Taşlar yerinden oynayınca!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Son günlerin en popüler oyunlarından biri “referandum bahsi”.. Bakkala alışverişe gidiyorsunuz.. Taksiye biniyorsunuz.. İş yerinizde her zamankinden farklı bir bölüme uğruyorsunuz.. Kuaför koltuğunda oturuyorsunuz.. Önce sizin tahmininiz soruluyor, hemen ardından muhatabınızın tahmini geliyor.

Perşembe günü bir grup kadın gazeteci, Meral Akşener’in davetlisiydik. Aynı “oyunu” orada da oynadık. Galiba en temkinli davranan bendim. Benim dışımda herkes “kesin HAYIR çıkacak” görüşündeydi.

Hatta Meral Akşener, “hem de şaşıracağınız bir oranda HAYIR çıkacak” diyordu.

Doğrusu, AKP’nin ve EVET cephesinin haline bakınca HAYIR için umutlanmamak imkansız. Yine de “gördüklerimiz göreceklerimizin teminatıdır” diye düşünüyorum. İktidarın her an bir hamle ile oyunu bozabileceğinden, masayı devirebileceğinden endişe ediyorum.

Bu bir yana..

16 Nisan, Erdoğan’ın artık hiç çekinmeden ifade ettiği gibi “BÜYÜK BİR HESAPLAŞMA” olacak. Erdoğan bunu 15 Temmuz ile hesaplaşma olarak takdim ediyor. Oysa, söylemek istediğinin Cumhuriyet ve Atatürk Türkiyesi olduğunu hepimiz biliyoruz.

“Rejim değil sistem değişecek” diyor. Oysa, yıllardır rejimin değişmesine yönelik hangi adımların nasıl atıldığını biliyoruz.

Bu çapta bir hesaplaşma, elbette siyasetin kodlarını etkileyecektir. 16 Nisan sonrasında taşlar yerinden oynayacaktır.

Bundan kaçış olduğunu düşünmüyorum.

Sandıktan ne sonuç çıkarsa çıksın, siyaset sahnesinde bir başka hesaplaşma yaşanacak. Liderler ve kadroları kısa vadede ya öne çıkacak ya da tarihin karanlığına gömülecek.

***

ERDOĞAN: Cumhurbaşkanı aslında şimdiden “kaybetmeye” başladı. Bir yanda Avrupa / ABD / Rusya aksında başına gelenler!!! Müttefik bildiğimiz ülkelerin bize karşı ittifak halinde olması (acı) gerçeği!! Diğer yanda, onca güç vehmettiğimiz bir ismin, HAYIR kaygısına tanık olmak.. Bu nedenle Almanya krizine bile muhtaç olduğunu anlamak.. Herhalde farkındadır; partisinin içinde bile EVET beklediği / umduğu kadar güçlü yanıt bulmadı. 16 Nisan sonrasında, sonuç ne olursa olsun kendisini rahat hissetmeyeceği ortada. İç ve dış dinamiklerin böyle kesiştiği bir süreçte işi çok zorlaşacak. Artık barışı da savaşı da “siyasi koz” olarak kullanamıyor. Gerilim politikası üretmeye çalışıyor. Olmuyor. Gündem yaratamıyor. Filmin sonundaki THE END yazısını 17 Nisan’da göremeyeceğiz elbette. Ama bileceğiz ki, final yaklaşmakta!!

YILDIRIM: Yazık, aslında ondan söz etmeye bile gerek yok. Ama geçerken eksik bırakmayalım! EVET çıkarsa başbakanlığı sona erecek ve olsa olsa 5-10 cumhurbaşkanı yardımcılığından biriyle yetinecek. HAYIR çıkarsa, fatura ona kesilecek.

BAHÇELİ: Partisini getirdiği yer malum. Ülkücüler ülkücülere saldırıyor. Bahçeli aşıkları, HAYIR diyen abilerin kürsüsünü yıkıyor. MHP, 12 Eylül’ün en sancılı günlerinde bile bütünlüğünü korumayı başarmıştı. Bugün paramparça! Referandum için Erdoğan’a neden bu kadar açık destek verdiği şimdilik bir muamma. Elbette bir gün öğreniriz. Ancak şurası şimdiden belli: Fiziğin de sosyolojinin de kuralıdır. Farklı büyüklükte iki varlık birbirine yakınlaştığında BÜYÜK OLAN KÜÇÜĞÜ İÇİNE ALIR.. Daha açık ifadeyle YUTAR! Referandum süreci, (üstelik parçalanmış ve yaralı) MHP için işte böyle bir sonuca yol açacak. Bahçeli de ya iyice küçülüp kulübe dönüşmüş partisiyle baş başa kalacak veya siyasetten tasfiye edilecek.

