Tek adam sistemine karşı demokrasiyi inşa etmeliyiz
17.10.2017 09:45 RÖPORTAJ
HDP Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen: Sorun “tek adamlıksa” bunun karşısında demokratik bir hukuk inşası olması gerekiyor. Bu Anayasa’nın çerçevesini çizmek ve şimdiden sınırlarını belirlemek gerekir

SEBAHAT KARAKOYUN @ssenyaprak

Sekiz ay süren tutukluluğundan önce Halkların Demokratik Partisi (HDP) sözcülüğü görevini yürüten Kars Milletvekili Ayhan Bilgen, Türkiye’nin artık geçmişin kavgalarını sürdürebileceği bir ülke olmadığını belirtiyor. “Ortak öncelikler, hedefler doğrultusunda” hareket etmenin önemine işaret eden “Önce yan yana durmayla ilgili korkuyu aşmak gerekiyor” diyor. “Hala parlamenter sistem, temsili demokrasi üzerinden çözüm aramak nostalji yapmaktır. Demokratik sokak siyasetine dair alternatifi yeniden konuşmak, değerlendirmek gerekiyor” diyen Bilgen, değişen koşulların HDP açısından da örgütlenme biçimi ve karar alma süreçlerinin işleyişinden, ittifaklara yaklaşıma kadar yeni bir değerlendirmeyi kaçınılmaz kıldığına dikkati çekiyor.

»Sekiz aylık cezaevi sürecinin ardından tahliye oldunuz. HDP’ye yönelik tutuklamaların yanı sıra milletvekilliklerinin düşürülmesiyle ilgili bir süreç de işliyor. Nereye varır?
İktidar kendisine yakışanı yapıyor, şaşırmamak gerekir. Sadece siyasetçiler, milletvekilleriyle ilgili değil yazarlarla gazetecilerle ilgili de benzer bir süreç yaşanıyor. Elbette bir partinin seçmenlerinin iradesini cezalandırmaya yönelik bir tercih söz konusu ve buna karşı seçtiklerinize sahip çıkmak etik açıdan boynunuzun borcu. Ama daha da önemlisi bu süreci durdurmak, püskürtmek için bu sürecin iktidar açısından başarı doğurmadığını hissettirecek formüller geliştirmek. Eğer iktidar bu şekilde başarılı olduğunu düşünürse devam eder. İktidarın lütfu, merhametine kalmış hak ve özgürlük mücadelesi olamaz. Başka bir siyaset yapma tarzı, başka örgütlenmeler ortaya koymak, başka tarz buluşmalarla bu kamplaştırma, kriminalize etme siyasetini aşmak gerekir.

Demokratik sokak siyaseti
»Son kısmı biraz açar mısınız?

Sadece temsili, parlamenter demokrasiye değil daha yatay, katılımcı ve doğrudan demokrasiye, demokratik sokak siyasetine dair alternatifi yeniden konuşmak, değerlendirmek gerekiyor. Sadece bir yan iş olarak, ihtiyaç duyduğunda yapılan bir şey değil belki siyasetin merkezini toplumsallığa taşımayı konuşmak gerekiyor. Meslek örgütleriyle, sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, siyasi partilerle hattı toplumsal hareketler üzerine örmek, inşa etmek, siyaseti bunun kolaylaştırıcısı, koruyucusu, görünür kılıcısı gibi bir yere taşımak gerekiyor. Hâlâ sadece dar parlamenter sistem, temsili demokrasi üzerinden çözüm aramak bana göre nostalji yapmak.

»Bu değerlendirme parlamentonun 16 Nisan sonrasına dair mi?
Bu yeni durumu kabullenmek olarak anlaşılmasın, parlamentonun yarım yamalak da olsa işlemesi önemlidir. Onu değersizleştirmek için söylemiyorum ama yetersizliğini de kabullenmek, görmek zorundayız. Hâlâ parlamento çok iyi işliyormuş, sorunlar konuşuluyor, çözülüyormuş gibi yapmak muhalefetin hem kendi hem de toplumu kandırması olur. Daha toplumsal hareketler eksenli, kitleselleşmeye açık, daraltıcı söylemlerden kaçınarak, toplumun kendi sorunlarıyla ilgili cesaretle, şiddetsiz ama kararlılık hissettirecek eylemler yapacağı bir ortamı oluşturmak, buna imkan sunmak önemli.

Korkularımızı aşmalıyız
»16 Nisan öncesindeki "hayır" kampanyası sözünü ettiğinize benzer bir süreç miydi?

