Milli tarım denilen bu olmamalı. Ordu’da bir borsa binası yaparak bunu uluslararası fındık borsası ilan etmekle sorun çözülmeyecek şüphesiz. Kooperatiflerin ürünü büyük ölçülerde satın alıp, işleyerek ihraç etmesi gerekiyor.

Destekler güçlüye

Kısacası tarım destekleri çiftçiyi ve tüketiciyi değil bir avuç yerli ve yabancı güçlünün çıkarına hizmet etmektedir. Bunun bir an önce değiştirilmesi gerekiyor. Böyle küçük primlerle uğraşmak yerine çiftçinin eline iyi bir fiyat geçmesi için devlet müdahale etmelidir. Bu kooperatiflere alım için finansal destek sağlamak şeklinde de olabilir. Veya örneğin mandarin üreticisinin perişan olup aracıların eline düşmemesi için kooperatiflere bölgelerde yeterli soğuk hava tesisleri kurması için kredi açması şeklinde de olabilir. Primin arttırılması çare değildir. Örneğin buğday ve fındık da desteği arttıralım. Ancak piyasada çiftçi zayıf kalırsa aracılar alım fiyatlarını düşürerek artan primleri dolaylı olarak kasalarına transfer edebilirler. Piyasaya hâkim olamazsanız gerisi boş laftır.