Teflonu çizmek!
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL
Başkent Ankara, geçen hafta, bir kez daha, bir Melih Gökçek klasiğine teslim oldu. Bu kez konu, toplutaşımda ücretlendirmeydi.

Başkent Ankara, geçen hafta, bir kez daha, bir Melih Gökçek klasiğine teslim oldu. Bu kez konu, toplutaşımda ücretlendirmeydi. Ulaşım ücretlerine yapılan zammın, Tüketici Hakları Derneği tarafından iptal ettirilmesi, Melih Gökçek ve ilgili çıkar çevrelerini çileden çıkardı!
Sonrası, bir kez daha, bildik senaryo; kentin sorunlarını çözmekle görevli belediye başkanından, toplutaşım araçlarını çalıştırmayıp, halkı perişan etme tehdit ve teşebbüsü, isminin hakkını vermeye çalışan Tüketici Hakları Derneği’ne komünistlik suçlaması. Aynı senaryoyu Akay Kavşağı’nda da görmüştük; mahkeme kararı üzerine, “çözüm üretmeden mahkeme kararını uygularım, trafik felç olur, görürsünüz” tehdidi, dava açan odalara “ideolojiklik” suçlaması.
Bu durumun, bizler açısından, bir zul haline geldiği kuşkusuz. Öte yandan, şunu da kabul etmek durumundayız; bu zul bir gece yarısı ansızın değil, sonunda hepimizin sığındığı demokratik süreçlerden, sıyrılıp geldi. Dahası, yirmi yıl iktidarda kalmayı da başardı.
Ortaya çıkan bu yeni liderlik profilini ve toplumla ilişkileniş biçimlerini anlamak, içinde bulunduğumuz koşulları anlama ve değiştirmenin önkoşulu haline gelmiş bulunuyor. Bu konuda bize yardım edebilecek en yetkin kesim olan psikanalizciler, otorite ve liderlik sorununu tartışırken, sembolik ve anal olmak üzere iki baba/lider türü tanımlıyorlar.
Sembolik baba bizlerin alışık olduğu lider türüne uyuyor; yasakçı ve ahlakçı. Çalışmayı kutsayıp, hazları ve keyifleri ikinci plana iten bir toplum ve yaşam anlayışına sahip. Her an ortada görünmeyip, varlığını uzaktan hissettiren bir otorite türünü temsil ediyor. Bir miktar, “onu yapma, bunu yap, iyi çalış, kimsenin hakkını yeme, oku adam ol” diye, başımızın etini yiyen babalarımıza benziyor.  Ancak, hepimizin gözleri önünde, sembolik baba, giderek bir imkânsızlık haline geliyor; otoritesi büyük ölçüde sarsılmış, can çekişen bir otoriteyi temsil ediyor.
Anal baba, tam da bu noktada, sembolik babanın yarattığı büyük boşlukta doğuyor. Yasaklamak bir yana, yasakları ihlal etmeyi, doğruyu yapmaktan çok, performansı ve hazları öne çıkarmayı, başarı için her yolu mübah görmeyi, sürekli ortalıkta olmayı seviyor. Oğluna, “yapma” demek yerine, “birlikte yapalım” diyor.
Günümüz dünyasından bir dizi ismi anal lider kategorisinde sayabiliriz, ancak Berlusconi ve Clinton bunlar arasında öne çıkanlar olarak göze çarpıyor. Her ikisinin de özel yaşamları “kabul gören” ahlaki değerlerin dışında kalmakla birlikte, bu davranışlarının liderlik statülerine herhangi bir zarar verdiğini söyleyebilmek mümkün değil. Tersine, bu davranışları liderlik statülerini güçlendirmiş görünüyor. Yani Oval Ofis’te “uygunsuz” yakalanmak, ya da mankenler ve hayat kadınlarıyla yapılan partiler, bu kişilikleri yıpratmıyor; tam tersine güçlendiriyor. Berlusconi örneğinde olduğu gibi, vergi kaçırma, iltimas ve adam kayırma, rakiplerini takibe alma ve tehdit, olsa olsa bu lider karakterinin süsü oluyor.
