Toplumsal patlamayı başlatacak kıvılcım: Din
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
Din tartışmasının bir ülkeyi kısa sürede ne hale getireceğini anlamak için Pakistan’a bakmak gerek. Aslında siyasi amaç güdenler de dini bir hayli kullanıyor. Bu son kargaşanın da altında biraz bu var

Pakistan’da üç gündür süren karışıklıklar ordunun hükümetin yardımına koşmasıyla şimdilik duruldu. Ancak “ulus öncesi” olmanın tüm sıkıntılarını yaşayan Pakistan için bu geçici bir huzur. Yakın bir gelecekte yine dini, etnik gerekçelerle yeni bir kargaşa daha yaşanabilir. Pakistan aşiret toplumundan ulus toplumuna geçemediği için bunları yaşaması kaçınılmaz elbette.

Son kargaşa ülke istikrarının ne kadar hassas dengeler üzerinde durduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Seçim kanununda yapılan bir değişiklikle milletvekili aday formlarında yer alan, “Yemin ederim ki Hz. Muhammed son peygamberdir” ifadesi, “İnanıyorum ki Hz. Muhammed son peygamberdir” şeklinde değiştirilince başta “Tahrik-i Hatmi- Nübüvvet” (Son Peygamber Hareketi), Lebbeyk Ya Rasulallah” (Emret Ya Rasulallah) Hareketi ile Sünni Hareketi mensupları değişikliği protesto için sokaklara döküldü. Polisle çıkan çatışmalarda can kayıpları da yaşandı. Söz konusu hareketlere mensup militanlar bir ayı aşkın bir süredir başkent İslamabad ile ülkenin önemli kentlerinden Ravalpindi’yi birbiriine bağlayan yolda oturma eylemi başlattılar.

Uzun süren protestolar sonucunda değişikliğin sorumlusu olarak görülen Adalet Bakanı Zahid Hamid istifa etmek zorunda kaldı.

Pakistan’da da siyasal dengeler çok kırılgan. En önemli tartışma konusu din çerçevesinde gelişiyor. Din tartışmasının bir ülkeyi kısa sürede ne hale getireceğini anlamak için Pakistan’a bakmak gerek. Aslında siyasi amaç güdenler de dini bir hayli kullanıyorlar. Bu son kargaşanın da altında biraz bu var.

Bu protestolarda yer alan Sünni Hareketi’nin asıl derdi öteden beri Diyobendilere Pakistan’da önemli makamların verilmesi. Diyobendiler, Hindistan’ın Diyobend kentindeki Darul Ulum Diyobendi medresesinden çkan Hanefiİslam Harketine verilen bir isim. Pakistan Sünni Hareketi nedense kendisi gibi Sünni olan Diyobendilere fena takmış halde, onları teröre destek vermekle bile suçluyor. Şu son “yemin ediyorum/inanıyorum” kaynaklı protestoda yer almasındaki nedenlerden biri Diyobendilere vurma fırsatını kaçırmamak.

Sünni Hareket, yeni bir oluşum, 1990’da Muhammed Salim Kadri tarafından kuruldu. Şii karşıtlığının yanısıra, Ehli Hadis’e de düşmanlığı var. Ülkedeki her karışıklığın altından bu hareket çıkıyor. Pakistan’da din gibi çok ama çok hassas bir konuyu kaşıyan gruplardan biri de bu.

Kadim Hüseyin Rizvi liderliğindeki Lebbeyk Ya Resulallah Hareketi,”dine hakaret” iddialarına yönelik protestolarla tanınıyor. Ülkenin her yerinde taraftarı var bu hareketin. İddiadın doğru olması gerekmez, iddia olması yeter sokağa dökülmeleri için. Bu nedenle de son derece tehlikeli kabul ediliyorlar.

Protestolara öncülük eden tüm grupların ortak hedefi ise ülkede Kadıyaniler olarak adlandırılan topluluk. Diğer bir tanımlamayla Ahmediler. Protestocu grupların iddialarına göre yemin metnindeki ifadenin değiştirilmesindeki amaç, Kadıyanilerin seçimlere katılabilmesini sağlamak. Çünkü Kadıyaniler Muhammed’in son peygamber olduğuna inanmıyorlar. Yemin metninde buna yemin etme zorunluluğu kalktığı için seçime katılabilecekler. Öfke buna yönelik.