Türkiye artık geçmişin kavgalarının verileceği bir ülke değil. Ne toplumsal muhalefet aktörlerinin ya da siyasi aktörlerin böyle bir lüksü var ne de buna prim verebilecek, bunu kaldırabilecek bir toplumsal psikoloji var. Türkiye sosyalist hareketinin de Kürt siyasetinin de sosyal demokratların da meslek örgütlerinin de kendine göre eksikleri, öncelikleri, zaafları güçlü yanları var.
tek-adam-sistemine-karsi-demokrasiyi-insa-etmeliyiz-367530-1.
Kastettiğimiz bir aynılaşma, tek tipleşme değil. Ama ortak öncelikler, hedefler doğrultusunda birlikte iş yapmanın yolunu geliştirmekten başka çare yok. Büyüklük- küçüklük tartışmasına girmeksizin önce yan yana durmayla ilgili korkuyu aşmak gerekiyor. Yan yana durmakla ilgili korku aşılmadıkça iktidarın psikolojik baskısını kırmak mümkün değil. CHP tabanına HDP daha kriminal gösterilmeye çalışılıyor olabilir. Ya da HDP'nin geleneksel Kürt tabanına Türk sol, sosyalist hareketleri uzak durulması gereken özneler gibi gösterilmek isteniyor olabilir. Bunlar bilinçli, sistematik kampanyalar. Bunları geriletmenin yolu cesaretle bu korkuyu aşacak adımları atmaktır.

»Son söyleşilerinizden birinde "HDP kuruluş döneminin koşullarına sahip değil, aynı söylemlerle devam edemez" demiştiniz. Ne öneriyorsunuz?
Kastettiğim tutarsızlık, ilkesizlik, savrulma ya da iddialarından vazgeçme değil. Koşullar değiştiğinde siyaset önceliğiniz ya da söylemleriniz de değişmek zorunda. HDP açısından iki şeyin değiştiğini düşünüyorum. Birincisi Kürt sorununun niteliği değişiyor. 1970'lerin sonlarındaki ya da 80'lerde, 90'lardaki Türkiye'de yaşamıyoruz. Kürt nüfusundaki hareketlilik gözardı edilemez. Batı da inşaat sektörü ya da başka bazı sektörler yoğun Kürt göçünden etkilenmiştir. Böyle bir tablo işçi sınıfının karakterini değiştirdiği gibi Kürt toplumunun pozisyonunu da değiştiriyor. İkincisi doğrudan HDP ile ilgili değişiklik. Türkiye HDP'nin kurulduğu dönemdeki koşulları yaşamıyor. Özellikle "çözüm süreci" adı altında sürdürülen diyalog koşulları yok. Siz hala sanki o koşullar, o dönemin iletişim imkanları, ilişkileri varmış gibi bir siyaset geliştirirseniz bu çok naif kalır. Hem tabanda tartışma başlatır insanlar bu kadar acı yaşarken (Cizre-Sur) siz hiç bunlar olmamış gibi iktidarla iletişim içinde sorunu çözmeye çalışıyormuş gibi siyaset yaparsanız ciddi hayal kırıklığı yaşatmış olursunuz.

Sorgulamamız gerekiyor
»Hayal kırıklığı nasıl aşılabilir size göre?

Örgütlenme biçiminin, karar alma süreçlerinin işleyişinin, ittifaklara yaklaşımların yeniden masaya yatırılması gerekiyor. Yeni bir strateji çıkartmak ve varlık sebebine, kuruluş misyonuna uygun ama kendini yenilemiş bir söylem inşa etmek açısından buna ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum. HDP bunu kendi dayanışma hatlarıyla yapacak. Toplumun HDP’den beklentisini karşılayacak ve bir yeni denklem kurmak zorunda kalacak.

»HDP’nin geleneksel tabanında bir sorgulama var mı?
Geçmişe baktığımızda parti bürolarının, Kürtlere ait iş yerlerinin, evlerin hatta doğuya giden otobüslerin yakıldığı taşlandığı bir süreç yaşandı. Hiç yargılama yok bu süreçlerle ilgili. Seçmenimiz nezdinde güven kaybına neden olan bir travma olarak duruyor. Sonra Cizre ve Sur’da yaşananlar. O zaman partinin üst yönetimi şehirlere sokulmadı. Daha farklı bir şey yapılabilir miydi? Yapmalıydık, bulmalıydık. Zorlukları da biliyorum ama siyaset neticesi itibariyle tartışılır. Cizre’de, Sur’da cenazelerin sokakta kalmasını engelleyemedik. Belki büyük bir çaba sarf ettik ama bütün bunlara rağmen bu konuda başarı olduk diyebilecek bir rahatlığa sahip değiliz. Neden yapamadığımızı sorgulamamız gerekiyor.

Üçüncü göz olmadan olmaz
»“Çözüm süreci” adı altında yürütülen süreç üzerinden de bazı eleştiriler söz konusu. Yeniden benzer bir süreç mümkün mü?

