Trump’ın bir yılı
18.02.2018 09:48 BİRGÜN PAZAR
2017’deki protestolar Trump’ın ajandasına karşıydı. Ara seçimler 2018’de yapılacak. Bu nedenle bu kez odak seçimlere yöneldi. Şu anda Beyaz Saray, Temsilciler Meclisi, Senato ve Eyalet Meclisleri, Cumhuriyetçi Parti’nin elinde

Vijay Prashad - Tarihçi, Ortadoğu Uzmanı

Dünya ABD Başkanı Donald Trump’ın saltanatının ilk yılından sonra hâlâ ayakta. Trump henüz gezegeni İran’a ya da Kuzey Kore’ye karşı açtığı büyük bir savaşla imha etmedi, dünyanın ticaret ve finans sistemlerini harap etmedi. Fakat politik kanalizasyonun kenarında halihazırda var olan aşırı sağ unsurları bu kısa zamanda yüreklendirdi. Daha önce kibarlık cilasıyla kamusal alandan saklanan zehirli tavırları görünür hale getirdi.

Trump, bu illetin yazarı mı yoksa sadece ve daha yüksek bir ihtimalle yalnızca bir figürü mü? Bu net değil. Nefret kabul edilebilir bir politik güç olarak sahneye çıkıyor. Trump bu zehirliliğin tezahürlerinden yalnızca biri. Fakat bu yıl boyunca Trump zengini daha zengin yoksulu da daha yardıma muhtaç hale getirecek vergi reformunu kabul ettirdi. Bu belki de en önemli başarısıydı. Diğerleri bir şekilde engellendi. Ne İran’a karşı savaşını başlatabildi ne de ABD elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı. Ne var olan sağlık sistemini yürürlükten kaldırabildi ne de mültecilerin girişini tamamıyla yasaklayabildi. Trump’ın icraatlarının çoğu ülke için memnun edici değil, fakat çok azı ondan öncekilerinden önemli ölçüde farklı.

Protestolar
Trump Ocak 2017’de başkanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra, en az yarım milyon kişi Kadın Yürüyüşü’nün parçası olarak başkent Washington sokaklarına çıktı. Yürüyüşe katılanların ne istediğinden çok ne istemediği açıktı. İstemedikleri Donald Trump’ın başkanlığı ve ajandasıydı. Trump’ın açık cinsiyetçiliğini ve ırkçılığını şiddetli şekilde reddederek, politikacıların Trump’ın ajandasını yasalaştırmasını engelleyeceklerine dair bir umut vardı. Yıl boyunca Trump ne zaman Müslüman yasağı, kağıtsız göçmen çocukların yasal korunmasını sonlandırma projesi gibi nahoş toplumsal politikalar için inisiyatif alsa, Kadın Yürüyüşü’nde sokaklara çıkan grupların aynıları sokağa çıktı. Trump’ı durduran, hâkimler üzerinde baskı yaratan havaalanlarındaki protestolardı. Yani bunlar sembolik gösteriler değillerdi.
Gösterilere katılanların birçoğunun ülkede yaşanan politik sorunlarla ilgili deneyimi azdı. Savaş saldırganlığı ve polis şiddetiyle ilgili net değillerdi. Bu hareketlerin ülkedeki sorunlarla ilgili değerlendirmelerinin derinleşmesi ve ilgi alanlarını yörüngelerinin dışındaki insanlara doğru genişletmeleri zaman alacak. Trump’ın başkanlığının yıldönümünde Kadın Yürüyüşü yeniden yapıldı. Sokağa çıkanların sayısı daha azdı ancak enerji daha keskindi. Cumhuriyetçi eyaletlerin küçük kasabaları bile yürüyüşe katıldı. Film yıldızlarının geniş bir cümbüş içinde sendikayla katıldığı yürüyüşte, Kaliforniya, Los Angeles’ta yarım milyonun üzerinde insan sokakları doldurdu.

2018 gösterilerinde sahnede iki konu vardı, #MeToo (Ben de) dinamiği ve gelecek seçimler. Cinsel taciz ve cinsiyete dayalı ayrımcılığın öne çıkması kaçınılmazdı. Trump’ın cinsiyetçiliğine karşı koyan Kadın Yürüyüşü’ydü. Fakat bu sefer cinsiyetçilik meselesi daha derindi, daha kişisel ve çok daha şiddetli.