Kim bu Kadıyaniler?
Hindistan’ın Pencap eyaleti sınırlarında bulunan Kadiyan kasabasında Mirza Gulâm Ahmed tarafından kurulan bir İslami tarikat. Kurucusunun adından ötürü Mirzaiye de deniyor, kasabadan ötürü Kadıyaniye de. Ama Gulam Ahmed, Muhammed’in adlarından birinin adının “Ahmed” olduğunu vurgulayarak tarikatına Ahmediye adını verdi, bu adla da anılır. Takipçileri de batılılar da Ahmediye derler bunlara. Tarikat mensupları Kuran’a da, sünnete de hadise de inanırlar ama Gulam Ahmed’in söylediklerine, yapıp ettiklerine daha fazla değer verirler.

İlginç bir zattı. Kendisine de tıpkı Muhammed gibi vahiyler geldiğini ileri sürdü. Yazdığı bir eserinde vahyin sona ermediğini Muhammed’le bağ kurabilenlerin vahiy taşıyıcısı olabileceğini iddia etti. İngilizlere aşırı hayranlığı vardı, Hindistan’da İngilizlere yönelik silahlı mücadeleye karşı fetvalar da yazdı, cihad çağrılarına karşı çıktı. Bir süre sonra beklenen Mesih’in kendisi olduğunu ilan etti. Dolayısıyla Müslümanların yanısıra Hıristiyanların da tepkisini çekti. Nihayet hakkında kafir olduğuna dair fetva verildi.

Ama 11 Nisan 1900 günü, kurban bayramı namazında Arapça bir hutbe okuduktan sonra kendisine “nebî” ve “resul” şeklinde hitap edilmeye başlandı. “Yeni bir kitap getirmedim” dese de Gulam Ahmed “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olduğunu ilan etti. 1908’de de öldü.

Tabii ölümünden sonra cemaatinde ayrılıklar oldu. Taraftarlarının bir bölümü onu peygamber kabul ederken örneğin Lahor Ahmediye Hareketi Muhammed’in son peygamber olduğunu kabul eder. Gulam Ahmed’in ise sadece müceddid ya da mesîh ve mehdî olduğuna inanır.

Kadıyaniler İsa’nın çarmıhta ölmediğine de inanırlar. Onlara göre İsa öldü sanılarak mezara konmuş, ama daha sonra mezarda kendine gelince kendi adını taşıyan bir ilaçla yaralarını iyileştirmiş, sonra İncil’i yaymak üzere Keşmir’e gitmiş. Orada 120 yaşına kadar yaşamış, ölünce de Srinagar’da gömülmüş.

Kadıyanilerin neye inandıkları değil sorun. Pakistan seçim kanununda yapılan değişikliğin onların siyaseten önlerini açacaklarına olan inanç ve buna duyulan tepki. Kadıyanilerin Pakistan’da azımsanmayacak bir nüfusu var. Pakistan hükümeti onları da siyasi katılım içinde görmek istiyor. İtikadları önünde bir engel olan “yemin ediyhorum” gibi bağlayıcı b,r ifade yerine “inanıyorum” gibi bir seçenek de getiriyor. Ülkedeki dincilerin olanı biteni, Muhammed’in peygamberliği sorgulanıyormuş gibi göstermeleri büyük tehlike. Oysa sorgulanan bir şey yok. Sadece inançlara uygun bir metin var. Pakistan’daki Kadınayilerin hemen hemen tamamı son peygamberin Gulam Ahmed değil peygamber olduğuna “inanıyorlar”. Ama buna yemin etmiyorlar. Dinciler isa inanmanın yetmediğini, “inanmaya yemin yemin etmenin” gerektiğini söylüyorlar.

Dincilik, Pakistan gibi ulus öncesi sorunlarla boğuşan bir ülkede krizleri daha da çok arttıran bir faktör. Burada elbette tahakkümcülük, inanç dayatması gibi rıza dışı tutumlar da var. Pakistan dinle oynamanın ne kadar tehlikeli olabileceğinin en iyi örneği.