Tersine evrim
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Güncellenen Öğretim Programları’nın tanıtımı toplantısındaki konuşmasında, “Cihat, bizim dinimizde bir unsur, dinimizde var.”

Peki nedir? MEB’in görevi her kavramı hakkıyla, olduğu gibi doğru şekilde öğretmektir. Yanlış olarak algılanan, görülen veya öğretilmiş olan şeyleri düzeltmek de bizim vazifemizdir” diye konuştu. Yılmaz şöyle devam etti: “Bu kapsamdan öne çıkaraktan fıkıh dersinde ve temel dini bilgilerde cihat var ama bu cihat nedir? Peygamberimizin dediği şu; “bir savaştan dönerken küçük cihattan büyük cihata gidiyoruz” diyor. Nedir büyük cihat? Toplumumuza hizmet etmek, refahı artırmak, toplumda huzuru sağlamak, toplumun ihtiyaçlarını sağlamak. En kolay şey savaşmak, kavga etmek. Maharet zor olan, barışı sağlamak huzuru sağlamak. Kalkınmayı sağlamak. Cihat deyince aklınıza ne geliyor?

Evet ya cihat deyince aklınıza ne geliyor? Benim aklıma dedemin ismi geliyor… Bu bilgilerin daha da erken yaşlarda daha henüz çocuklarımızın kavramsal düşünme zekâsı gelişmeden beyinlerine lazerle yazalım ki topluma vazifeleri büyük cihatlarını yapsınlar. Çocuklarımızı daha neyin ne olduğunu anlayamayacakları yaşta bütün gerekli bilgileri kuralım ki, büyüdüklerinde hayatlarını sorgulamasın, kendi seçimlerini yapmasın, bizim açtığımız yoldan ilerlesinler.

Çocuklarımızı eğitmeyelim, onlara ödev vermeyelim, sınıfta kalma gibi bir kavramı kaldıralım, müfredatlarını bilimle değil inançlarla dolduralım ki, büyüdüklerinde çocukken öğrendikleri dışında hiçbir şeyin doğru olmadığını anlasınlar. Aynı devlet büyüklerimiz gibi.

Biliyorsunuz “Kürt sorunu yok” deyince, sorun bitiyor bizim ülkede. Aynı teknik “Hapiste gazeteci yok, hepsi terörö hatta aralarında ATM kurşunlayanlar da var, sadece iki gazeteci var” dediğimizde de ülkemizin basın özgürlüğündeki sırası hızlı bir şekilde yükseliyor. Çünkü bizim görmediğimiz hiçbir şey aslında olmamış sayılır.

Dün sabah İstanbul’da kontrollü bir afet yaşandı. Neden kontrollü diyorum, söyleyeyim, yıllarca şehircilik adına duvarlara ithal çiçekten boğaz köprüsü ya da koşan adam figürleri yapmaktan pek ileriye gitmemiş bir anlayışın geldiği şu noktada, beklenenden biraz fazla yağmur yağsa zaten bunlar olacak. Bir de üstüne üstlük uzun süredir görülmemiş bir yağış oranıyla şehir iyice sirke dönüştü. Her yeri su bastı. Bunca yıldır bu konuda hiçbir şey düşünmeden sadece betona kafayı yatırınca böyle oluyor. Uzun uzun örneklemekten sıkıldım ama yaklaşım böyle.

Milli Eğitim Bakanı’nın müfredata büyük cihat kavramını koyması da sanırım tek eksiğimiz olan şeydi. Bu sayede gençlerimiz, çocuklarımız hayırlı bi şeyler yapar umarım. Bu içerikler sayesinde dünyadaki yaşıtlarıyla, dünyadaki diğer öğrencilerle yarışabilirler… Ya çok da yarışamazlarsa da sorun yok, dünyada bizden başka herkesin büyük yanlışlar içinde olduğunu. 3. havaalanını çekemedikleri, bizi kıskandıkları için müfredatlarında böyle içerikler olmadığını söyleriz, olur biter.

1984 ve distopya muhabbetinden de bıktım artık. Kabul edin çoğu distopyadan çok daha ilerideyiz. Hangi distopyada insan hakları savunucuları tutuklanıp, tekmil gazeteler tarafından ajan ilan edilir? Hangi ülkede insan hakları heykeli neredeyse göz altına alınır? Hangi ülkede işini geri almak için artık yapacak hiçbir şeyi kalmadığı için açlık grevine giren insanlar ölüme bırakılır?

Geçen hafta da söyledim, ülkede her şey yerinde hiçbir sıkıntı yok. Sadece kafamızı iyice kuma gömmemiz ve emirlere itaat etmemiz gerekiyor. Fazla sorgulamayın bu işleri yoksa kafayı yersiniz. Ha bu arada OHAL’in üzerine bir kat daha OHAL attık arada. Şimdi daha iyi oldu. Grevleri filan da önlüyor biliyorsunuz sayın iş dünyası.