Toz Bezi’nin Hint kumaşı düşmanlığı
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ

İstanbul Film Festivali Ulusal yarışma bölümünde En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri Toz Bezi filmine verildi. Bu sonuçtan herkes memnun gözüküyor; benim dışımda. Bu işte bir terslik var ve ben bunu birilerini incitmeden veya dayatılana savaş açmadan nasıl dile getireceğimi bilemiyorum. Yanlış anlamaya, yaftalamaya hazır pek çok kişi var. En iyisi kendimi saf yerine koyarak yumuşakça anlatmaya çalışmam ve bu seferlik deli rolüne yatıp, kendimle soru cevap yapmam.

Toz Bezi ile alıp veremediğim ne?

Mesele Toz Bezi özelinde değil. Derdim ne sadece bu film ne de yönetmeni. Derdim yönetmenlik rengi olmayan, sinema diline uzak, etnik eksenli filmlerin tam kuvvet desteklenerek, ödüllerle uçurulması ve alternatif sinemanın önünün tıkalı bırakılması. Festivallerin de bu tarz filmleri bilinçli desteklediğini düşünüyorum. Seyirciyi ya BKM tipli filmlere ya da gerçekçilik adı altında sıkıcı filmlere mahkum ettiler. Neden yaratıcı işler yapılamıyor? Hiç mi alternatif sinema yok bu ülkede sanıyorsunuz. “Bu iş yapar” jargonu inanın sosyal içerikli bu filmler için de geçerlidir artık. Bunu kıro bir yapımcıdan değil de havalı bir entelden duymaktır tek farkı. Bu bir tezgah. Etnik merkezci filmlerin sosyal gerçekçilik diye yutturulması bir tezgahtır. Bu konuda insan rahatlıkla yazı da yazamıyor.

Neden rahatlıkla yazamıyorum?

Saldırıyorlar, ırkçı mısın sen kızım, diyen bile oluyor. Ama ben bilmiyor muyum bu tepkilerin bile sahte olduğunu. Ülkenin içinde bulunduğu kaos atmosferi ve bu filmlerin çoğunun yönetmeninin ya da filmlerindeki karakterlerin Kürt olması. Keşke bu kadar etnik kimliklere düşkün bir bölgede yaşamasaydık. O zaman daha rahat eleştirebilirdim bu filmleri. Çünkü benim için ne Türk, ne Kürt ne Ermeni ne İnsan diye bir şey var. Sadece canlı var.

Yazsam ne derdim?

Filmin konusunu nasıl işleyeceklerinden çok, her nasılsa, hangi konuların hangi festivallerde prim kazanacağını çok iyi biliyorsunuz. Ama iyi film çekemiyorsunuz. Sinema diliniz yok. Formülünüz göze batıyor; 1) etnik eksenli karakter hikayesi yaratmak 2)Bu yaratılan hikayeyi sınıfsal farklılıklar kisvesi altında harmanlamak

3) Bu harmanlanan karışımın arkasına kentsel dönüşüm ve göç meselesi gibi çetrefilli problemleri sırf görüntü olsun diye işlevsiz bir şeklide yerleştirmek. Toz Bezi filmi de işte tüm bu bileşkelerden oluşuyor. Tek değişiklik bunların üzerine bir de kadın karakterlerle cinsiyet makyajı yapmış olması. Naif ve kasti ajitasyonlar bunlar.

Naif ve kasti derken?

Toz Bezi ne diyor? Hem işçi hem kadın hem Kürt isen hem de büyük şehre göç etmek zorunda kalmış isen, hayat sana daha zordur. Tamam, bu geçerli bir önerme olabilir. Etnik ayrımcılık sorununa değinirken kapitalizm karşıtlığı yapmak o kadar da kolay değil. Ve bu kadar kapsamlı bir önermeyi taşımak için sağlam omuz gerekir. Sinema dilinden bahsetmiyoruz bile çünkü bu filmlerin yönetmeni yok. Hep diyorum bu ‘naif ajitasyon dalgası’ Annemin Şarkısı filmi ile başladı.

Yönetmen sineması yok mu?

Değişik şeyler yapmak isteyen, derdi sadece sinema olan gençlere fırsat verilmiyor ki! Önleri kapalı. O yüzden birbirine benzeyen filmlerimiz var. Uluslararası yarışma birincisine bakınca bile sinemasal anlamda aramızdaki farkın gittikçe açıldığını ve sinemada bile günlük siyasete gömüldüğümüzü görüyor insan. Uluslararası yarışmanın birincisi Rodrigo Plá'nın "Bin Başlı Canavar" filmi de işçi sınıfı problemi ile ilgili, onda da ana karakter çaresiz bir kadın ama film işliyor. Çünkü yönetmenin en azından sinemasal bir girişimi var. Biz hâlâ sosyal içerikli karakter kesitleriyle uğraşıyoruz.

En çok ne yanlış bu filmde?

İki Kürt temizlikçi kadının dışlanmışlıklarını daha belirginleştirmek için filmdeki Türk ve Kürt kadın karakterler arasında hiyerarşik piramit yaratılmış. Bu piramidin üst kısmında, kalıp yargılara maruz vurdumduymaz “Beyaz Türk” kadınlar var. Ezilen ‘Toz Bezleri’ ile ezen ‘Hint Kumaşları’ ile kurulan bu tuhaf ayrımcılık ile gerçekçi, sosyal içerikli bir film yaptığını iddia etmek bile bu toy garipliği kanıtlıyor. Ve buradan her nasılsa Güneydoğu'da olan bitene sessiz kala Beyaz Türkler eleştirisi yapılmış olunuyor.

Çözüm ne?

Festivallerdeki saadet zincirinin kırılması gerek. Her şeyden önce bir yönetmen hedefini, sahnede iki protesto çakmanın ötesinde bir yerlere, kilitlemeli. Bu tarz filmlerin vizyon amacı taşıdıklarını düşünmek imkansız! Festival seyircisi hatta jüri bile izlerken sıkılıyor ama itiraf etmezler, çünküsü kişiye özel!.. Unutmayalım ki sinema, güncel olanı kasten yakalamaya çalıştığınızı hemen fark eder. Etkili bir sanat dalı olan sinema ölümsüz olanı arar.