Tepebaşı Tiyatrosu Kasımpaşa’ya 150 metreydi
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY

Geçen cumartesi Şeyhmus Diken’in “BirGün’e Veda”sını okuyunca, evinden ölü çıkmış biri gibi oldum: Taa en baştan beri buradaydı. Sağ olsun; yazdıkları, katkıları için teşekkürler.
Bu yazıya oturdum ki, Mali’deki otel baskını oldu.

Pamukova, Reyhanlı, Suruç, Roboski, Ermenek, Soma, Ankara, Paris, Mali vb katliamları; hepsi Berkin cinayetiyle buluşuyor: El aynı, kan aynı.

‘Legal görünümlü illegal yapılar’: Tam tamına Engizisyon papazı kafası. Onlar da, ‘şeytanın en büyük şeytanlığı, kendini melek gibi gösterebilmesidir’ diyorlardı. Vakıa DGM savcıları da benzer bir ‘kül yutmaz’lıkla, HADEP Ankara il yönetim kurulu üyelerinin, ‘terör örgütü’ne yardım ve yataklık ettikleri konusunda ortada hiçbir kanıt bırakmayacak kadar ‘mahir’ terör işbirlikçisi olduklarını ileri sürerek cezalandırılmalarını istemişti (1996): Ortada hiçbir suç kanıtı olmaması, sanıkların suçluluklarının en büyük deliliydi.

Ancak ‘adam’ımız sadece Engizisyon papazı kafalı değil, aynı zamanda Robin Hood ruhluydu da: “Ben milletin hakkını onlardan (Cemaat’ten) geri alma mücadelesi veriyorum.”

Tamam, bu “legalse illegaldir; melek gibiyse de şeytandır” diyebilen hokkabaz müsveddeleri yüzde 49 üzerinde oy aldı; ama toplam seçmenin yüzde 60 kadarı (yüzde 58) bunlara oy vermedi; yani, salt nicellik temelinde de bunlar azınlıkta. Ancak esas önemli olan, bunların maskaralık, utanmazlık ve müptezelliğinin farkında olmanın bizlere verdiği nitel üstünlük: Yeryüzündeki böcek, sinek veya mikrop sayısı insan sayısından belki daha yüksektir; ama verem mikrobunu verem, kuduz mikrobunu da kuduz aşısına dönüştürüp, ‘Ağladıkça’ ya da ‘Yine bir gülnihâl’i yazan, besteleyen, çalan ve teganni eden sadece biz insanlarız; tabiî, ‘Carmen’i de.

‘Carmen’, Tepebaşı (eski Fransız) Tiyatrosu yanmadan önce o mekânda sergilenen son opera ve bu tiyatro Kasımpaşa’ya (kuş uçuşu) sadece 100-150 metre; yani, ‘insan’lık pekâlâ çok yakınınızda olabilir, yeter ki sizi o tarafa yönlendiren birileri karşınıza çıksın.

Biz sosyalistlere düşen, ‘insan’ yönünde trafik polisliğine -soyunmanın da ötesinde- var gücümüzle asılmamız: Sevgili Gurvitch, bir yandan Marx’ın sosyologluğunu sosyalistliğinin de önüne koyarken, öğretisini de ‘humanisme réaliste’; yani, ‘gerçekçi insancıllık’ olarak adlandırmıştı.

Söylemek istediğim, çözümün caniye “canisin” diye bağırmaktan çok, ‘insan’ olmanın çok da zor bir şey olmadığını göstermekte olduğu.