Diğer bir anlatımla, anal liderlik teflon bir yüzeye sahip; yani, bütün yıpratma çabaları sonuçsuz kalmaya mahkûm. Sembolik lideri bitirecek türden davranış ve suçlamalar anal liderin teflon yüzeyine yapışmıyor. Tersine, bu özellikleri onları öne çıkarıyor. Bu durumu anlamayanlar, bizim gibi, sembolik baba döneminin kapanmakta olduğunu görmezden gelenler!
Türkiye’ye dönelim. Bu tür bir liderlik anlayışı için çok sayıda örnek bulabilirsiniz. Yakın zamanlardaki en iyi örnek, galiba, Cem Uzan’dı. Bazı masum liderlerin hayat boyu hayalini kurup, ulaşamadığı bir oy oranına, birkaç ay içinde ulaştı. Hem de, büyük ölçüde, “yahu bu adam koskoca Amerika’yı dolandırdı, bu bize lazım” diyerek, verildi o oylar.
Anal liderlik vasfına yerel düzeyde uyan bir isim aranacak olursa, adaylar arasında bu unvanı almaya en yakın isim, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek olacaktır (Burada kullanılan anal betimlemesi tümüyle psikanaliz alanındaki bilimsel/akademik anlamıyla sınırlanmıştır).
Kendi yaptırdığı imar planlarını bile ihlal edişi, yasaları ve mahkeme kararlarını hiçe sayması ve sürekli etrafından dolanması, kullandığı dil, rakiplerini tehdit ediş biçimi, elinde tuttuğu söylenen dosyalar, rakiplerine konuşma hakkı vermemesi tam da bu tür bir liderlik profilinin özellikleri.
Bu profilin yaptığı çağrışımla, “elinde önemli liderler hakında dosyalar bulunduğu”, “kendisine rakip olan bir belediye başkanı hakkında kamuoyuna yansıyan bilgilerle ilişkisi olduğu” yönünde yaygın söylentiler çıkarılıyor. Ne yalan söyleyeyim; karşı karşıya geldiğim bir televizyon programında, bana da, “senin hakkında bana ulaşan bazı söylentiler var” dediğinde, hakkımda çıkan bu tür söylentiler konusunda acaba demedim değil!
Son yerel seçim sürecinde, kendi ismi büyükşehir belediye başkanlığı için öne çıkarken, oğlunun isminin Çankaya Belediyesi için geçmesi, sonrasında oğlunun Ankara’nın en köklü futbol kulübünün başkanlığına getirilmesi bu profili çerçeveleyen unsurlar olarak görülebilir.
Milyar dolarlara mal olan katlı kavşakları “kendisinin çizip, detayları uzmanlara bıraktığını” kamuoyu önünde söyleyebilmesi, aynı liderlik türünün bir özelliği olarak kaydedilmeli. “Hangi uzmanlıkla buna cesaret ediyorsunuz” diye sorduğum televizyon programında söyledikleri daha da çarpıcı; “herkesin bir hobisi vardır, bu da benim hobim”. Yani başkan zevk peşinde, kendini tatmin ediyor! Sonra, o kavşaklarda yaşanan tıkanmaların hiç önemi yok! Zaten hesap soran bir mekanizma da yok ortada.
Gökçek’in zevkler dünyasındaki arayışları sadece katlı kavşaklarla sınırlı değil. Diğer projelerinde de, haz ve zevkler dünyasının öne çıkarılışını görüyorsunuz; belediye tarafından düzenlenen bitip tükenmek bilmeyen konser ve şenlikler, kente getirilen sirkler, devasa Disneyland projesi yanında, Atatürk Orman Çiftliği’ni dünyada eşi görülmemiş büyüklükte bir hayvanat bahçesine dönüştürme projesi, Altındağ’ın tepesine dikmek istediği uçak otel hazlar dünyasına hitap eden projelerden örnekler.
Resim, yoksulluk ve işsizliğin kol gezdiği Altındağ’dan yükselen seslerle, tamamlanıyor; “Büyük Başkan bizi diskoya götür”.
Her şeye karşın önemli bir noktanın altını çizerek bitirelim; teflon liderlerin en büyük korkusu çizilmektir. Teflon çizilince, miadı dolar!