The New York Times vs The Havuz Times
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Korkmayın, sırf Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı argüman üretmek için The New York Times’ı kutsayacak değilim. The New York Times’ın ABD politikalarına ilişkin rıza üretiminde nasıl roller oynadığını bilirim (özellikle Erdoğan hükümetinin de tezkere çıkarma derdine düştüğü Irak savaşına giderken.) Şu aralar bu konuda fellik fellik kaynak arayan havuz medya yazarları sırf Noam Chomsky’i okusa yeter (Milkport röportajını değil elbette!). The New York Times yine de Erdoğan’ın bahsettiği gibi bir gazete değildir. Bir kere iyi veya kötü niyetli her ne yapacaksa, “zekâ ile kalite ile” yapar. “İki tabancam, yüzlerce mermim var” diyen silahşorları değil, mebzul miktarda akıl yürütebilen kalemşorları çalıştırır. Hatta Erdoğan’ın söylediği “Sen ABD yönetimine böyle bir şey yapabilir misin. Anında gereğini yaparlar. Böyle bir şey yok” sözlerini tamamen bir bilgisizliğin eseri diye düşünüyorum. O yüzden biraz bilgi tazelemek için biraz da eğlencesine The New York Times ile bizim havuz medyasını birkaç örnekle, basitçe karşılaştırmak istiyorum bu haftaki Köşe Vuruşu’nda...

BUNLAR DEVLETİN GİZLİ BELGELERİNİ YAYINLADILAR
13 Haziran 1971 tarihinde The New York Times yazarı Neil Sheean, tarihe Pentagon Papers diye geçecek ilk belgeyi yayımlar. Belgeler özetle Amerika’nın Vietnam’da yediği herzeler üzerinedir. Gazete haliyle ertesi gün ABD hükümeti tarafından uyarılır. Basın belgelerin yayımlanması konusunda direniş sergiler ve kazanır. Zaten iki yıl sonra da The New York Times’ın elinden kaçırıp Washington Post’un yayımladığı Watergate Skandalı patlar ve nihayetinde Başkan Nixon’ın istifası gerçekleşir. Erdoğan’ın “Sen ABD yönetimine böyle bir şey yapabilir misin?” sorusunun cevabı sanıyorum bu örnekte var. Peki Havuz Medyası böyle bir konuda ne yapardı? Devletimizin gizli belgesi diye yayınlamazdı. Suriye’ye giden TIR’larda silah olup olmadığını araştıran gazetecilerin tümünü “terörist, paralelci vs” ilan ettiği gibi tıpkı.

BUNLAR 'VATAN HAİNLİĞİ' YAPTILAR
11 Eylül saldırısının ardından Amerika’nın başlattığı “sözde teröre karşı savaşta” hükümet bazı banka hesaplarını da gizlice inceleme altına almıştı. The New York Times, bu skandalı ortaya çıkarınca doğal olarak Bush yönetimiyle kanlı bıçaklı oldu. O günlerde “vatan hainliğiyle” suçlandı, hatta hedef göstermeler sonucu iş gazete binası önünde eylem yapılmasına kadar vardı. Yani gazete hiç öyle “Hükümetimiz terörle savaşıyor biz de bazı şeyleri görmezden gelelim” demedi. Peki bizde 52 kişinin hayatını kaybettiği, 146 kişinin yaralandığı Reyhanlı Saldırısı’ndan sonra medya ne yaptı? Yayın yasağına uydu ve sustu. Hatta şıpın işi Reyhanlı’nın maliyeti hesaplandı ve zararın devlet tarafından tanzim edildiğinden övgüyle bahsedildi. Ha keza Roboski’de. Peki Reyhanlı’yı bir anaakım gazete sorgulamaya çalışsa ne olurdu? Kim bilir neler olurdu?

BUNLAR GAZETE SAHİPLERİNİ BİLE ELEŞTİRDİLER
The New York Times’ın ilk kadın yayın yönetmeni Jill Abramson geçen yıl bu zamanlar olaylı bir şekilde görevden alındı. Abramson’un, maaşına “cinsiyet eşitsizliği” nedeniyle itiraz etmesi yüzünden istifa ettiği şeklindeki spekülasyonlar epey konuşuldu. Aynı dönemde gazete yazarlarından David Carr, Abramson’un görevinden alınmasına itiraz etti ve gazete sahibi Arthur Sulzberger’i sert sözlerle eleştirdi. The New York Times bu yazıyı ön sayfasından anonslayarak yayımladı. Havuz medyada gazetenin sahibinin veya Erdoğan’ın bırakın sert sözleri, normal bir üslupla dahi eleştirilebileceğini ya da eleştirisinin yayınlanabileceğini hayal edebilir misiniz? Elbette hayır. Tam da bu yüzden, havuz medya yayın yönetmenleri tüm başarısızlıklarına ve etki yaratmayı becerememelerine rağmen biat yoluyla görevde kalırlar. Yine bu yüzden gazeteler bedava dağıtılır hale gelmiş kimin umurunda? The New York Times web edisyonunu bile paralı hale getirmiş kime ne? Bizim havuz nasılsa bir şekilde finanse edilir. Çerez parası canım ne olacak? Ey New York Times sen bunları bile düşünemeyecek kadar kötü mü yönetiliyorsun yoksa? Düşmüşsün “tiraj, itibar, etki” yaratma derdine, yapma bunu kendine. Okur kaçarmış, reklam gidermiş düşünme. Havuza gir sen de serinle!