Çözüm sürecini ortaya çıkartmanın yolu değişmiştir. O yol şimdi bir toplumsal basınç oluşturmaktan geçiyor. Elbette ki diplomatik kanallar işletilebilir o başka bir şey ama o beklentiyle siz toplumsal baskı kurma işini zayıflatırsanız… Şu anda diyalog yolu kapanmış durumda. Daha geniş toplumsal muhalefetle barışın koşullarını oluşturmak zorundayız. O dönem muhatapların birbiriyle kurduğu iletişimi güçlendirememesi, CHP’yi, MHP’yi o sürece dahil edememesi zaten o sürecin zaafıdır. Bunda muhalefetin de payı olabilir ama iktidarın da dışlayan dilinin rolü olduğu açık. O gün parlamentoda daha katılımcı mekanizmalar kurulsaydı, daha açık işleseydi daha güven içerisinde işleseydi daha başarılı olabilirdi. Bir üçüncü gözün inşası elbette ki zorunlu. Üçüncü göz olmadan bir daha güven ve karşılıklı diyaloğun imkansız olduğunu düşünüyorum.

Seçimlerin ne olacağı belli değil
»Önümüzde yerel, milletvekilliği ve başkanlık seçimi var. Takvimde değişiklik yapılabilir mi, Erdoğan’ın planı ne olabilir?

Her an her şey olabilir. Her şeyin çok kötüye gittiğini hissederse, erkene de çekebilir. İktidarı kaybettiğinde hesap sorulacağı korkusu nedeniyle çatışma ve savaş gibi bahanelerle seçim erteletebilirler. Öngörülemez bir süreç. Erdoğan tek başına çarkıfelek gibi kendisi çeviriyor ve kimin önüne ne gelirse ona razı olmasını istiyor. Onu nasıl davranacağı konusunda mecbur etmek siyasetin ve toplumsal muhalefetin işidir. Oyun kuruculuk aslında budur.

»Sizce muhalefet cephesinde seçimlere yönelik ittifak ya da işbirliği olanağı var mı?
Seçim takvimine sıkıştırılmış ittifaklar pek sıcak karşılanmıyor. Toplum, bunu bir çıkar ilişkisi olarak görüyor. Bu algıyı engellemenin yolu şimdiden toplumsal zeminde, açık demokratik çalışmalarda bu buluşmaların içselleşmesini sağlayacak tanışma ortamları kurmaktır. İnsanların anlamasını sağlamaktır. Türkiye korkularla siyasetin şekillendirildiği bir ülke ama biz korkularımızı aşıp bir umut inşa etmek zorundayız. Demokrasi ile ilgili yeni yaşama modelini birlikte yaşam hukukunun şimdiden somut konseptinin tarifi gerekiyor. Bir biçimde Akşener'e oy vereceğini söyleyen seçmen de, CHP içerisindeki ulusalcı seçmen de, Alevi seçmen de, Kürt seçmen de Kürt muhafazakar seçmen de AKP içerisindeki seçmen de bir demokratik anayasa konseptinde uzlaşmalı. Sorun “tek adamlıksa” bunun karşısında demokratik bir hukuk inşası olması gerekiyor. Bu Anayasa’nın çerçevesini çizmek ve şimdiden sınırlarını belirlemek gerekir. Belediye seçimi büyük sınav olacak. Bu seçimde korkuları aşarak, 1+1+1’in 4 ya da 5 etmesi gerekiyor. 3 yetmiyor çünkü. Bu 1+1+1’lerin üçten daha fazla etmesi için o korkularınızı aşacak özgüvene sahip bir dil gerekiyor. Sol muhalefet çok dikkatli olmalı. Yüzde 49’u 51 yapan kısım büyük ihtimalle sağdan gelecek ama o iki damla artış için 49’u kurban ederseniz kaybedersiniz. CHP’nin elbette ki sağ seçmene hitap etmesi anlamlı, önemli. Seçmene hitap etmek demek o partileri taklit etmek, söylem yarışına girmek demek değildir.

***

Umut, AKP’de yaşanan kırılma olmamalı
»AKP bazı belediye başkanlarını tasfiye ediyor sizce nasıl sonuçlanacak bu süreç?

İktidar blokundaki çatlamalar, Türkiye’nin bir şeyleri öğrenmesinin imkânını oluşturmuştur. Kırılmayı elbette bir imkân olarak görmeliyiz ama beklenti ve umudu oraya odaklamamak gerekiyor. Engel ya da zarar vereceği düşünülen herkes, geminin geç batması için atılan bir ağırlık gibidir. Belki batışı geçiştirirsiniz ama engelleyemezsiniz. Bizim muhalefet olarak, “Bu belediye başkanları tüm işleri kendi başlarına mı yaptılar” dememiz gerekiyor. Balık baştan kokar. Kuyrukta bir koku alıyorsunuz da yukarılarda koku yok mu? Bunu sorgulamak, algıyı değiştirecek bir retoriği kurmak gerekiyor. Şu anda ana tehdit gibi görülen FETÖ çevresiyle bu sürecin daha sahiplenicisi gibi gözüken, geçmişte FETÖ’nün mağduru olan kimi çevreler ittifak yapabilirler. Başka buluşmalar, bir araya gelişler olabilir. Geçmişte mağdur olan, şu anda sürece müdahil olan bazı çevreler belki Erdoğan’ı destekliyor gibi tarif etseler, kamuoyuna öyle ifade etseler de bir süre sonra Erdoğan’ı başka maceralara sürüklenme noktasına getirebilirler.