Toplumu korkutmak istiyorlar
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY

Bakın, bunlar Taksim’de polisin yere yatırdığı KP’li gencin başını kokladı diye tekmeledikleri o güzelim köpeği de vururlar; hem de en üstten gelen bir emirle: Berkin’in annesini yuhalatandan her şey beklenir.

Sedef Kabaş’ın Ağır Ceza’da yargılanmasına karar verildi: ‘Bu adamı unutmayın’ tweetiyle, terör örgütlerine hedef gösterdi iddiasıyla. Davutoğlu da CHP’nin DHKP-C ile işbirliği içinde olduğunu iddia etti: Yakında, yine bir savcı veya hakimi kurban seçip, bu iddialarında ne kadar haklı olduklarını ispatlamayı deneyebilirler.

Serap’ı yaktırtan, savcıyı da öldürtür, pilotu da: Suriye karasularında düşürülen F-4’ün pilotlarının otopsi raporu hâlâ yasaklı. ‘İki adamımızı Suriye’ye gönderip oradan bu tarafa  dört füze sallattık mıydı, al sana en âlâsından savaş sebebi’ kafası, neler yapmaz ki...

Bunlar, bir de sık sık vandallardan bahsediyorlar: İyi yabancı dil biliyor diye bilinenleri de, aslında pek bir şey bilmiyor; bilseler vandal sözünü hiç mi hiç kullanmazlar; zira vandalizm, güzel yapıları, tarihî eser ve mekânları yakıp yıkmanın yanı sıra koyları doldurup otopark veya marinaya dönüştürmek, doğal bitki örtüsü ve ormanları yok etmeyi de kapsıyor. Haydarpaşa’yı otel veya iş merkezi yapıp tarihsel anlam ve bağlamından koparmak da, vandalizmin dik âlâsı; tıpkı Eyüp Sultan Camii avlusunu siyasal toplantı alanı olarak kullanmak gibi.

Aslında, bunların ağzında dil, kavramlara götüren sessel semboller değil, hakaret, tehdit, gösteriş ve tezahürat için çıkartılan nidalardan ibaret; ki, bu türden dil, yani ‘langue’ değil de ‘langage’ insan dışı canlılarda da var: Öfke de bir hitabet sanatıdır.

Çıkarttıkları seslerden konvoy hâlinde geçişlerine, arkalarındaki/etraflarındaki koruma ordularına kadar her şey insanları korkutup sindirmeye, yıldırmaya, kısacası terorize etmeye yönelik. Yargıçlar, savcılar ya devşirilmiş, ya da rehin alınmış vaziyette. Polis okullarında yıllarca okumuş çocuklara mezuniyetlerine bir buçuk ay kala tasdikname verip dağıttılar: ‘Müktesep hak’ diye bir şey yok bunların düzeninde.

Tam bir yabancı işgal gücü konumundalar: Acil kamulaştırma yoluyla hem mülkiyet, hem de yurt hakkımızı fiilen ortadan  kaldırıyorlar, kendi hesaplarına geldiğinde.

Aslına bakılırsa Cumhuriyet’i de yıkmış durumdalar: Res-publica (herkese eşit derecede ait ve açık) anlamında Cumhuriyet, saray yapmaz, sarayları yıkar. Saraylar, eşkiyalık rejimlerinin egemenlerinin sığındıkları kale işlevli inleridir.

Bu arada barajın da ön kesme/yol kesme anlamı itibarıyla eşkıyalıktan, haydutluktan başka bir şey olmadığının da altını çizelim. Haydut, yani haramî: Seçim barajını getirenler haramî ise, barajdan nemalanlar, nemalandıkları ve/veya nemalanmak üzere barajı savunanlar da haramzadedir. Ve de haramî haramzadeden daha az alçaktır; zira haydutluğunu, yani darbeyi yaparken yine de kelleyi koltuğa almıştır; haramzade ise haramın üzerine bedavadan konmuştur, üstelik de ağzını her açtığında küfrettiği darbeci haydutlar sayesinde.