Tek elli piyanist
ALPER BAHÇEKAPILI ALPER BAHÇEKAPILI
14 yaşındayken, hayatında hiç enstrüman çalmamışken ve tek eli yokken piyanist olmaya karar veriyor Nicholas McCarthy. “Asla başaramazsın” diyorlar. Ama o başarıyor

İnanmakla başlıyor her şey. Koşullar ne kadar aleyhinize olursa olsun, başarabileceğinize gerçekten inanmakla başlıyor.

Öyle insanlar var ki, tutkuyla bağlandıkları şeylere öylesine cesurca inanıyorlar ve bunun için öylesine yoğun bir şekilde çabalıyorlar ki, onların hikâyelerine tanıklık edince içiniz ümitle doluyor. Nicholas McCarthy bunlardan bir tanesi. Beethoven’ın Ayışığı Sonatı’nı çalan bir arkadaşını dinledikten sonra oldukça geç bir yaşta, 14’ündeyken piyanist olmaya karar vermiş. Asla başaramayacağı, ne kendisinin ne de başkalarının vaktini çalmaması gerektiği söylenmiş defalarca. Durumunu anlatınca telefonlar, kapılar hep yüzüne kapanmış. İstisnai bir şekilde, bu kadar geç yaşta profesyonel bir müzisyen olmaya çalıştığı için değil. Bir piyanist olmanın en temel koşullarından birine, sağ eline doğuştan sahip olmadığı için. Olmayan elinin yerine cesurca, büyük bir hayal gücü koymuş McCarthy. Hayatında hiçbir müzik enstrümanı çalmıyor olmasına ve fiziki açıdan ciddi bir dezavantajı bulunmasına rağmen amacına ulaşabileceğine inanmış. Ulaşmış da. Hem de tahmin edilebilecekten çok daha ileri bir düzeyde. İngiltere’nin prestijli müzik okulu Royal College of Music’in 130 yıllık tarihi boyunca mezun olan yegâne tek elli piyanist olmuş McCarthy. Bir zamanlar performans sergilemenin hayalini kurduğu dünyanın en saygın konser salonlarından birinde, Royal Albert Hall’da TED konuşması yapmış. 2012 Paralimpik Yaz Oyunları’nın kapanışında, Londra Olimpiyat Stadı’ndaki 80 bin, TV karşısındaki yarım milyar kişinin önünde, sadece engellilerden oluşan Paralimpik Orkestra’nın bir üyesi olarak Coldplay’le birlikte sahne almış. Geçen günler içinde ise ilk albümü Solo’yu yayınladı McCarthy.


ÜMİTSİZLİĞE KAPILMAK YOK
Onu bu ilk albüme ulaştıran süreçten bahsederken, kendisi gibi tek elli bir piyanist olan Paul Wittgenstein’ı sıklıkla anıyor McCarthy. Mahler’in, Brahms’ın, Strauss’un, dönemin en değerli bestecilerinin ziyaret ettiği, filozof kardeşi Ludwig Wittgenstein’la birlikte yaşadıkları, kültürel açıdan aşırı zengin bir evde büyümüş Paul Wittgenstein. Birinci Dünya Savaşı esnasında bu besleyici ortamdan ayrılıp savaşa gitmek zorunda kalmış. Elini savaştayken kaybetmiş. Bununla da kalmayıp bir de Sibirya’da mahkûm düşmüş. Bu mahkûmiyet esnasında ümitsizliğe kapılmayıp, kariyerine tek eliyle devam etme kararını almış. Savaşın bitmesiyle beraber Prokofiev, Ravel, Strauss gibi besteciler onun için sol ele özel eserler yazmışlar. Bach, Beethoven gibi bestecilerin muhtelif eserlerini ise Wittgenstein’ın kendisi sol el için aranje etmiş. Onun sayesinde sol el için yazılmış ya da aranje edilmiş kayda değer sayıda eser oluşmuş. Birinci Dünya Savaşı’nda mahkûm düşmesine, ellerinden birini yitirmesine rağmen ümidini yitirmediği için ortaya çıkabilmiş bu eserler. Wittgenstein’ın yüz yıl önceki inancı, bugün bir başka değerli müzisyeninin de kendisine inanmasını sağlamış. McCarthy de bu özel eserleri eğitimi ve kariyeri boyunca çalışmış. Bu ilk albümünde, Wittgenstein döneminde üretilmiş eserler de var elbette.

VAZGEÇMEYİN
Albümünü dinlerken McCarthy’nin bir eli olmadığını unuttuğunuz anlar oluyor. En çok o anlarda İngiliz piyanistin hikâyesi ve müziği size dokunuyor. İhtimallerin, koşulların onun başarılı olabilmesine karşı olduğu düşünülürken, o başarabildiği için. Türkiye’nin özellikle son aylardaki mevcut durumu yüzünden de insanların birçoğu ümitsizliğe kapılıyor. Sanki bir değil, iki eli birden yokmuş gibi hissediyor. Yapılabilecek hiçbir şey yok diye düşünüyor. Aksine, tam da böyle dönemlerde inandığınız, yapmak istediğiniz şeylere sıkıca sarılmak gerekiyor. Wittgenstein’ın savaşın ortasında yapabildiği gibi. McCarthy’nin ona söylenenlerin aksine, Wittgenstein’ın genişlettiği yoldan ilerleyebildiği gibi. Zira her şeyin bir sonu var. Etrafımızı saran bu huzursuzluk da bir gün sona erecek. O gün geldiğinde ellerinizde ya da zihninizde bugün sıkıca tuttuklarınız kalacak. O yüzden ümidinizi kaybetmeyin. Bırakmayın. Vazgeçmeyin.