#MeToo (Ben de)
Cinsel taciz ve cinsiyete dayalı ayrımcılığın tarihi uzun. Fakat son dönemde, yüksek profilli davalar bu sorunları ön plana çıkardı. Son başkanlık seçimi kampanyasında Demokratlar’ın adayı Hillary Clinton, ücretlerdeki cinsiyete dayalı uçurumu sık sık gündeme getirmişti. ABD’de kadınlar, aynı işte çalışan erkeklerin aldığı ücretin yalnızca yüzde 80’i alıyorlar. Bu yüzde 20’lik bir uçurum demek. Durum 1960’lardan bu yana değişti, fakat bu değişim çok yavaş. Kapanma hızı, 1960’dan bu yana olduğu gibi kalırsa, uçurum 2059’a kadar kapanmayacak. Bu nedenle politik eylem mecburi. Wal-Mart ve Google’a karşı açılan toplu davalar, cinsiyete dayalı ücret adaletsizliğinin yaygınlığına dair farkındalığı yükseltti.
Cinsel tacizle ilgili toplumsal farkındalık ünlü aktör Bill Cosby’e yönelik suçlamalarla keskinleşti. Trump’ın da benzer biçimde davrandığına dair hikâyeler su yüzüne çıkmaya başlayınca, başkanlık adaylığına yönelik öfke ortaya çıktı. Fakat bunun seçimler üzerinde pek bir etkisi olmadı. Trump kazandı.

Trump’ın zaferi, ünlüleri ve sıradan insanları kendi hayatlarındaki cinsel taciz ve cinsel şiddet deneyimlerini anlatmaya itti. #MeToo (Ben de) kampanyası pek çok meseleyi gündeme getirdi. Kimileri, saldırganın isminin doğrudan verilmesinin, masumiyet karinesine gölge düşürdüğünü, bunun için de adaletsiz olduğunu ileri sürdü. Diğerleri ise bu erkeklerin siyasi ve finansal güçleri sayesinde yasal süreçlerden muaf tutulduklarını ileri sürdü.

Film yapımcısı Harvey Weinstein’ın davranışlarının kamusal alana taşması, diğer güçlü erkeklerin de uygunsuz davranışlarının ortaya çıkmasına neden oldu. Bu #MeToo (Ben de) dinamiği, 2018’deki Kadın Yürüyüşü’nde önemli rol oynadı.

‘Güç sandıklara’
2017’deki protestolar Trump’ın ajandasına karşıydı. Ara seçimler 2018’de yapılacak. Bu nedenle bu kez odak seçimlere yöneldi. Şu anda Beyaz Saray, Temsilciler Meclisi, Senato ve Eyalet Meclisleri, Cumhuriyetçi Parti’nin elinde. Başka bir deyişle ABD Cumhuriyetçi Parti’nin gücü hâkim. Bu senenin ara dönem seçimleri Trump’a karşı direnişe temel olacak. Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesi ve Senato’nun üçte biri, eyaletlerdeki valilerin çoğu seçime girecek. Eğer Cumhuriyetçi Parti’nin bu ofislerdeki hakimiyeti bozulursa Trump zayıflamış olacak. Fakat bu düşük ihtimal. Sandalyeler dağıtıldı bile; en azından Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçiler tarafından kontrolünün garanti atına alınması için bölgeler belirlendi.
Dahası, siyasi ittifaklar, sokaklara çıkan 100 binlerce insanın ülkedeki çoğunluğu yönettiği anlamına gelmiyor. Hareketin adı kadın yürüyüşüydü. Ancak son başkanlık seçiminde, Trump, cinsiyetçi davranış ve görüşlerine rağmen beyaz kadın oylarının çoğunluğunu kazandı. Beyaz kadınların yüzde 62’si Trump’a oy verirken, siyah kadınların yüzde 95’i tercihini Clinton’dan yana kullandı. Eğer beyaz olmayan kadınlar (yüzde 81) oy vermemiş olsalardı, Clinton kadın oylarının çoğunluğunu kazanamazdı.

İlk kadın aday olan ve kadın meselesini kampanyasına konu eden Clinton’ın beyaz kadınların çoğunluğunu kazanamamış olması dikkat çekici. Bu kişilerin bu seçimde Demokratlar’a oy vereceğiyle ilgili de çok az emare var.

Çeviri: Ömür Şahin Keyif