Tek adam, tek tutku
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Önceki gün (4 Mayıs 2016) Türkiye’de dış destekli askeri darbeler döneminin kapandığını söyleyenlerin iktidarında; tamamen milli, iç destekli, pelikan bildirili bir darbe yaşandı. Anayasa’ya bağlı kalacağına dair ettiği yemine çok küçük, mini minnacık, önemsiz bir ayrıntı muamelesi yapanlar, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan’ı koltuğundan indirmesinde değil darbe, kriz bile göremedi. Bunda elbette şaşılacak bir şey yok. Böylesine aleni bir kırılma karşısında üç maymunu oynamak demokrasilerde siyasetin değil, komedinin konusu. Biz, kötü bir şakayı siyaset olarak yaşadığımızdan olacak vaktimizi bu abuk sabuk meseleleri, nerden baksan sapır sapır dökülen tutarsızlıkları izleyip değerlendirmekle harcıyoruz.

•••

Peki, milli iradeyi ağzından düşürmeyen Cumhurbaşkanı’nın, 6 ay önce yüzde 49’la iktidara gelen Başbakan’a kapıyı göstermesinin hesabını soracak bir seçmen kitlesinden söz edebilir miyiz? Sanmam. Madem Cumhurbaşkanı Başbakan’a hitaben, “önemli olan olduğunuz yere nasıl geldiğinizi unutmamanız” diyerek makamdaki gücünü ve etkisini ilan ediyor, ben sandığa gidip demokrasi oyunu mu oynuyorum, diye sorgulayacak bir seçmen kitlesi var mı? Onu da sanmam. Dolayısıyla atış serbest. Darbe için istenen halk desteği çoktan sağlanmış. Söz konusu kutsal dava, yani Erdoğan’ın başkanlık tutkusu ise, bu uğurda yapılacak her şey mubah. Memlekette her şey tek bir amaç için, sarayın mutlak iktidarına göre dizayn ediliyor. O yüzden Cumhurbaşkanı “kendi kararı” derken, sesi titreyen Başbakan ancak “zaruret” diyerek gönül dünyasındaki küçük çizgileri bildirebiliyor.

•••

Erdoğan’ın Başkanlık arzusu o kadar kuvvetli ki, bu uğurda davranışları yandaşları tarafından bile öngörülemez hale gelmiş. Sanki mesele AKP’nin geleceğiymiş gibi, Davutoğlu ve Erdoğan arasındaki gerilimin fitneciler, partiye zarar vermek isteyen dış güçler, paraleller tarafından dizayn edildiğini söyleyen mi istersiniz, ihtilafı reddedip Davutoğlu’nun yerine gelecek başka bir ismi inandırıcı bulmayanlar mı, ya da pelikan bildirisinin Erdoğan’dan habersiz servis edildiğini düşünenler mi... Hasılı bir olağanüstü kongreyle gelip diğeriyle gidecek Davutoğlu. Yerine kimin geleceğinin pek bir önemi yok. Erdoğan’ın her isteğini tereddütsüz yerine getirecek biri. Bu süreçte MHP’deki olası genel başkan değişimi ve dokunulmazlık dosyalarıyla meclisteki koltukları AKP’ye kaydırılmak istenen HDP’li vekillerin durumu çok önemli iki belirleyen olacak. Yeni bir seçim, 400 vekil ve Başkanlık sistemi için Erdoğan’ın sabrı kalmadığı görülüyor. Tek adamlık, partiye ve ülkeye demir atıyor.

Senaryosu çizilen bir cinayet

Bütün bu hır gürün içinde, bir cinayet daha faili meçhule doğru sürükleniyor. 28 Kasım 2015’de barış çağrısı yaparken Sur’da öldürülen Eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ile ilgili başlatılan soruşturmada bilirkişi heyeti raporunu hazırladı. Rapora göre, Elçi’nin ölümüne neden olan atışın nasıl gerçekleştiği tıbben ve fiziken bilinemiyormuş. Olay yeri olay anındaki özelliklerini kaybetmiş. Katliam yapılan meydanları TOMA’larla yıkamakta bir sorun görmeyen yönetimin olay yerindeki delillere gösterdiği hassasiyeti biliyoruz. Bu değil ama raporda şaşırtıcı olan başka bir şey var.

•••

Elçi’yi öldüren mermi çekirdeği için, ‘kişinin ölümüne neden olan atışın hangi silahtan, hangi açıyla, kişinin hangi vücut duruşuyla nasıl gerçekleştiği kesin bir ifadeyle bilinemez deniyor. Oysa, TİHV Genel Başkanı, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, olay yerinden elde edilen mermi çekirdeklerinin incelenmesinin henüz tamamlanmadığını, bu çekirdeklerden birinde Elçi’ye ait DNA saptanması halinde çekirdeğin bulunduğu yer ve vücutta izlediği yol üzerinden bir atış noktası araştırması yapılabileceğini söylüyor. Böyle önemli bir eksiklik taşıyan rapordaki ‘bilinemez’ yargısı yeni bir faili meçhul yaratma çabasının kuşkusunu doğuruyor. Ve elbette ki Türkiye siyasi cinayetler tarihinin faili meçhullerle dolu kalın dosyası bu şüpheyi olabildiğince kuvvetlendiriyor.

Tahir Elçi, hayatını insan hakları mücadelesine adamış, faili meçhul cinayetlerin çözümü için gecesini gündüzüne katmış, yokluğu hepimiz için büyük bir kayıp, sözü özü sevgi olan bir hukukçuydu. Elçi’nin karartılmak istenen davasında, tutsak alınan barışımız var.