Tiyatronun sorgulayan bir seyirciye ihtiyacı var
06.02.2018 10:25 KÜLTÜR SANAT
“Devlet Tiyatrosu’nda durum şöyle; bir seyircinin devlet tiyatrosuna maliyeti 2012 yılı itibariyle 120 lira idi; şimdi ise muhtemelen 170 lira civarında. Bizim sattığımız bilet en fazla 50 lira. Biz, üçte biri fiyatına tiyatro yapıyoruz”

DERYA AYDOĞAN [email protected]

Moda Sahnesi’nin kurucularından yönetmen Kemal Aydoğan ile Devlet Tiyatroları’nın fiyat politikalarının özel tiyatrolara etkilerini konuştuk.

»Özel tiyatroya gidebilmek bir lüks gibi geliyor. Çok eleştiri geliyor biletler “pahalı” diye.
Ben de öyle diyorum. Biz bu sanatı yaptığımızda trilyonlar kazanmıyoruz hatta hiç para kazanmıyoruz. Temelde bir yanlış var, onu açıklamak isterim. Biz seyirci ile aynı ekonomik tabandayız. Farklı bir ekonomik durum söz konusu değil. Dizilerden bazı arkadaşlarımız para kazanıyor olabilir ama o “bazı” oyuncuların sayısı %10 dur. Bir de tiyatroda sadece oyuncular yok. Yönetmenler, tasarımcılar, asistanlar, teknik çalışanlar ve ışıkçılar var. Var oğlu var. Ve onların hiç biri oyuncular kadar şanslı değiller. Biz de ekonominin bizi belirlediği bir alandayız. Tabii ki ilk tepki “bilet fiyatı pahalı” oluyor. Benim için de pahalı. Mandalina pahalı, bebek bezi pahalı, et pahalı, su pahalı. Benzin 6 lira olmuş, bir yerden bir yere gidebilmek pahalı. Her şey çok pahalı. Burada temel bir haksızlık var zaten. Özel tiyatroların “pahalı” gibi görünmesi konusunu aydınlatmak isteriz. Bu durum gerçek mi? Yoksa özel tiyatrolar yok pahasına bir iş mi yapıyorlar? Devlet Tiyatrosu’nun bilet fiyatları ne kadar? 15 TL. Peki sizce bir tek seyircinin devlet tiyatrolarına maliyeti nedir? Bakkal olsaydınız ve mercimek satıyor olsaydınız, nasıl hesap çıkardı?

»İlk akla gelen şu, 15 liraya bir şey satan biri o şeyi 3 liraya mal etmiş olacak ki, kazansın ve devamlılığını sürdürebilsin.
Devlet Tiyatrosu’nda durum şöyle; bir seyircinin devlet tiyatrosuna maliyeti 2012 yılı itibari ile 120 lira. Bugün itibari ile muhtemelen 170 lira civarında. Bir seyirci devlet tiyatrosuna 170 liraya mal oluyor. 2012 yılında Devlet Tiyatrosunun 200 milyon bütçesi vardı. Ve bir seyirciye 120 lira para harcayabiliyordu. Şimdi size ben sormak istiyorum. Biz bileti ne kadara satıyoruz?

»Biletleriniz 30 ile 50 lira arasında değişiyor.
Evet, bizim sattığımız bilet en fazla 50 lira başka yerlerde de 70 lira maksimum 80 lira. Bilet alırken cebimizden 15 lira çıkıyor diye düşünüyoruz ya aslında devlet 170 liranın 120 lirasını sübvanse ettiği için 15 liraya bilet alıyoruz. Ve bu bize“ucuz” gibi geliyor. Bu halihazırda yapılan köprüler gibi. Birileri yapan firmaya garanti etmiş ya, onun gibi bir şey... Devlet Tiyatrosu’nun bütçesini de halk ödüyor aslında. Tiyatroya gitseniz de gitmeseniz de. Hatta gitmeyen ödüyor aslında o parayı. Özel tiyatroda böyle bir şey olmuyor elbette. Bu devletin sanat politikası ile ilgili bir durum. Devlet bazı tiyatroları da kendi tiyatrosu gibi sayıp, onu koruyor, ekipman alıyor, teliflerini ödüyor hatta yazar yetiştirmek için yüzde kırk yazar telifi verebiliyorken bazı tiyatrolara da diyor ki, “Siz benim üvey çocuğum bile değilsiniz. Ben sizi tanımam, siz gidin kendi yağınızda kavrulun hatta ben sizden vergi de alırım bir ticarethane gibi. Tiyatro yapma koşullarınızı da, kolaylaştırmam çünkü siz başıma bela olabilirsiniz. Benim denetlediğim tiyatroda sözüm geçiyor ve sınırları belirleyebiliyorum, istersem sansür uygulayabiliyorum” diyor bence. Onun için de “pahalı” yargısı bence, “devlet tiyatrolarına göre daha pahalı” algısına dönüşüyor aslında. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Devlet Tiyatrosu’nun bir takım kadroları var ve şişmiş durumda. En azından elindeki paranın yarısı iyi kullanılmayan bir para. Kaynak çarçur ediliyor. Bunun sebepleri var. Ödenekli tiyatroların yapısını konuşmak, tartışmak lazım.

