Torba değil poşet: AKP, IŞİD, ‘Devlet’
ERK ACARER ERK ACARER

“Hepiniz bir, biz tek.”

AKP ve Saray ile tetikçilerinin sıkça kullandığı, hissettirdiği, propaganda yürüttüğü argümanlardan biri bu. AK-pak gösterilen bir blokun karşısına konan ve içi inandırıcılıktan uzak ‘abur cuburla’ doldurulan büyük bir torba bulunuyor. İçinde PKK’sinden FETÖ’süne, DHKP-C’sinden HDP’sine, CHP’sinden IŞİD’ine açılan geniş bir yelpaze var.

•••

Absürt torba köşedeyken, iktidar ve Saray hem hafızamızı hem de aklımızı hafife alıyor. Çünkü 15 yıldır yapılan kirli ittifakların çizelgesi, arşivi hâlâ canlı duruyor. Utanmazlık tam da burada!

•••

Küçük, trajik, komik misallerle… Türkçe Olimpiyatları’nın coşkusu hâlihazırda hafızalarda tazeyken, FETÖ’nün ipliğini pazara çıkaran Ahmet Şık, FETÖ’den cezaevinde tutuluyor. Hayatının hiçbir döneminde, hür fikri ve ideolojisi itibariyle siyasal İslam’ın laçka tarikatlarına, yapılarına temas etmemiş, üstelik şiddetle karşı çıkmış BirGün çalışanı Mahir Kanaat, Fethullahçı’lıktan sorgulanıyor, yargılanıyor, yatıyor!

•••

Bir blok mu arıyorsunuz…

Büyük bir torba değil, içinde akla yakın ittifakların olduğu küçük bir poşete bakın. Orada, AKP ve Saray’ın bileşenlerini göreceksiniz. Sorulacak sorular, verilecek cevaplar netlik ayarının daha iyi olmasına neden olacaktır.

•••

7 Haziran 2015’ten sonra ne oldu ve unutulup, rafa kaldırılan Başkanlık sistemini yeniden kim gündeme getirdi?

Vatanın milletin birliği, bölünmez bütünlüğü derken, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ülkeyi hem duygusal hem de fiziksel olarak bölmeye en yakın kişi durumuna gelmesi ancak Türkiye’de görülebilecek bir ironi, derin bir çelişkidir. Devlet Bahçeli, 7 Haziran ve 15 Temmuz sonrası bir değil, iki kez çok zor durumda olan, sıkışıp kalan AKP ve Saray’a hayat öpücüğü verirken, Türkiye’nin de güzel günlere açılacak kapısını kırmıştır.

Şöyle kenarda dursun.

•••

Alçakların, Türkçe olarak da yayınladığı sanatsal derginin sayfalarını çevirelim. IŞİD, Rumeysa’nın yeni sayısı yoluyla oy kullanmaya gidecekleri tehdit edip, eylem yapabileceklerini duyuruyor. Selefiler; kısaca ‘Sandık şirktir’ diyor. IŞİD’in söylediği bu olsa da aslında farklı bir amaca hizmet ettiği görülüyor. Özellikle kararsız seçmenleri ya da aklında ‘Hayır’ olan ‘adam sendeci’leri hedef kitle konumuna koyuyor. Bu türden seçmenin sandığa gitmemesinin sonucunun ne olacağı ise biliniyor. Bu açıdan IŞİD’in kimin ekmeğine yağ sürdüğü görülüyor.

•••

7 Haziran’a uzanan süreçte; Mersin ve Adana HDP binalarıyla başlayıp Diyarbakır’da devam eden bombalama eylemleri seçim ertesine de taşınmıştı. 1 Kasım’a giden yolda, Suruç ve Ankara katliamları yaşandı. Türkiye’nin tarihine silinmesi olanaksız cümleler düştü.

Suruç’ta; “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…”

Ankara’da; “Anket yaptırdık, oylarımızın arttığını gördük…”

IŞİD, eylemlerinin siyasi sonuçları ortada olan, kimin değirmenine su taşıdığı görülen ve kapıları arsızca aralayan bir maymuncuk oldu adeta.

