Taş, kağıt, ekran...
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Bir düşüncenin, bir öykünün ya da bir anının zaman ve mekân içinde süreklilik kazanması, çoğalması için yazmak gerekti.

Bir düşüncenin, bir öykünün ya da bir anının zaman ve mekân içinde süreklilik kazanması, çoğalması için yazmak gerekti. Yazarların 'kitap'ları önce dağlara, taşlara çivilerle ve keskilerle, sonra kağıtlara önce elle, sonra matbaa ile yazıya geçtiğinde ise, okurlar değişen kitap 'teknoloji'lerine nasıl uyum gösterdi; tam bilemiyorum. Ama, taş tabletleri bırakıp kağıda yazılıp, ciltlenmiş kitaplara geçişin bir gecede olmadığı açık.

E-kitaplara geçiş basitçe bir alışkanlık değişiminden ibaret ise, yeniye hevesli gözükse de, eninde sonunda daha rahat olanı, bildik olanı tercih eden aklımız, binlerce yıldır alıştığı kağıt kitapları birkaç kuşak ömrü içinde rafa mı kaldıracak? Bunu bilmek zor; ama bir ömürden kısa bir süre içerisinde vinil 33’lükler, kasetler, CDler ile mp3ler arasında kaldığımızda bir deneyim kazandık. Tozlu kitap sayfalarını karıştırdığımızda, bir göz atışta ya da şöyle bir elimize alıp tartarak kitabın ne olduğunu bir çırpıda anladığımızda kitapla kurduğumuz 3 boyutlu ve 5 duyulu ilişkiyi e-kitapla nasıl kuracağımızı düşünmekteyim.

İlişkinin bir önceki kitap biçimiyle kurduğumuzun aynısı olması şart değilse de, sözcüklerin ve cümlelerin hayatımızda anlam kazanması için onları nerede (sayfada, ekranda vs) gördüğümüz önemli olmaya devam edecek.

Bağlam, anlamı belirleyici ise, kitabın biçiminin içeriğini belirleyişi, bir kadehin içindeki içkinin tadını belirlediği kadar olsa gerek. Kadeh ya da plastik bardak arasındaki fark içkisine göre değişse de, e-kitapların içeriğin anlamına katkıda bulunacak birçok özellik taşıyor gibi.

E-kitap hiç aklımıza gelmemiş yeni ifade biçimlerine imkân verecek, derdimizi ve hayatımızı anlatmak için yeni yollar sunacak olsa bile, bunun nasıl olacağını bugünden göremeyebiliriz. Göremediğimiz fırsatları aramak için e-kitaplar güzel bir deney olacak. Hele cebimizde ya da çantamızda koskoca bir kitaplık taşıyacaksak, bu kitaplıkta herkese yer olması fikri bile kendine bir raf arayan her kitabın rüyasını gerçek kılacak en azından.

Serbest çağrışım

Kendi başıma kalabilmek için yolculuklar iyi bir fırsat olur. Yanımdan ayırmadığım defterime ne çiziktireceğimi ise, o anda karşıma çıkan olaylar, yanıma oturan kişinin gazetesini dikizlerken gördüğüm bir haber, ya da boş boş önümdeki koltuğa bakarken aklımdan geçenler ve birdenbire hiç sebep yokken aklıma gelenler oluşturur. "Bir insan neden ve nasıl sağcı ya da solcu olur" sorusunu ilk kez kendime soralı herhalde en az 40 yıl oldu. Sorunun cevabını bulamadım; bu arada soru önemli ölçüde geçerliliğini yitirdi. Siyasi duruşların siyasi görüşlerden bağımsızlaştığı düşüncesini destekleyen olaylar, insanların zorunlu ya da gönülden yaptıkları yol değişiklikleri, değişmez sanılan gerçeklerin değişkenliği kim neden sağcı ya da solcu olur sorusunu, 'kim neden sağcı ya da solcu kalır’a dönüştürdü. Bunun cevabını bulmak zor; ama solda bilinen insanların bir yerde biyolojik bir refleksmişcesine haksızlığa tahammül edemedikleri için yola düştüklerini, hem kendileri hem başkaları için adalet, saadet, refah arayışlarını tek bir yolla gerçekleştirme düşlerini zaman içinde kaybettiklerini söyleyebilir miyiz? Adalet, saadet ve refah gibi insani vaadlerin isim haklarını soldakilerin neredeyse hiç sahiplenmemişliklerini sadece popülist olmamalarıyla açıklayabilir miyiz? Bu tipten soruları sorarken, aklımdan bir sürü kişisel ve söze dökülmesi zor anı geçerken, yukarıdaki çizgileri karalamıştım. Yeteneklerimizin peşinde mi koşmalıyız ?

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız