Tez canlı eğitim bakanlığı
30.10.2016 10:12 BİRGÜN PAZAR
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) benden bile daha tez canlı çıktı. Bir sabah uyandık ki devlet büyüklerimiz 4+4+4 sistemine karar vermişler

İLKER BİRBİL
Sabancı Üniversitesi ve BolBilim.com

İlk çocuk biraz deneme tahtası oluyor. Bizim bir numara az çekmedi mesela. Kenardan pörtleyen beziydi, tatsız tuzsuz mamasıydı derken biz mi onu büyüttük, o mu bizi emin değilim. Hele ben. Daha yaşını doldurmadan matematik öğretmeye çalışmam mı dersiniz, yoksa yürümeye başladığı gün meyvelerden pil yapmak için ısrar etmem mi? Gerçekten ne çekti be çocuk.

Okul yaşı yaklaşınca neler yaparız diye konuşmaya başladığımızı hatırlıyorum. Ki benim kafamda tekmili birden 12 yıllık plan var. Meğer o planlar boşunaymış. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) benden bile daha tez canlı çıktı. Bir sabah uyandık ki devlet büyüklerimiz 4+4+4 sistemine karar vermişler. Orta öğretim zorunlu hale gelmiş, seçmeli dersler artırılmış. Asıl önemlisi, çocuğu illa erken başlatacaksınız diyorlar.

“Hani pilot uygulama?”

“İnek yedi.”

“Hani paydaşlar ile tartışma?”

“Dağa kaçtı.”

Hemen ikna olduk. Beş buçuk yaşında çocuğu okula yazdırdık. O gün bugündür de gözümüz kulağımız oğlanda. Eve gelince okul maceralarını dinliyoruz. Hikayeleri mutluysa, biz de mutlu oluyoruz.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) da benzer bir düşünceyle yola çıkıp bir araştırma yapmışlar. Eksik olmasınlar. Bir süredir 4+4+4 sisteminde okuyan 2000’den fazla 4, 5 ve 7. sınıf öğrencilerine deneyimleri sorulmuş. Çoğuna anket yapılmış; bir kısmıyla da karşılıklı konuşulmuş. Raporun ismi Çocukların Gözünden Okulda Yaşam.

Sıkışıklık

Yeni sisteme hızla geçilince derslik sayısı az gelmiş. Bu durumda sabahçı-öğlenci şeklinde ikili öğretim uygulaması şart olmuş. Haliyle dersler sabah çok erken başlıyor. Bakın Adana’dan beşinci sınıf öğrencisi Ceyda ne diyor:

“6’daydı önceden. 5’te kaldırıyordu annem bizi. Ama bu sene 7’de başlıyor. Annem 5 buçukta kaldırıyor bizi, yetişebiliyoruz.”

Evden bu kadar erken çıkan çocukların önemli bir kısmı kahvaltıyı atlıyorlar. Öğünlerin kralı olan kahvaltıyı. Öğlenciler de akşam geç saatlere kalıyorlar. Her üç çocuktan biri, 6’dan sonra okuldan çıkıyor. Karanlıktan şikayet etmişler. Bir de eve gidince vakitleri kalmamasından. Dar zaman yüzünden teneffüsler de kısalmış. İzmir’den Meltem isyan etmiş:

“10 dakika teneffüs neye yarasın? Elimi mi yıkayayım, tuvalete mi gideyim?”

Isınma ve temizlik konusunda da şikayetleri var çocukların. Uzun saatler çalışan okulları güzelce ısıtmak zor anlaşılan. Derslikler dönüşümlü kullanıldığı için temizlik de kolayca bir sorun olabiliyor.

Seçmeli dersler

MEB iki yazı yazarak öğrencilerin ve velilerin sadece belirli seçmeli derslere yönlendirilmemesi konusunda uyarı yapmış. Fakat yine de seçmeli dersleri öğretmenlerin ve okul yönetimlerinin belirledikleri görülmüş. Öğrencilerden itiraz var:

“Bu sene okulumuz seçti, yani bize seçme fırsatı bırakmadılar, biraz çok üzücüydü. 5’ler aynı olsun, 6’lar aynı olsun, 7’ler aynı olsun istemişler.”

(Sevgi, 5. sınıf, Çorum)

Biraz çok üzücü demek. Hay sen çok yaşa Sevgi. Hiç üzülme.

Tüm bunlara rağmen araştırmaya katılan öğrencilerin dörtte üçü okulda iyi anlaştıkları öğretmenleri olduğunu söylemişler. Onları seven, dinleyen öğretmenlerine bayılıyorlar.

“Öğretmenlerim çok iyiler, seviyorum. Onlar olmasa şu an ben tembel olurdum. Onlar sayesinde çalışkan oldum.”

(İpek, 5. sınıf, Adana)

İyi ki böyle öğretmenler var. Acaba hâlâ oradalar mı? Malum pek çoğu işinden oldu. Sahi MEB’deki yeni planları bilen var mı? Yine tepede bazı kararlar alınıyor, bize de seyretme rolü biçiliyor sanırım. Tıpkı 4+4+4 sistemine hızla geçiş yapıldığı zamanlar gibi. Acele acele. İyi ama çocukların tecrübelerine bakılırsa acele işe şeytan karışıyor.

Bir sefer de planlı ve herkesi katarak ilerlense. ERG ve TEGV gibi sivil toplum örgütlerine daha çok kulak verilse. Belki o zaman Çorum’dan Leyla’nın dileğine biraz daha yaklaşabiliriz:

“Yani bence, hani öncelikle insan okula gelmek istiyorsa yani okulun biraz güzel olması gerekir, hani kendine doğru çekmesi gerekir insanı, yoksa iç açıcı değilse kimse gelmek istemiyor.”

Haksız mı?