Ter dökenlerin ‘vatanı’!
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Soyut, muğlak ve temsili anlamında tarihinde bir kez bile “yaşam ve canlılık alanına” atıfta bulunmayan “vatan” kavramı, lümpen-kapitalist sermaye birikimi için bu yıl 1 Mayıs’a da uyarlandı.

Yükselen İslamcı-milliyetçi dalgayı arkasına alan Türk-Metal, 1 Mayıs’ta “Vatan için ter dökenler, vatan için can verenlerin izinde” çağrısıyla “şehitler mahşeri” Çanakkale’yi ziyaret edeceğini duyurdu.

Çağrı metninde yer alan “Vatanın bekası için can veren şehitlerin yanında 1 Mayıs diyoruz” ifadesi gayet açık biçimde sermayenin çıkarlarını gözetmekle şöhretli sendikanın emekçi zihninde “vatan-sermaye-iktidar” blok üçlemesini eşitleme gayretiydi.

Geçen bahar “metal fırtına direnişi” estiren “ter döken” metal emekçileri Çanakkale’ye götürülerek Mayıs ruhu “tekbir ve bayrak” hamasetinde boğulacaktı.
Türk-Metal’in misyonu 1 Mayıs’ın taşıdığı tarihi bilinç, grev, örgütlenme ve hak arama yasaklarıyla unutturulmaya çalışılan emekçi kimliği ve sınıfsal güç ilişkilerini, yüzde 62’si yabancı sermayeye ait otomotiv sektörlü “milli vatan” gövdesine indirmek olmalıydı.

Net kârları patlayan otomotiv sektörü ve metal sanayi patronaj kârları küresel zengin listesine milyar milyar dolar parlarken Türk-Metal Sendikası'na da tezgâh başında can vermezse ömür çürüten, zehirli kimyasallar arasında kan tüküren, bedensel deformasyonlarıyla boğuşan, tuvalete gidemeyen Avrupa’nın en uzun çalışma saatli ve en ucuz ücretli emekçisini “vatan savunması” adına ikna etmek düşmüştü.

Tabii ki rejim ve sermaye uzantısı, holdingleşmiş sendika; Yeni Türkiye’nin ideolojik zihin tekamülünde; Ensar Vakfı gibi göbeğinde yer aldığı hem siyasi güç hem kamu kaynak aktarım ağlarıyla örülmüş, İslamcı eğitim network’ü gibi sendikal alanda konumlanmış ve emekçi hak taleplerini lümpen “ırkçı, şoven, maço” donanımla baskılama ve sindirme işlevine sahip tahakküm aygıtıydı.

Zaten Cumhurbaşkanı da “Uğruna kan dökülmeyen toprak vatan değildir, tarladır” sözleriyle “vatan imgesine” geniş ufuk kazandırmıştı.
Yani altı Karadeniz kentinin yüzde 40’ını, iki bin yıllık zeytinlikleri madencilik faaliyetine açan ruhsat enflasyonu, yapılaşma izni verilen sahiller, mera, milli park, doğal hayatı koruma saha, SİT alanları, HES yatağı akarsular, üreticisinden kopartılmış milyonlarca dekar tarım arazisi bu durumda “vatan toprağı” dışında kalıyor.
Ve Yeni Türkiye kapitalizmin “ilkel birikimci evresine” başka bir ülkenin toprağı gibi yağmalanarak katılıyordu.
Şiddetle süren iç çatışma, Güneydoğu’da yıkılmış “acele” kamulaştırılmış ilçeler, yüzlerce ölüm, şehirlerde üst üste patlayan bombalar “islamcı-militer” hezeyanı kışkırtırken, fırsattan istifade Yeni Rejimle hemhal olmuş büyük sermaye ve yanına mevzilenmiş sendikalar “milli çıkarlar” adına kayıtdışı-esnek-otoriter ve baskıcı istihdam şartlarını tesis etmek için hız yapıyorlardı.

Ama seferber edici milliyetçi söylemler, “Vatan toprağı”, “şehitlik miti” çalışma hayatı jargonuna girse de patronların şişen kârları, dökülen kan ve terin doğrudan sermaye bekasıyla ilişkili olduğu gizlenemiyordu.

Kiralık işçi ve modern amele pazarını kuracak yasa Meclis'e gelmişken, yani sahiden emekçiyi “kiralık nesne” ve “kiralık canlı paket” haline getiren iş güvencesi, iş sözleşmesi, ücret güvencesi, toplusözleşme ve örgütlenme hakkı yok edilip, en iyi ihtimalle yılda altı ay çalışıp ancak “şanslıysa” 40 yılda emekliliğe ulaşacak ve “mutlak işveren tahakkümüne” teslim edecek bu yasayla hem dokunulamaz “sermaye” hem de rejim tarihinde bir eşik aşılacaktı.

Taşeron işçiyi kadroya alacağız iddiasıyla, dili bükerek “kurgulanan” taşeron işçilikten bin beter düzenleme ve kıdem tazminatının tasfiyesi, kamu emekçileri için iş güvenliğinin kaldırılması ve kadınları çalışma hayatından tasfiye eden “her çocuğa bir altın, yuvadan kısmi çalışma” müjdesi ve milli sendikalar sayesinde “esnek ve güvencesiz istihdam eşittir milli başkanlık rejimi” denklemini zınk diye kuracaktı.

O zaman 1 Mayıs’a doğru giderken sorumuz açıktı. Sahiden bu üzerine “oluk oluk” kan ve ter dökülen “vatan imgesi” dışında, tüm emekçilere mülksüzlere, yoksullara giriş vermeyen net kârlılık abideleri, yükselen milyar dolar kuleleriyle ışıyan Yeni Türkiye “kazanımları” birikimi, beton sakilliğiyle dopdolu yerin adı neydi ve kimlerindi?