TELKİN...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
Telkin etmek yada aşılamak,hayatın her alanında kişilerin toplum içinde sık sık başvurduğu bir yöntemdir.
Telkin etmek yada aşılamak,hayatın her alanında kişilerin toplum içinde sık sık başvurduğu bir yöntemdir. Kişiler duygu ve düşüncelerini karşısındakine bir şekilde işlemek, aşılamak için pek çok yönteme başvururlar. Şüphesiz telkin sadece kişilere özgü bir şey değildir. Çeşitli çıkar grupları, örgütler, politik oluşumlar ve hatta devletler ve devletlerin istihbarat kurumlarının çoğu zaman kullandığı önemli bir yöntemdir telkin. Hedeflenen kişi yada kuruluşlar, hatta toplum katmanları için kimi doğrudan ama çoğunlukla dolaylı araçlar seçilir. Bunlar genellikle başta medya olmak üzere çeşitli iletişim araçlarıdır. Zaman zaman hatırlı kişiler, kanaat önderleri yada din adamları da bu araçlar içinde yer alırlar. Telkin yada diğer bir deyişle aşılama bir kez tutarsa artık gerisi gelir. Tıpkı bir ağacın aşılanması gibi. Aşılanan ağaç artık o eski ağaç değildir. Armut artık aşılayanın tercihine göre seçilmiş, şekil verilmiş, düzenlenmiş armuttur.  İşin ilginç tarafı bu tür aşılamalar geniş bir çevreye yayılır ve mutlak kabul edilirse artık istenen, arzu edilen bir hale gelir.

Küresel kapitalizmin değiştirip, yoğurduğu, yeniden  düzenlediği ortamda, bu duruma sık sık tanık oluyoruz.

Küresel kapitalizm dönem dönem içine düştüğü krizler artık süreğen hale gelmiştir. Bu durum ve akabinde taşıdığı sorunlar kapitalizmin lokomotif unsurlarınca tespit edilmekte, sonuçları konusunda öngörüler oluşturmaktadır. Nitekim kapitalizmin son krizi bir türlü aşılamamakta, bıçağın kemiğe dayandığı yerler ise ilk aşamada çevre ülkeler olmaktadır. Bu ülkeler kökten bağımlı, kırılgan ekonomileriyle ya uçuruma düşmekte yada uçurumun kıyısında yol almaktadırlar. Yoğun ve genç bir nüfusa sahiptirler. Bu genç nüfus gelecek kaygısı ile her an patlamaya hazır konumdadır. Ve bu patlama gerçekleştiğinde ilk hedef yıllardır zulmün sembolü olmuş diktatörler, kastlaşmış  iktidar yapısı, statükocu militer güçler ve yakın çeperi olmaktadır. Kitleleri bu sıkışmış durumda çeken ise çoğunlukla dini ve etnik yapılar olmaktadır. Kitleleri çeken bu dini ve etnik yapılanmaların radikal olmayan, ılımlı unsurları ile kapitalizmin kurduğu ilişki kapitalizmin sömürüsünü flulaştıran bir ortam yaratma ilişkisidir. Kapitalizm kimi zaman iradesi ile oluşturduğu düzenlemeler, kimi zaman iradesi dışında ama dışarıdan müdahil olabildiği düzenlemeler ve kimi zaman da iradesi dışında ama arzusu doğrultusunda gelişmiş düzenlemeler  ile bu ortamı giderek yaygınlaştırmakta başarılı olmaktadır. Özellikle Ortadoğu ve Afrika’nın büyük bir kısmındaki ülkelerde bu durum radikal unsurları etkilemekte, bir türlü sonuç alınamayan uzun ve yıpratıcı iktidar mücadeleleri yerini yelkenleri suya indirip, fikir ve ilkelerden ödün verme pahasına, uzlaşma ile iktidara ortak olabilmenin yollarını aramaya itmektedir.

Benzeri bir durum Türkiye’de de yaşanmaktadır.

Yakın geçmişte, referandum oylaması sürecinde kendini iyice belli etmiş liberal aşılamalara tanık olmuş idik.

ABD orijinli Cemaat’in yasama, yürütme, yargı sacayağı üzerine oturtulmuş bir yapılanmayı büyük oranda hayata geçirmiş olması, statükocu oluşumu çökertmesi ve yeni bir yapılanmanın kaba inşaatının tamamlanmak üzere olması, “ ya içindesinizdir çemberin yada dışında” telkinine neden olmaktadır. İşte bu telkin öylesine etkili olmuştur ki, kalelerini bir bir kaybeden siyasi yapılanmalar çıkış yolu olarak yeni düzenleme içerisinde kendilerine biçilen yeni rolü üstlenmişlerdir. Bu üstlenmede, yakın geçmişteki ABD ziyareti ve Bir Bilen

kaynaklı – ve bilemediğimiz diğerlerinin..- telkinlerinin rolü olsa gerek.. Görülen o ki aşılamada,  gelecekte risk içermeyen unsurlar ile risk içeren unsurların ayrımına yönelik de telkinlerde bulunulmuş.

Bu tür rol üstlenmelerinde aşılanan unsurların, vicdan rahatlatıcı çeşitli argümanlar geliştirmeleri gerekmiş ve geliştirmişlerdir.

13 Haziran günü yeniden düzenlenmiş yeni binada iktidarıyla, muhalefetiyle biçilmiş rollere uygun bir oyun sahne alacaktır. Bu oyun, emek sömürüsünü katmerleştiren, demokratik kitle örgütlerini yok eden, baskı ve şiddeti meşru kılan, bir faşizmi mayalamaya dönük olacaktır.

Bu oyunu bozacak olanlar ise; halkların cebinden zorla çekilmiş paralarla yapılacak devasa seçim kampanyalarıyla, pespaye üslup ve kayıkçı dövüşleriyle, “ya benimsin ya kara toprağın” baskılamaları ve tehditleriyle, oy ticaretiyle, ayak oyunlarıyla,  sırtlarını seçim barajına dayamış olan siyasi tekellere karşı, işliklerde, tarlalarda, sokaklarda, meydanlarda, direniş umudunu pekiştirecek, yılgınlığa ve korkuya yer olmadığını haykıracak Devrimciler olacaktır.

Bu gün “ Devrimciler var!” sloganıyla bu coğrafyanın her yerinde sosyalizmin kürsüsünü oluşturanlar, özgüvenleriyle ve dik duruşlarıyla bir örnek teşkil etmektedirler.

Yarın faşizme karşı mücadelede sosyalistler arasında güveni oluşturacak ve sosyalist bir odağı teşkil edecek olan da bu tutum olacaktır.