Tilkiler ormanın kralı
FIRAT TOPAL FIRAT TOPAL

Leicester City Premier Lig şampiyonu. Bunun ardından başka cümlelere gerek var mı? Olmasa da biz bu yüce spora ve okuyuculara karşı görevimizi yerine getirelim. Bu öyle böyle bir hikâye değil. Jean Pierre Jenuet’nin şaheseri Amelie filmi gibi bir hikâye. Hiçlikten çıkıp gelen ve suratınıza koskoca bir gülümseme yerleştiren bir hikâye.

Ne 1 sene önce ligde kalmalarına sevinmeleri ne Jamie Vardy’nin bundan 9 sene önce bir karbon fiber fabrikasında çalışırken sekizinci lig takımı Stocksbridge Park Steels formasını giymesi ne de Kasım 2014’te, Yunanistan’ın başındayken, Faroe Adaları’ndan kendi evinde aldığı mağlubiyet sonrası kovulan Claudio Ranieri’nin, Premier Lig şampiyonluğu unvanına sahip olması. Leicester City’nin şampiyonluğunu kelimelere dökmek zor. Ranieri o berbat Yunanistan macerası için şöyle diyordu: “Görevi kabul ederken farklı bir şeyler denemek istemiştim. Ama futbolcularla 4 maç için toplamda 12 gün çalışmıştım. 12 gün. 12 günde ne yapabilirsiniz ki?! Ben sihirbaz değilim!” Acaba öyle mi? Tilkilerin şampiyonluğu hakkında kitaplar yazılacak ve elbette filmler, belgeseller çekilecek. Peki bu acaip takım nasıl şampiyonluğa ulaştı.

Claudio Ranieri: Sezonun 18. haftasında, yani nerede ise yarısı gelmişken liderlik koltuğunda Leicester oturuyordu ve Ranieri “kümede kalmayı nerede ise garantiledik” diyordu. 20 Mart’ta takım en yakın takipçisinin 5 puan önündeyken “Avrupa Ligi’ni garantiledik, bu harika bir şey, belki yakında Şampiyonlar Ligi biletini alırız. Şampiyonluk mu? O başka takımların hayali” diye konuşuyordu. 64 yaşındaki hoca ne kendisinin ne de takımının ayağına bir daha hayat boyu böyle bir fırsat gelmeyeceğinin bilincindeydi adeta ve aynen Diego Simeone’nin Atletico Madrid’e kazandırdığı ilk şampiyonluğun koşusu boyunca defalarca tekrarladığı “‘Partido a partido” felsefesini benimsemişti. Yani “her zaman önündeki maça konsantre ol ve asla sonrasını çok düşünme”. Futbolcuların konsantrasyonunun şampiyonluk coşkusuyla uçup gitmesine hiçbir zaman izin vermedi. “Low-profile” olarak bilinen, bizim alçakgönüllü olarak tanımlayabileceğimiz tavrını hiç değiştirmedi. Ne Van Gaal gibi ondan çok şey bekleniyordu, ne Mourinho gibi kulüp doktoru ile kavga ediyordu ne de Wenger gibi her puan kaybı sonrası hakemlerle uğraşıyordu. Galibiyetler sonrası, soyunma odasında Leicester City taraftarı olan Kasabian grubunun şarkılarını çalan bu kucaklayıcı adam sezon boyunca müthiş bir karakter çizdi.

Sezon içi dengeler: Bu madde asla Leicester’ın yaptığını küçümsemek için yazılmadı, zaten nasıl küçümsenebilir ki. Ama şunu da kabul etmek lazım, United, Chelsea ve Liverpool sezon boyunca pek ortada olmadılar. City oyuncularının sakatlıklarıyla ve şu andaki menajerinden çok, gelecek sezon takımın başında olacak Guardiola’yı konuşmakla meşguldü. West Ham’ın Şampiyonlar Ligi biletini zorladığı, tam 21 yıl sonra Arsenal’in St. Totteringham Günü’nü kutlayamama ihtimalinin olduğu (Arsenal taraftarları ligi Tottenham’ın üzerinde bitirmeyi garantiledikleri günü özel bir isimle kutluyorlar) bir sezon şampiyonluğu kazanmak için çok iyi bir fırsattı. Ha tabii ki bu ortamda şampiyonluğu kazanmasını bekleyeceğiniz takım Leicester City değil.

Oyun felsefesi ve istikrar: Şampiyonluğu kazanan ve sezon başında futbol dünyasının neredeyse tümünün varlığından bihaber olduğu oyuncular aynı zamanda sezon boyunca hep pozitif oynamaya çalıştılar. Rakip alanda topu ayağına alan futbolcular önce gerideki değil ilerideki takım arkadaşlarına baktılar. Leicester maçlarında sahada ne göreceğiniz hakkında hep bir fikrimiz oldu ve Ranieri’nin takımı bunu bize göstermekten geri kalmadı. Şöyle örnekleyeyim, bu sezon Japon golcü Okazaki tam 10 maçta 60. dakika sonrası yerini Arjantinli Ulloa’ya bıraktı. Buna tahmin edilebilirlik veya bizim basının çok sevdiği “B Planının olmayışı” da diyebilirdik, ama futbol böyle bir oyun işte. Sonunda başarı gelince adına istikrar diyoruz. Ranieri, toprağı bol olsun, Cruijff’un “futbolda asıl zor olan basit oynamaktır” lafını doğruladı bize adeta. Atanı Vardy iyiydi, tutanı Schmeichel iyiydi, fren yapanı Kante iyiydi, gaza basanı Mahrez iyiydi ve Tilkiler, kurnazlıkla değil, sadece sağlam 4 oyuncunun üzerine kurulan bir takımla dahi Premier Lig şampiyonu olunabileceğini kanıtladı.

Bundan birkaç yıl önce futbol ekonomisinden ve Avrupa’da gücün monopolleşmesinden bahsederken “bir daha Napoli şampiyonluğununu görebilecek miyiz?” diye sormuştum. Bırakın Napoli’yi, Atalanta şampiyonluğunu gördük. Tüm futbolseverler onlara teşekkür etmeli.