Tek başına futbol kulübü: Johan Cruyff
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Futbolu küresel bir oyun olarak kabul edip ona katkı yapmak, hatta ona şekil vermek, söz sahibi olmak ancak gerçek futbolseverin ve donanımlı bir insanın başarabileceği bir şeydir.

Guardiola’nın nasıl tarzı yoksa ve kendisi zaten bir tarzsa, Cruyff de futbol içinde tek başına bir kulüptür.

Futbolu hem saha içinde hem de saha dışında değerlendiren nadir futbol insanlarından biridir. Futbola anlam katmadaki başarısı, sadece başlı başına bir düşünceden çok eylem adamı olmasından kaynaklanıyor. Cruyff’un kendini anlatan o muhteşem ‘Benim Oyunum’ kitabı, sanırım onu tanıyan tanımayan herkes için derin bir içerik taşıyor.

Bugün böyle bir dâhiden ve onun kitabından yola çıkarak futbolun dinamiklerine göz atmak istiyorum.

Öncelikle ülkelerin kendi ekollerini yaratıp, ekollerine sahip çıkmaları için yaptığı yorumla işe başlamak gerek. Bizim çıkmazımız burada başlıyor.

“Gelişmenin yolunun İspanya veya İtalya’da yapılanları kopyalamaktan değil, önce kendine bakmaktan geçtiğini gösterdiler. Kendine bakmaksa becerilerini saptamak ve eksiklerini gidermek demektir. Bir Almandan Hollandalı gibi oynaması gerektiği talebinde bulunamazsınız. Ya da bir İtalyan’dan olmaz. Öyleyse onlara bakmayacaksınız. Önce kendinizi anlayacaksınız. Baştan beri felsefem buydu. Böyle yapmamak için sıralanacak bahanelerin kolayca tahmin edebilir ve genellikle parayla ilgili olmalarına rağmen sonuçta maçlar on bire on bir oynanıyor. En zengin kulüp bile sahaya on iki adam sürmez. Mesele tamamen temel niteliklerle ilgilidir.”

Saha içi görüşlerine devam edelim. İşte takım kurmanın maliyetinin kulüplere göre nasıl olması gerektiğinin çözümü.

“İş teknik, taktik ve performansa geldiğinde ne dediğimi bilirim çünkü dediklerim seksenlerde Ajax’da ve sonrasında Barcelona’da doğrulandı. Altyapıdan gelme oyuncularla birkaç yıldız transfer karışımından doğan çekici futbol sayesinde iki yılda hedefe ulaşıldı.”

“Her zaman bilgi ve tecrübe birikimine sahip kişilere bel bağlamamız gerekecektir. Hangi makamda bulunursa bulunsun herkes kendi niteliklerini hizmete sunmalı ve diğerleri karşılığını vermelidir.”

Bizim Cruyff ile ayrıldığımız buradaki nokta, futbolda bizde bilginin karşılığı yok! Tecrübe ise, abinin kıraathanesindeki okey arkadaşının yaşına hürmetten altyapıda baş sorumlu yapmaktır.

Hazır altyapı için serzenişte bulunurken Cruyff’un buradaki tespitleriyle devam edelim:

“Kulüp anlayışı paralelinde grup halinde antrenmana fazla zaman ayrılıyor. Belli becerileri geliştirecek bire bir antrenmanlara ağırlık verilmiyordu. Buna ilaveten çocukken oynadığım sokak futbolundaki azalma, genç bir oyuncunun temel teknikleri üzerinde haftada on saat daha az çalışması demek ki bu da birkaç yıl içinde büyük fark anlamına geliyor.”

Sanırım Barcelona Altyapı ve A takım çalışma programlarının temeli buraya dayanıyor. Çünkü Cruyff da yıldız futbolcu çıkarmak için on senede on bin saat çalışma kuralına inanıyor.

Bir kulübün yönetim yapısı olması kaçınılmazdır. Cruyff kulübünün de bir yönetim anlayış yapısı var. Şimdi Cruyff’un kulüp yöneticisi ve yönetim anlayışıyla ilgili tabuları yıkan düşüncelerine bakalım.

“Tek derdim eski futbolcuları kulüp idaresine sokmak değil. Eski futbolcularla finans, pazarlama ve halkla ilişkiler anlamındaki uzmanlar arasında daha iyi ilişkiler kurmak gerekiyor.”

“Pek çok CEO ve yönetici, altlarındakileri kontrol etmeleri gerektiğini düşünmüştür ama işin aslı, tam tersi olmalıdır. Daha iyi bilenlerin yol göstermesine izin verilmelidir. Böyleleri işi nasıl yapacaklarını bilmemelerine rağmen şişkin egolarının esiri olurlar.”

Allah’tan bu ülkenin topraklarında ‘ego’ sorunu yok! Tedavi sorunu var.

“Bir soru sorduğumda öğrenmek istediğim şeyi öğrenmek isterim çünkü nihayetinde bilgi, zekâdan önemlidir.”

Dedim ya, bilgi ile de sorunumuz yok çünkü ihtiyaç yok, yirmi-otuz senedir aynı insanlar aynı reflekslerle çalışıp para kazanıyorlar (bilgi değil, refleks), fakat futbol bir arpa boyu ilerlemiyor. Herkes bıraktığımız gibi! Herkes bildiğimiz gibi.

“Görev dağıtan patron olmakla değil, konularında benden daha iyi olanların işlerini yapmalarını sağlamakla ilgiliydi. Bir işi, ben ne yapmalarını söylemeden yapabilecekleri ortam yaratmalıydım.”

“Maalesef böyle çalışacak denli açık fikirli yönetici az. Yöneticileri, işleri başkaları hallederken sıklıkla öne çıkma hevesinde görürsünüz.”

Öne çıkmak mı? Bizde hiç kimse kulüp başkanlarını tanımaz ki? Ne TV’ye çıkarlar ne gazetelerde manşet olurlar. Son derece mütevazı hayat sürerler. Ortada filan da görünmezler.

Son olarak en anlamlı yorumuna bakalım:

“Sık sık söylemişimdir: basit futbol oynamak en karmaşık iştir ama temel niteliklere, temel becerilere sahipseniz sonunda illa daha iyi performans çıkartırsınız. Spor dünyası bu yüzden dünyaların en güzelidir. Bu günlerde tek sorun, futbolun hiç futbol oynamamış kimselerin elinde olmasıdır. Sorunlar öyle beterleşti ki yeniden başlayabilmek için her şeyin çökmesini bekliyoruz adeta.”

İşte bu son cümlenin beklenti karşılığı bizde var.

Guardiola’nın Cruyff için yaptığı yorum ile bitirmek istiyorum.

“Johan katedrali dikti; bakım, koruması bize kalıyor.”