•••

‘Maymuncuk’la birlikte, Türkiye’nin güzel günlere açılması muhtemel kapısını iki kez kıran MHP Lideri Bahçeli’yi bir kez daha zorunlu olarak analım. Ancak burada; samimi milliyetçileri, gerçek vatanseverleri dışarıda bırakıp tenzih edelim, elzem bir vurgu yapalım:

Biz onları da tanıyor, izliyor, kim olduklarını biliyoruz.

•••

‘HAYIR’ bir torba, bir cephe mi?

Elbette öyle… Fakat karşı tarafın kodlayıp, aklımızla ve vicdanımızla alay ettiği gibi değil.

Bu cephede, birbirlerinden farklı ‘karşı duruşları’ olsa da ‘gerçekten’ mağdur olanlar var. Dinleyin seslerini duyarsınız…

‘HAYIR’ sesi, Silvan’da evi başına yıkılan Kürt amcaya, buzdolabını her açtığında küçük kızı Cemile’nin cenazesini anımsayan acılı anaya, vurulup üstüne terörist ilan edilen çocukların babasına aittir.

‘HAYIR’ sesi; şort giydiği için artık tekme yemek istemeyen gençtir. İşi elinden alınan memurdur. Kucağında bebeğiyle, günlerce gözaltında bekletilen, ekip otosuyla oradan oraya sürüklenen kadın ve onun yakınlarıdır. Paylaşılan bir yaşam, eşit eğitim hakkı isteyen öğrencidir. İradesi cezaevinde rehin alınmış seçmendir. Kısaca o ses çoktur. O ses halktır, Türkiye’dir.

•••

Bu bir torba değil ‘küçük’ bir poşettir aslında.

İçinde… İpucunu verdik, derinlemesine inelim.

AKP, Saray ve maymuncukları…

•••

Etkileri azalacak barbarlara, ortadan çatlayıp ışığı sönecek ampule, ‘vatan diyerek’ vatanı satan ancak kısa süre sonra siyaset sahnesinden silinecek olanlara bakın…

O birliği göreceksiniz.

AKP ve Saray’ın sıkça kullandığı argümanı tersten okutalım:

Siz hepiniz, biz tekiz; halkız!

Kaybedenler kulübünün müstakbel üyelerisiniz. Az kaldı, gün sayıyoruz!

Kesintisiz, dönüşümsüz 33 gün:

Ankara’nın orta yerinde 2 akademisyen ölüyor

İşlerini, ekmeklerini kaybettiler. Gülen Operasyonları diye başlayıp, muhalifleri, gazetecileri, aydınları ve akademisyenleri ezen sürecin sembol isimleri arasında, Nuriye Gülmen ile Semih Özakça da var.

OHAL süreciyle birlikte ‘hayatlarını’ kaybedenler 5 aydır direnişte, hak arayışını sürdürüyor. Aslında 6 kişilik bir ekip. Nuriye Gülmen’le başlayan ekmek kavgasına, cezaevinde kolu koparılan Veli Saçılık, Semih Özakça, Acun Karadağ, Esra Özkan Özakça ve Mehmet Dersulu da katılıyor.

Gülmen, Özakça ve Saçılık defalarca gözaltına alınıyor. Yerlerde sürükleniyor. Emniyete götürülüyor. 153. Gününde olan oturma eylemi sonuç vermediği için, bir süredir 2 kişi açlık grevi de sürdürüyor.

Gerçekte, ‘Bir süredir’ sözü, yaşananların boyutunu anlatmaya yetmiyor. Bugün kesintisiz, dönüşümsüz açlık grevinin 33’üncü günü. Nuriye ve Semih hoca, her geçen gün hayati tehlike sınırına biraz daha yaklaşıyor.

Kamuoyu her şeye çok mu fazla alıştı. Çıtalar bir bir atlanıyor mu?

Kim bilir belki de bu sessizlik hepimizi öldürecek!”

Tarih kitapları ilerde, ne yazacak?

“Türkiye’de bir darbe girişimi oldu. İlgisi, alakası olmayanlar ekmeklerinden edildi. Karşı çıktılar. Ankara’nın ortasında açlık grevi yaparken öldüler.”

Yok artık… Bari bu satırlar, Türkiye tarihine girmesin… Tam 33 gün, daha geç olmadan, daha fazla utanç duymadan.