Tekme atılmaz mı?
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Ahmet Hakan, 3 Kasım 2015 günlü Hürriyet’teki köşesinde, “Yapamayan gider, yapabilen gelir” başlıklı bir değini yazdı. Yazının bir yerinde şöyle diyordu:
Muhalefet partilerinin liderlerine istifa çağrısı yaptığım için… ‘Düşene tekme atmak’ ile suçlanıyorum. Benimki düşene tekme atmak değil, düşene yardımcı olmak.

Star gazetesinin Akit kökenli köşe yazarı Ahmet Kekeç, ertesi gün yayımlanan “CHP’yi kurtarma sezonu açıldı” başlıklı yazısında Ahmet Hakan’a yüklendi ve bir de dil dersi vererek, “‘Tekme atmak’ denmez cahil herif... ‘Tekme vurmak’ denir. Sadece tıynetiniz değil, Türkçeniz de bozulmuş” diye kükredi!

İşin trajikomik yanı şu ki, “tekme atmak” deyimini kullandığı için adaşını “Türkçe bilmemek”le suçlayan Kekeç’in yazısında da, “Baykal tökezleyince ilk tekmeyi atan o olmuştu...” türünden tümceler yer alıyordu!

Ahmet Kekeç’in kafa karışıklığı bir yana, Türkçe konusundaki iddialı çıkışının boş bir böbürlenmeden öteye gitmediğini söylemek zorundayım. Çünkü “tekme” sözcüğü, hem “vurmak” hem “atmak” yüklemiyle kullanılabilir. Türkçe Sözlük’e bakarsa, bunun böyle olduğunu görecektir.

Sözün özü: Bir yazar, başkalarına Türkçe dersi vermeden önce, ileri sürdüğü savın doğruluğunu araştırmak zorundadır.

“Şiirin ozanı”!

Burcu Cansu arkadaşımız, BirGün’ün 7 Kasım 2015 günlü Kültür-Sanat sayfasında, Gülten Akın’ın uğurlanışını anlatırken özensiz nitelemeler kullanmış:
Şiirin ozanı Gülten Akın, kadınların omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı. Şiirini toplumsal meselelerden besleyen, zengin kelimeleriyle unutulmaz cümlelerin sanatçısı Gülten Akın…

Şiirin ozanı”?... Şaşırtıcı bir betimleme! Ozan, zaten şiir yazan değil mi? Bu biraz “siyasetin politikacısı” demeye benzemiş! Ayrıca “cümle” sözcüğü düzyazılar için kullanılır. Bir ozanın yazdıkları, “şiir” ya da “dize” olarak nitelenir. Neyse ki sayfa sekreteri, haberin başlığını “Dizelerin unutulmaz sanatçısı uğurlandı” diye atarak durumu kurtarmaya çalışmış…

Neyin nekrolojisi?

Hüseyin Aygün’ün 12 Kasım 2015 günlü BirGün’deki yazısının başlığı sorunluydu: “Sair nekrolojisi”…

Nekroloji” sözcüğü, Fransızca “nécrologie”den geliyor. Türkçede yaygın olarak kullanılan bir sözcük değil. Nitekim Dil Derneği’nin Türkçe Sözlük’ünde bulamadım. Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlük’ünde ise kavramla ilgili şu kısa açıklama yer alıyor:
1. isim. Nekroz bilimi. 2. Ölmüş birinin anısına yazılan yazı.”

Başlıktaki “sair” sözcüğüne anlam veremediğim için “dizgi yanlışı” olduğunu düşündüm. Nitekim yazının başlığı birinci sayfada “Şair Nekrolojisi” diye anons edilmişti. Sayfa sekreteri arkadaşımız da benim gibi düşünmüş olacak ki, “sair” sözünü “şair”e çevirmişti.

Yazıyı okuyunca, Gülten Akın’dan yola çıkılarak, ölmüş ozanların anısına adanmış bir ağıt denemesi olduğunu anladım. Ancak yazının içinde de “şair”in yanı sıra çok sayıda “sair” sözcüğü geçiyordu. Başlıktaki düzeltmenin metin içinde neden yapılmadığını anlayamadım.

İşte burada editörün sorumluluğu başlıyor. Her zaman söylüyorum: Editörler, gazetede günlük yazı akışını sağlayan sıradan görevliler değil; yazıları “yayına hazırlayan” uzman kişilerdir. Yazının içeriğine karışmazlar ama dil ve yazım yanlışlarına da göz yummazlar…