KILIÇDAROĞLU: Doğrusu, referandum sürecini “kendi açısından” en iyi şekilde yürüten isim oldu. HAYIR çıkarsa zaferden pay alacak. Sonuç EVET olursa, kampanya stratejisi gereği çok fazla öne çıkmadığı için sorumlu olmayacak. Daha doğrusu, bu teze oynayacak. Ancak, her iki sonuçta da Kılıçdaroğlu ve ekibi için yeni bir süreç başlayacak: Ya keskin bir hesaplaşma ya da yeni bir paradigma ile ayağa kalkma! Bu arada gerçek ve deneyimli danışmanlarla çalışması gerektiğini hatırlatmalıyız. Anayasa değişikliği sonrasında başbakanlık diye bir müessese kalmayacağını unuttu da.. Cumhurbaşkanı ile Başbakanın farklı partilerden olması halinde başımıza gelecekleri anlattı ya! Partilileri bir yana, kendisi bile kendisini savunamadı ya! Ekmeleddin İhsanoğlu seçimi.. 7 Haziran sonrası istikşafi görüşmeler sırasında göz göre tuzağa düşmesi.. 1 Kasım’da çok önemli isimleri liste ve Meclis dışı bırakması.. Yerel yönetimler sıkıntıları.. Vs. Bagajı bu kadar yüklü bir liderin, tarihi diye nitelenen bir Anayasa değişikliği hakkında söyledikleri “dil sürçmesi” diye geçilemiyor. İnsan, Cumhuriyet’in kurucu partisinde politikayı / stratejiyi kimler nasıl kurguluyor diye merak etmeden duramıyor. Dost acı söyler! Kılıçdaroğlu hali hazırda “KAYBEDEN” diye niteleniyor. Bunu kimileri “hiç seçim kazanamaması” ile açıklıyor. Ben, o görüşte değilim. Türkiye gibi bir ülkede sosyal demokrat partiler kolay kolay sandıktan birinci çıkamaz. Ancak illa seçim kazanacağım diye sosyal demokrat / sol / halkçı / devrimci çizgisinden de sapmaz. Akıllı gücü ile Türkiye’de gündeme damgasını vurur. İktidara rahat uyku uyutmaz. Kılıçdaroğlu, 16 Nisan sonrası işte bunları göz önüne alarak yola devam etmeli.. Yoksa..

***

Bu listede HDP yok. Zira, eş başkanları ve özellikle siyasetin önemli aktörlerinden biri olduğunu kanıtlayan SELAHATTİN DEMİRTAŞ oyun dışı “bırakıldı”. Neredeyse tüm milletvekilleri de içeri atıldı. Bütün belediyelerine el kondu. Böyle bir süreçte HDP’yi eleştirmek etik olmayacak. OHAL korkunçluğunu atlatabilirsek o zaman konuşuruz.

Ve son isim: MERAL AKŞENER. Başından beri yolculuğunu ilgiyle izlediğim bir siyasetçi. Perşembe günkü buluşmamızda daha yakından tanıma fırsatını buldum.

16 Nisan sonrası için şansı olduğunu düşünüyorum. Nedeni basit: AKP’nin artık “dolduramadığı” merkez sağ için bugün itibariyle en güçlü aday. Elbette MHP’nin marjinalleşen milliyetçi çizgisinden merkeze gelebilir ve seçmeni oraya taşıyabilirse.

Bu çerçevede kendisine, “eğer bir gün MHP’nin başında veya kendi partisiyle Meclis’e gelirse HDP gibi bir partiyle ilişkisinin ne olacağını” sordum. Yanıtı düşünmeden verdi:

“Meşru, hür bir seçimle sandıktan çıkıp gelmiş her parti benim için de meşrudur. Onların da uyması koşuluyla, demokratik parlamenter sistem içinde birlikte var oluruz.”

Bakalım, 16 Nisan sonrasında kimler nasıl var olacak! Kimler çöplüğü boylayacak. Film çok heyecanlı, değil mi!