Devlet Tiyatroları'nın iç yapısı aslında yine doğrudan özel tiyatroları etkiliyor o zaman?

Dilimizde de tüy bitti artık ama kimse bu yapıların “reformize” edilmesiyle uğraşmıyor. Aslında Akp yönetimi bu yapıları “reformize” etmek için bundan önceki yönetimlerden daha atak davrandı. Mesela bir sanat konseyi kurmaya kalktı ama Akp’ye muhalif olan sanatçılar, entellektüeller bu yasanın çalıştırılması için gerekli çabayı göstermediler. Çünkü Akp’nin bunu kötüye kullanacağını düşünüyorlardı ki, haklılar. Haklılar ama iki tane fenalık var, biri bu tür yapıların köhnemiş oldukları gerçeği, atalet içindeler, çalışmıyorlar ve verimliliklerini kaybetmişler bence. Bunun üzerine hiç konuşmuyoruz nedense sanki bir tabu gibi. Bir tarafta da AKP, bir yasa çıkarıyor ve herkes bunu kötüye kullanacağını düşünüyor. Evet, AKP bir sürü şeyi kötüye kullandı ve bunu da kullanabilir, doğru. Bu iki nedenden dolayı bir türlü “reformize" olup çalışmaya başlayamıyoruz asla. Tam bir Türkiye gerçeği. 1993 yılında Mersin'de, bir kurultay olmuştu. Onun sonuç bildirgesi de Türkiye’de ödenekli tiyatroların reformu anlamında çok önemli değişiklikler barındırıyordu ama kimse harekete geçmedi. Ve bunu yapanlar da, o dönemin Solyal Demokrat Halk Parti’li Kültür Bakanı'nın olduğu dönem idi. Yani, Akp’den evvel de bu teşhişler yapıldı. "Nedir bu yapılardaki problem?" diye, tespit edildi. Ama tespit edilmiş olmasına rağmen harekete geçilemedi.

»SSK’nın ne yaptığıyla ilgilendiğimiz kadar aynı sorumluluğu kültür bakanlığı için de yapmalıyız diyorsunuz
Tabii ki. Bu bizim temel hakkımız. Siz bu parayı nereye harcıyorsunuz? Bu tabii ki sorgulanacak. Parayı nereye harcadığından, repertuvarını niye böyle seçtiğine kadar sorulacak bir sürü soru var ve yanıt vermek zorundalar. Devlet ya da şehir tiyatroları bu kaynakları kullanıyorsa, sorumluluğu üstleniyor demektir ve bana hesap vermek zorundalar. Seyirciye hesap vermek zorunda. Ya da biz bu hesabı sormak zorundayız. Artık devrin değişmesi gerekiyor. Bizim sormamız lazım, geçen yıl kaç para harcadın? Hangi oyunları çıkardın? Repertuvar anlayışın ne? Neden bu oyunu seçtin? Nasıl bir kültür sanat politikası izliyorsun? Planların ne? Her birini açıklamak zorundalar. Tüm yöneticilerin alışık olduğu gibi “ben yaptım olur arkadaşım, kimseye de hesap vermem” tavrının bir biçimde bitmesi lazım. Her alanın despotu, tiranı var, o ne diyorsa o oluyor. Hayır öyle olmaz. Özellikle de kamusal kaynakları kullananlar öyle davranamazlar. Eleştirel aklımızı geliştiren, ezberlerden, şablonlardan kurtaran bir bilgiyi bizimle paylaşan bu problemler hakkında bilgi veren, denklemler üreten ya da çözmemiz için bize alıştırmalar yaptırır aslında tiyatro. Dolayısıyla bunun peşinde olmalıyız. Repertuvar anlayışlarının da böyle kuruluyor olması lazım. Dünya kültürü ile temas, genel kültürü ile temas. Bunların peşine düşmek gibi bir sürü de çalışma alanı var aslında. Kaynakların oralara gitmesi gerekir. Yoksa bir özel tiyatronun oynayabileceği oyunu devlet tiyatrosu ya da şehir tiyatrosunun oynuyor olması o parayı çarçur ettiği anlamına gelir. Siz seyirciye iyi gelen şey yapamazsınız. Sevimli gelecek şey yapamazsınız. Sizin işiniz kültür politikalarını yürütmektir aslında. Seyirci bize “pahalısınız ve burjuvalara, zenginlere sanat yapıyorsunuz” derken aslında ucuzluğundan dolayı görmediği şey, devletin tiyatrosundan aslında haksız bir sanat, ekonomik anlamda.

sorgulayan-bir-seyirciye-tiyatronun-ihtiyaci-var-423976-1.

