Trump’ın dış politikası yok, yaptırımları var
13.08.2018 09:08 DÜNYA

ADAM TAYLOR

Trump göreve geldiğinden beri yaptırımları (ve gümrük vergilerini) diğer ülkelere istediğini yaptırmak için kullanıyor. Yönetimi aynı zamanda Kuzey Kore’yi müzakere masasına getirenin de yaptırımlar olduğunu düşünüyor ve haksız da sayılmaz.

Şimdilerde ise İran’a tekrar yaptırım uygulayarak ülkeyi ABD ile pazarlık masasına oturtmayı ve yeni bir nükleer anlaşma tasarlamayı umuyor.

Ancak yaptırımların bir dış politika aracı olarak iyi işlediği yönünde pek kanıt yok. Trump yönetiminin “yaptırım aracını” haddinden fazla kullandığı ve müzakere ya da müttefiklerle koordinasyon gibi diğer dış politika araçlarını göz ardı ettiği endişeleri mevcut.

Washington Post’tan Carol Morella, Trump döneminde yaptırımların ne kadar yaygınlaştığını ortaya koydu ve yalnızca Şubat 2018’de ABD’nin Kuzey Kore’nin yanı sıra Kolombiya, Libya, Kongo, Pakistan, Somali, Filipinler, Lübnan ve daha birçok ülkedeki kişi ya da gruplara yönelik yaptırımları yürürlüğe koyduğunu gösterdi.

Yaptırımlar genellikle sonuç vermiyor

Yaptırım fikri yeni değil – yüzlerce yıllık bir tarihi var. Ancak akademik çalışmalar yaptırımların genelde arzulanan sonucu doğurmadığını gösteriyor. 1914–2008 yılları arasında 200 yaptırımı inceleyen bir çalışma, bunlardan yalnızca 13’ünün uygulayıcı tarafın amaçlarına hizmet ettiğini tespit etti.

Sorun, yaptırımların düşmana zarar vermemesi değil, verilen zararın mantıklı dış politika hedeflerine katkı yapmaması. Bu problem Trump yönetimi özelinde bilhassa önemli çünkü bu yönetimde yaptırımlar dış politikada bir araç olarak kullanılmaktansa, dış politikanın topyekûn yerine geçiyor.

Kuzey Kore’yi bir düşünelim. ABD’nin yaptırım rejiminde büyük bir başarı hikâyesi oldu. Pyongyang nükleer programını 2017’de hızla geliştirmeye başlayınca ABD, BM Güvenlik Konseyi aracılığıyla Kuzey Kore’ye yönelik en ağır yaptırımları yürürlüğe koymayı başardı. Elimizdeki veriler yaptırımların hasar verdiğini gösteriyor: Güney Kore merkez bankasına göre, Kuzey Kore o dönemde son 20 yılın en ağır ekonomik düşüşünü yaşadı.

Dolayısıyla, yaptırımlar Kuzey Kore’nin davranışlarını düzeltmesinde rol oynamış ve Trump ile Kim’in 12 Haziran zirvesine giden yolu açmış gibi görünüyor. Ancak amaç zirve yapmak değil, Kuzey Kore’nin nükleerden arındırılmasıydı. İşlerin o kısmı pek de iyi gitmiyor.

Zirveden yalnızca iki ay sonra Kuzey Koreli diplomatlar ABD’li mevkidaşlarına sataşmaya başladılar bile. Uzmanlar ve hatta hükümet yetkilileri, anlamlı bir nükleerden arınma gerçekleşmeyeceğini günden güne kabulleniyorlar.

Ancak Trump şimdi Kuzey Kore oyununu İran’da yürürlüğe koyuyor. Başkan Trump ABD’yi 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çekti ve Tahran’a yönelik yaptırımları geçtiğimiz Pazartesi günü yürürlüğe koydu. Ayrıca, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile “önkoşulsuz” olarak görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Birçok insana göre bu, aynı döngüsel taktiğin bir parçasıydı; tehdit et, yaptırım uygula, zirve! Bu taktiğin anlamlı sonuçlar doğurması zor.

Bu defa planın yaptırım kısmı bilhassa kusurlu. Bir defa, İran’ın sivil toplumu hayli karmaşık ve herkesin ülkenin liderleriyle birlikte çalışması zor. Meslektaşım Ishaan Tharoor’un yazığı gibi, yaptırımlar ülkenin “boyun eğmezlerini” zayıflatmaktansa yüreklendirebilir.

Uluslararası dinamikler de pek farklı değil. Amerika’nın Avrupalı müttefikleri Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilme kararını desteklemiyorlar ve devlet banklarının ya da enerji şirketlerinin İran ile iş yapmasına izin vererek ABD yaptırımlarını delebilirler.

Bir de Çin var. Kuzey Kore sürecinin başarısında açıkça rol oynadı ancak şimdilerde ABD ile ticaret savaşına girmek üzere. Trump’a İran ya da Kuzey Kore konusunda neden yardımcı olmak istesinler ki?

Dünya barışı için ekonomik savaş!

Trump’ın stratejiden yoksun, yaptırım temelli politikasının başlıca problemi, boşa enerji harcanıyor olması. Ancak uzun vadede ABD için olumsuz sonuçlar doğurma ihtimali de var. Örneğin, süregelen Kuzey Kore yaptırımları Güney Kore için ekonomik uzlaşmayı olanaksız kılıyor ve bu da uzun vadede Rusya ile Çin’e yarayacak.

Tabii unutmayalım ki ABD’nin yaptırımları öylece kullanabilmesinin sebebi küresel finans sistemi üzerindeki egemen gücü. Eğer uluslararası aktörler Washington’ın sözde ustalığına olan güvenlerini yitirirlerse, bu da uzun vadede değişebilir.

Trump’ın “yaptırımlar ile barışı sağlama” hayali yakın zamanda gerçekleşecek gibi değil. American Conservative dergisinden Daniel Larison’ın Donald Trump’ın twitine cevaben yazdığı gibi: “Dünya barışı istiyorsanız, dünyanın geri kalanıyla ekonomik savaşa girişmek gibisi yok.”

Çeviren: Fatih Kıyman

Kaynak: The Washington Post - wapo.st/2MzdSyf