Toplu güvenlik için hukuk ve siyaset
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

10 Ekim 2015 Ankara Katliamı ve 28 Haziran 2016 katliamı, toplu güvenlik sorunsalı eksenleri. Şöyle:

» Ankara: 100 kişinin ölümüne ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açan Gar önündeki saldırı, ‘genel bir terör saldırısı’ değildi. Çünkü Valiliğe ön bildirim, ‘Barış, demokrasi ve emek’ toplantısı için gerekli önlemlerin alınması içindi. Buna rağmen, o denli büyük bir saldırının yapılabilmiş olması, Ankara Emniyet Müdürlüğü + Valiliği + İçişleri Bakanlığı şeklindeki hiyerarşik yapının ‘görev+yetki+sorumluluk’ zaafını ifade eder.

»İstanbul: 41 kişinin ölümü -bu satırların yazıldığı sırada- ve yüzlerce kişinin yaralanması ile sonuçlanan Atatürk Havaalanı saldırısı da, genel terör kavramı ile açıklanamaz. Çünkü havaalanı, herhangi bir ‘alan’ olmayıp, giriş ve çıkışın denetim altında olduğu ve kendine özgü statü kurallarının geçerli olduğu bir ‘meydan’. ‘Kendine özgü statü’, güvenlik kurallarını öne çıkarır. Burada, ‘görev+yetki+sorumluluk’ zinciri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Valiliği açısından öne çıkar.


Hukukun iki yüzü
Ankara ve İstanbul saldırılarında, şu halde, hukukun yetersizliği değil, yürürlükteki kuralların uygulanmaması söz konusu. İhmal, kusur veya kasıt, bunlar tartışılabilir.

Ya Türkiye geneli? Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), hiçbir kamu kurumunun sahip olmadığı bir ayrıcalıkla, adeta hukuk dışı bir statü ile donatıldı. 6638 sayılı ‘iç güvenlik yasası’ ile mülki idare amirleri ve kolluk güçlerine de hukuk ötesi yetkiler tanındı. Bu vb. düzenlemeler sırasında hep ‘güvenlik’ gerekçesi kullanıldı.

Soru: Değinilen vb. düzenlemeler yeterli mi olmadı? Yoksa görev ve yetkiler, amaç dışı mı kullanıldı?



Eğer yeterli olmadıysa, neden güvenlik için anayasal mekanizmalar uygulamaya konmadı? Olağanüstü hal ve/ya sıkıyönetim: “Anayasa ile kurulan … ortadan kaldırmaya … şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde” (olağanüstü hal); “…daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması…sebepleriyle” (sıkıyönetim).

Yanıt: 1) Güvenlikle ilgili düzenlemeler yeterli olduğu halde, bu çerçevede görev ve yetkiler, yanlı uygulandı veya şiddet ve terör örgütlerine karşı uygulamada gerekli kararlılık gösterilmedi. Bu durumda, sorumluluk mekanizması işletilmeli.

2) Siyasal makamlar, güvenlikle ilgili birimlerde ‘görev+yetki+sorumluluk’ düzeneğini işletmedikleri gibi, kendi anayasal yetkilerini de kullanmadı. Nedir bu? Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca ‘olağanüstü hal’ veya ‘sıkıyönetim’ ilanı (md. 120-122).
İşte çerçeve hüküm: “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” (md.8).

Siyasetin görünen yüzü
Bu maddenin muhatapları, Anayasa’nın gereklerini yerine getirme gereği bir yana, tam tersine, ‘anayasal düzeni ilga’ ile meşgul. Öyle ki, iftar yemekleri bile, adeta bu yöndeki iradenin dışavurum aracı oldu. Bunu, md. 8’in doğrudan ve birincil muhatabı olan iki kişi, sürekli yapıyor; ‘yeni anayasa ve başkanlık rejimi’ söylem ve vurgusu ile.

Aynı kişi ve çömezleri için iftar yemekleri, ‘dini politikaya alet etme yemekleri’ne döndürmelerinin ötesinde, mezhep temelinde ilahi referanslarla bezeli söylem vesilesi.

AK Parti-Cemaat ittifakı: “Ne istediler de vermedik?” deyişinden hareketle, ‘neyin istendiği ve neyin verildiği’, biz yurttaşların bilgisi dışında. Bilinen ise, ‘isteme-verme işlemi’nin tamamen hukuk dışı alanda cereyan etmiş olması.

Öte yandan; ‘IŞİD veya DAEŞ’ telaffuzunun, Anayasa’nın doğrudan muhatabı zevatın diline ne denli gecikmeli girdiği biliniyor. Ama Anadolu topraklarında kök salmasında, ne ölçüde ‘görev+yetki+sorumluluk’ halkası dışına çıkıldığını henüz bilmiyoruz.

İslamofobi (islamophobie) söylemine gelince; aynı zevat, Avrupa’yı İslami korku yayıcılığı ile köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Oysa korkuyu yaratan değil Avrupa; korkan. Kimden? İslam adına şiddet yol ve yöntemini kullananlardan.

Sadece şiddet mi? Din adına nefret söylemini eksik etmeyen siyasal zevat, Türkiye toplumuna korku yaymıyor mu? Aslında, İslamofobi, çoğunluk nüfusu Müslüman olmayan toplumlardan çok Müslüman olan toplumlarda kök salmış durumda. Bunun da baş sorumlusu, Batı’yı ‘İslami korku’ yayıcılığı ile eleştirenler.


Hukukun hizmetinde siyaset için…
İç barış için iki önemli önkoşul: Yöneticiler, dini politikaya alet etmekten vazgeçmeli ve hukuku, yansız olarak etkili bir biçimde uygulamalı.
Atatürk Havaalanı kurbanlarına rahmet ve yakınlarına başsağlığı ile yaralılara acil şifa diliyorum. Katliamlara asla alışmayalım!