»Dediğiniz gibi “pahalı” algısı “ tiyatro kime yapılıyor, niye yapılıyor” sorularına dönüşüyor
Temelde şu var özel tiyatro yapan biri olarak şunu söyleyebilirim, devlet tiyatrosunun ya da şehir tiyatrosunun fiyat politikası gördüğünüz gibi gerçeği barındırmamasına rağmen, bizim tepemizde demokrasinin kılıcı gibi dolaşıyor. Herkes bize ödenekli tiyatroların bilet fiyatlarını örnek gösteriyor. Repertuvarımıza gelip baksınlar, 18 tane oyun yapmışız şimdiye kadar. Repertuvarımızda Shakespeare var, çağdaş klasikler var. Toplumun bir derdine derman olan oyunlar oynamaya çalışıyoruz ama ticari tiyatro gibi tanımlanıyoruz. Sanki biz tiyatroyu para kazanmak için yapıyormuşuz gibi. Tam da bu yargıdan kurtulamıyorsunuz çünkü “Bunlar kime tiyatro yapıyor?” 45 liraya tiyatro yapıyorsak, biz zenginlere, parası olanlara tiyatro yapıyoruzdur. Oysa tiyatro pahalı bir iş ve yaptığımız iş de devlet tiyatrosunun üçte biri fiyatına... Seyircinin payına düşen şu, bu fiyatları gerçekten inceleyip, gerçekten bu bilgileri talep edip, sizin gibi sanat editörlerinin de peşine düşüp, demesi lazım ki, “Bir dakika burada özel tiyatrolar adına yapılan bir haksızlık var. Siz gerçek üretim maliyetlerinizi bize hiçbir zaman açıklamıyorsunuz.” ve en önemlisi “Her şeyiniz varken, bu fiyatlara bu repertuvarları, çapsız işleri karşımıza çıkarıyorsunuz.” Bunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Yarısı çapsız işler çünkü. Bu kaynağı çarçur etmeye sizin hakkınız var mı? Bu seyircinin soracağı soru bu olmalı aslında.

***

Moda sahnesi’nde oyun geliri ve giderleri

Sizin için bir tablo çıkardım. Bir oyunumuz var elimizde ve oyunun ortalama bilet fiyatı 40 lira. 200 kişilik de bir salonumuz var. Tümüyle dolu olduğunu varsayalım. Salon tamamen dolduğunda 8 bin lira gelirimiz oluyor. Bu oyunu 50 kez oynayacağımızı varsayalım, maliyeti bunun üzerinden çıkaralım.

Oyun çıkarken 50 bin lira oyun gideri harcadık. Oyun başına 1000 lira yani.
Buranın günlük sabit salon gideri 2750 lira (kira, çalışanlar, elektrik v.b). Diyelim 5 oyuncu oynuyor oyunda, 1000 lira da onlara ödeniyor. 8000 TL kazandık ya %10’u yani 800 lira da telife gidiyor. %8 KDV, (640 lira), %2’si banka komisyonu, (160 lira),Gelir Vergisi de %20 (1600 lira). Bunları topladığımızda çıkan gider 7950 lira, gelir ise 8000 lira. Yani fark 50 lira. Bir sonraki prodüksiyonu nasıl yapacağız? Arada kahve gibi ufak detayları da atlıyorum. Bir sürü de ıvır zıvır var. Demek ki bu biletin 80 lir olması lazım. Bize 6 bin gibi bir para kalır biz de bir sonraki işimizi yapabiliriz. O zaman oyunculara 200 değil 300 verirsin. Salon işletirken böyle. Salon işletmeyen birinin böyle bir derdi yok. Dolayısıyla salon işletmekle işletmemek arasında fark, inanılmaz bir uçurum. Üretim yapmak için de bu alanlara ihtiyaçlarımız var.

O zaman bu işi neden yapıyorsunuz ?

Gerçekten tek bir cevabı, tek bir yolu var. Bu işi çok seviyor olmak. Ben kendi adıma başka bir şey yapamam. Yaz aylarında banka kredisi alıyoruz. Moda Sahnesi'nin bankalardaki hesaplarına bakılabilir. Daha 1 ay önce aldık kredimizi. Bir de yazın çalışmıyoruz, böyle bir şey de var. Temmuz, ağustos, eylül. Günlük 2750 liraya burayı açıyoruz dedik ya, biz bunu yazın da veriyoruz. 12 ay boyunca her gün ödüyoruz. Dolayısyla turne yapmaya çalışıyoruz. Biraz daha fazla kazanılıyor diye.Turnelerle desteklemeye çalışıyoruz tiyatroyu. Az kadrolu işler yapmaya çalışıyorsun… Oyuncuya verdiğin, yönetmene verdiğin parayı düşüyorsun. Oyuncu da geçinemediği için diziye gidiyor. Niye diziye gidiyor diye kızıyoruz sonra. Arada tiyatroya geliniyor özel tiyatrolarda. Çünkü geçinmek için insanların başka başka işler yapması gerekiyor. Bu yüzden de sanattaki düşük düzeyin kavgasını veremiyorsun. Diyemiyorsun ki, "Neden gelmiyorsun 8 saatlik provaya?", "Abi benim gidip diğer işi yapmam lazım" diyor. Doğru…