Tıpış Tıpış...
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Pazar günü tıpış tıpış yürüyerek şu kapıdan çıkacak, oyumu kullanmaya gideceğim, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü yanınca gerçekleştirilen “Türkiye’de Çalışma Yaşamı ve Mesleklerin İtibarı” konulu araştırma yazısını gördükten sonra bile. Şu Arapça “itibar”ı Türkçe söyleyeceksek: Saygınlık, değer vermek, saygı göstermek, önem vermek... “Meslek”in de Türkçesi var kuşkusuz: iş, uğraş, uğraşı...

“Türkiye’de 32 ilde 2500 kişi ile yapılan anketlere dayanarak gerçekleştirilen araştırmadan elde edilen neticeler çerçevesinde mesleklerin itibar sıralaması elde edildi.” Böyle deniyor. İlk 10 da şöyle: “1.Tıp Doktoru, 2.Hâkim, 3.Üniversite Profesörü, 4.Öğretmen, 5.Diş Hekimi, 6.General, 7.Vali, 8.Yüzbaşı, 9.Mimar, 10.Büyükelçi...” Anlamak olanaksız: Tıp doktoru ile diş hekimi ayrı uğraş mı? Doktorluk ikisi de ve içindeki kolları. Doktor ile hekim, iki yabancı sözcük de aynı anlamda değil mi? Ne özen(!) Üniversite Profesörü diye bir uğraş mı var? Genelde ders verir profesör, öğretmen de öyle, o zaman ikisinin de uğraşı “öğretmenlik”; biri ilk-ortaokulda, diğeri yüksekokulda... Yüzbaşı ile General de aynı uğraşı içerisinde ele alınmalı: Askerlik. Hem bula bula savaşçıları mı buldun da en başlara getirdin ey halkım?! Generallikte, assan da kessen de hesap soran olmuyor genelde. Bak Şili’de General Pinochet, binlerce kişiyi öldürttü, işkencelerden geçirdi; insanmış, haklarıymış vız geldi tırıs gitti, destekçisi-uygulatıcılarıyla birlikte: Çok Uluslu Tekeller, ABD; 12 Eylül’de onun da sırtını bir yerlere dayadığı Paşa baban bin yaşında daha geçenlerde mevta kanlı elleriyle...

Gezinirken dizelgede ne müzisyen, ne heykeltıraş, ne ressam, hani bir sanat(çı) olsun çarpmıyor gözüme...” derken, dur, yakaladım bir tane aktör: 58.sırada... Ey halkım sağ ol, bir kıyak geçmişsin gene de. Aaa, yazar da var: 25. sırada, Gazeteci: 45... Yine kızmamak elde değil, çöpçü: 102. sırada. Çöplerini kim topluyor? Bu iyilikbilmezlik (nankörlük) değil mi? “Yoo, değil; parası da az zaten diyeceksin!?” belki. Hiç yoktan yeğdir; hele sözleşmeli değil de kadrolu bir belediyeye atmışsan kapağı, iyi kötü bir aylığın, sosyal güvencen var demektir, açlıktan işsizlikten kıvranan ülkede. Yüksekokul bitirmiş anadili gibi iki dil biliyor belki çocuğun da 900-950 TL’ye iş bulamıyor, ne dersin?! Topu topu 126 seçilmiş var ve en sonda “dansöz. Bilirsin, kolay değil dans etmek. Ancak sanırım senin önemsemediğin, “bel kıvırtması göbek havası falan” dediğin. Peki, bu değersizse neden yılbaşı gecesinin olayı oluyor TV’de, izlemek için iple çekiyorsun o saati... Şöyle de deniyor: “En az itibarı bulunan mesleklerin başında sırasıyla Astrolog, Seyyar Satıcı, Otopark Görevlisi, Hamal ve Çamaşırcı meslekleri izledi. Falcı da itibarsız meslekler arasında yer aldı...

Standart sapması en yüksek meslekler ise şunlardır: Maden İşçisi, Hamal, Milletvekili...” Haydaaa, burada tam dur bakalım. Ey halkım pes sana yani! 7 Haziran’da ne yapacan? “Büyük gün. Seçim var, sandığa gidicem!” Yaşamsal konulardan biriyse peki, nerede siyaset-siyasetçi...” 22. sırada: “Milletvekili” diye. Yahu halkım, ne ettin şimdi? Senin vekilin 22. sırada! Para ise söz konusu, ondan iyisini kim kazanır ve dokunulmaz gücünü kim bilmez?! Hiç duymadın mı: “Bitir şu işi! Benim dayım kim biliyor musun?! Vallahi iki dudağının arasında, haritada yer beğen yoksa; sürdürtürüm seni...” dendiğini...
Böyle bir araştırmaya dalıp da kafayı tam sıyırmadan gideyim tıpış tıpış, şu halkımla birlikte kullanayım oyumu diyorum, eğer izin varsa... Öyle ya; bombalar patlarken, sandık denetçileri gözaltına alınırken, daha neler neler olup biterken, sağ salim varabilirsem sandığa...