Tek kale maç
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Önce tüm muhaliflerini ve hatta toplumun önemli bir kesimini paranoyak hale getirdiler.

Şimdi sıra kendilerine geldi. Sanırım onlar da siyaseten paranoyak oldular. Sürekli kuşku içindeler. Sürekli birbirlerini kolluyorlar. Her iki cenah da olaylara artık siyasi paranoya prizmasından bakıyordur.

İki cenah? Yani AKP ile Cemaatçiler...

Son birkaç gün içinde olup bitenler şöyle:

Tak! Özel Yetkili Savcılar, hükümetin kolladığı MİT’çileri şüpheli olarak İstanbul’a çağırdı. Küt! Aynı saatlerde (cemaatçi olduğu ileri sürülen) İstanbul Emniyeti şube müdürleri, görevden alındı. Pat! M. Baransu kendisini izleyen MİT’çileri polise yakalattı ve MİT’in Taraf’çıları dinlettiği ifşa edildi. Yine Tak! Hükümet ilgili kanunda MİT’i kollayan değişiklik yapacağını açıkladı. Ve güm! MİT’çileri yakalatma kararı alan özel savcıya görevden el çektirildi...

İşte bütün bunları, BirGün Haber Müdürü Onurkan Avcı, twitter’da bir cümleyle özetledi: "Cemaat ile AKP kendi aralarında tek kale maç yapıyorlar."

İşte budur. Tek kale maçtır!

Çünkü karşılarında (şimdilik) rakip bir takım bırakmadılar. Başbuğ bile hücrede tek başına. Yani aslında aynı takımın (koalisyonun) oyuncuları kendi aralarında maç yapıyor. Bu tür maçlarda mahallenin takımı bilhassa çalım atma yeteneğini geliştirir. Attıkları her gol de “kendi” kalelerine atılmış gibidir.

Bir yanda AKP (ya da Tayyip Erdoğan) öbür yanda Cemaat (ya da Fethullah Gülen) deyip duruyoruz ama... Yahu aslında bunlar aynı takımın oyuncuları ve aralarındaki fark ise bizim açımızdan penguenler ya da Japonlar arasındaki fark misali... Her düzeydeki ayrışmayı, kadrolaşmayı tespit pek zor.

Ayrışmanın ipuçlarını, kendilerini kabak gibi ortaya koyan mesela M. Baransu ile A. Beki gibi şahıslar üzerinden okuyabiliyoruz. Hangisi neye, niye karşı? Buna bakınca, kendilerini kısmen ele veriyorlar. Ama “blok halinde emniyet, yargı Cemaat’indir ve şimdi Cemaat gözünü MİT’e dikmiştir” deyince, bu kez onun gücü abartılıyor. Üstelik muhtemelen onlar arasında da dönekler, saf değiştirenler oluyordur.

İki kanadın da mahsus öne çıkardığı bazı senaryolar var:

Cemaatçiler, özetle, “MİT, KCK’yi kurdu” filan demeye getiriyor. Hükümet yanlıları ise Cemaatçilerin İsrail ile işbirliği yaptığına kadar götürüyorlar suçlamalarını... Yalan da değil. Olgusal bakımdan Hakan Fidan MİT’in başına getirildiğinde İsrail’den şiddetli itirazlar yükselmişti. F. Gülen de Mavi Marmara olayında İsrail’i kollayan açıklamalar yapmıştı.

Haklı olan yok. Güçlü olan kazanacak.

Bu vesileyle, Tayyip Erdoğan belki de kendisine biat etmeyen Cemaatçi kadroları tasfiyeye yönelecek. Hal böyleyse, “koalisyon” hakikaten çatırdıyordur. Gerçi bunun çıtırtıları önceden başka örneklerde de işitilmişti.

Lakin gel de paranoyak olma! Tayyip Erdoğan’ın birinci ameliyatı sırasında yine Cemaat ile itiş kakış vardı. Şimdi ikinci ameliyatında da öyle. Yani ne bileyim, Başbakanı canından mı bezdiriyorlar; hastalığı psikosomatik mi?

Elbette mevcut koalisyonun çimentosu, ABD’dir. Her iki taraf da bunun farkında. ABD’nin şimdi Suriye’den ötürü hükümete ihtiyacı var. Hükümetin ayak sürüdüğü noktada ise burnunu sürtmeye... Acep Cemaat güçleri burada bir sürtünme kuvveti midir? Ve bu tür sürtünmelerden çıkan kıvılcımlar yangınlara yol açar mı?

Ayrıca Kürt meselesi karşısında tutum, sanki bu çekişmenin esasıymış gibi gösteriliyor. Nitekim Cengiz Çandar, Yeni Şafak gazetesinden Abdülkadir Selvi’nin şu yorumuna epey önem vermişti: “1 Eylül 2011 tarihinde Türkiye, Silvan ve Çukurca’nın etkisi, alternatif cuma, sivil itaatsizlik gibi eylemlerin verdiği rahatsızlıkla güvenlikçi politikaları öne almış, açılımcı yaklaşımını dinlenmeye çekmişti. Mayıs ayında bir ara değerlendirme yapılıp, psikolojik ve alan hâkimiyetinin devlette olduğu kanaati oluşursa, diyalog süreci yeniden başlatılacak. Öcalan bu konuda muhatap olarak Hakan Fidan’ı adres göstermiş. Bu operasyonla yeni süreç engellenmek istendi.

Ne var ki, bu tür tevatürlerle Cemaati “güvenlikçi”, Hükümeti “diyalogcu” olarak sunmak, yani böyle bir ayrım, AKP’yi aklamaktan başka bir şeye hizmet etmez ve külliyen onun lehine yapılmış palavradan bir propagandadır. Bunu da unutmamalı.

Son olarak, paranoya bahsinde, hükümetin paranoyaya kapılması “izlenmediği” anlamına gelmez. Cemaat, iktidar savaşında her türlü belden aşağı yöntemi kullanmadı mı? Muhalif kesimlere yapılan operasyonlarda virüslü dosyalar, sahte deliller yaratan, itibarsızlaştırarak suçlamayı öne çıkaran bir tarz, yani açıkçası Baykal’a ve MHP yöneticilerine uygulanan yöntemler, AKP yöneticilerine reva görülürse ne olur?

Ahmet Altan bile “Ya kazanacaklarına çok eminler ya da her şeyi kaybetmeyi göze almalarını gerektiren bir tehditle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar” diye yazdı ya...

Yandaşlar şaşkın... Güçlü kim, kime yandaş olacaklar? Sanırım işleri en kolay olanlar Nagehan Alçı ile Rasim Ozan Kütahyalı çifti... Biri bir yanı öteki diğer yanı tutar... Sonuç ne olursa olsun eş durumundan cukkayı sağlama alırlar ve bağırırlar:

Goool!