Trump’ın ortadoğu bulmacasına küresel ipuçları
13.11.2016 09:27 BİRGÜN PAZAR
Ortadoğu’daki aktörler bir diğeri karşısında Trump’ın sağlayacağı bazı avantajları hayal ede dururken bölge ekonomileri, güvenliği ve refahı için Trump’ın vadettiği tek şey Meksikalı göçmen işçilere vadettiğinden daha fazla bir şey değil

HAKAN GÜNEŞ / @hakangunesh
Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Aynı anda Ankara, Tahran, Şam, Tel Aviv, Riyad, Bağdat, Erbil, Haseke ve Doha’da temkinli ve kaygılı bir bekleyiş var. Uluslararası siyasetin en kritik koltuğuna seçilen yeni ABD başkanı Trump hiçbir Ortadoğu yönetimi için öngörülebilir bir ilişki tarif etmiyor. Zaten tam bir Gordion Düğümü olan Ortadoğu’da Trump’ın izleyeceği siyaseti öngörmek ne onlarca çelişik beyanatına dayanarak ne de küresel ekonomi politik ya da ikili ilişkiler gibi tek boyutlu parametrelerle mümkün olabilir. Yukarıdan aşağıya ve soldan sağa doldurulacak boşlukların doğru doldurabilmek için yanıtını bildiğimiz sorulardan başlamakta yarar var. İşte Trump’ın Orta Doğu siyaseti konulu bulmacanın ip uçları!

İsrail’e yakın Lobisi’ne uzak tutum

Trump’ın seçim kampanyası boyunca Ortadoğu’ya ilişkin sözleri, yönetimde yer vereceği siyasi danışmanları ve ekibinin söz ve yazılarıyla birleştirildiğinde son derece çelişik bir tablo çıkıyor ortaya: Trump’ın ABD tarihinin en anti-semitik ve İsrail lobisine en mesafeli başkanı olduğu konusunda neredeyse herkes mutabık. Ancak aynı başkan Obama ve Clinton’dan daha ileri giderek Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını ilan ediyor. İran Nükleer Antlaşması’na dair ağır eleştirel tutumu da Tel Aviv’de sevinç yaratıyor. Ama Haaretz Gazetesi Tel Aviv’in Trump’ın başkan seçilmesine uzun boylu sevinmemesi konusunda uyarıyor. İsrail’in bölgedeki varlığı güvencede olacak, Filistinlilerin talepleri İsrail lehine daha da fazla görmezden gelinecek ama İsrail lobisinin Ortadoğu’ya ilişkin yönlendirmelerinin de geçmişe oranla çok daha etkisiz kalacağı rahatlıkla söylenebilir. Ankara-Tel Aviv-Riyad-Doha dörtlüsü için pek de iyi sayılmayacak haberlerden birisi bu.

Suriye ve Irak Denklemi: Moskova-Tahran-Bağdat-Şam hattı mı, Riyad-Tel Aviv-Ankara-Doha hattı mı?

Trump’ın bölgemizi ilgilendiren en kritik ve çelişik yaklaşımı elbette Suriye Savaşı ve İŞİD ile ilgili olanlarıdır. İŞİD ile mücadelede daha net ve sert adımlar atacağının altını defalarca çizen, hatta bu noktada tüm Batılı merkezlerden farklılaşarak Esad’sız Suriye inadını bir tarafa bırakacağını ima eden yeni başkan öte yandan Esad’ın en önemli bölgesel müttefiki olan Tahran yönetimine zor günler yaşatacağını oldukça yüksek bir tonda ifade ediyor. Suudi/Katar/Türk ekseni, Esad’ın yönetimde kalmasına mı üzülse yoksa Tahran’ın köşeye sıkıştıracak birisinin Washington’un yeni patronu olmasına mı sevinse belli değil.

Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde son yılların en sorunlu başlıkları olan uçuşa-yasak bölge oluşturulmaması ve PYD’ye verilen askeri ve siyasi destek Trump döneminde Türk-Amerikan ilişkilerini belirleyecek en önemli sorun alanları. Bir de buna Gülen’in iade dosyasını ekleyelim elbette. Evet, Trump’ın Erdoğan’a artık demokrasi dersi vermek niyetinde olmadığı anlaşılıyor. Öte yandan Trump da Barack Obama’nın yolundan giderek Ortadoğu’da yeni ve maliyetli bir operasyonel sürece girmek, uçuşa yasak bölge oluşturmak türü angajmanlara girecek gibi görünmüyor. Keza PYD konusunda, İŞİD karşısında verilen Kürt mücadelesinin kendisinde oluşturduğunu söylediği hayranlığı bir çırpıda kenara atması için henüz önemli bir sebep görünmüyor. Bu bakımdan şimdi Rakka operasyonu için seferde bulunan ve Trump’ı da sefer halindeyken selamlayacak olan Haseke mi yoksa PYD’yi kendi İŞİD’i olarak tanımlayan Ankara mı daha çok kaygı duymalı sorusu tam ortada duruyor.

Trump’ın İslamofobikliği ve siyasal İslamcılık !

Ortadoğu’nun bir diğer önemli merkezi olan Kahire’de ise Obama yönetiminin Müslüman kardeşlere verdiği destek nedeniyle sorunlu günler yaşayan Mısır-ABD ilişkilerinin taze bir başlangıç yapacağı inancı hakim. Sisi, Hillary yerine Trump’ın seçilmesinden hayli memnun görünüyor. Eğer Sisi ve Mısır basını boşuna sevinç çığlıkları atmıyor ise bu durumdan kaygı duyması gereken tek unsur Mısır’daki İhvan Örgütü değil. Tüm Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da Müslüman kardeşler ağına hamilik yapmaya çalışan Ankara ve Doha’nın da durumlarını revize etmeleri gerekecek. İster ılımlı, ister “İhvancı” ister başka bir sıfatla tanımlansın Ankara’nın siyasal İslamcı tutumu Trump gibi islamofob düzeyde anti-İslamist bir Başkanla işlerin kolay yürütülemeyeği anlamına geliyor. Belki ilk birkaç yıl Selefi-Cihadizmle mücadele için Ankara-Doha pozisyonu kısmen destekleniyor bile gözükebilir. Ama Ankara ve Doha’da gemisinde siyasal İslamcılık bayrağı taşıyanların bu konuda derin bir kaygıya kapılmaları boşuna değil.

Bölge bulmacası için küresel ipuçları

trump-in-ortadogu-bulmacasina-kuresel-ipuclari-208560-1.

Yukarıda ancak bir kısmına değindiğimiz ve henüz nasıl bir seyir izleyeceğini kestiremeyeceğimiz Trump’ın Ortadoğu bulmacasını doldurmak bu konulardan herhangi birine odaklanarak çözülecek türden bir soru değil. Bu soru Trump’ın küresel etkileri olacak olan temel siyasal öncelikleri ile yanıtlanmalıdır. Bölge bulmacası küresel sorulara yanıt vermeye başlanarak doldurulabilir.

Bugüne dek bir unsurun başka bir unsur ile dengelendiği karmaşık Amerikan politikası Trump’ın yeni siyasa öncelikleriyle karmaşıklığından bir şey kaybetmeyecek ama şüphesiz yeni gelişmelere sahne olacaktır. Bu yeni gelişmeleri Trump’ın İsrail, İran, Suriye, Kürtler ve çeşitli diğer aktörlere ilişkin bu güne kadar sarf ettiği sözlerden anlamak yararsız ve öngörü üretmeyen bir çaba olacaktır. Daha doğru bir okuma bölgesel gelişmeleri de etkileyecek daha makro parametrelere bakmaktan geçer. Bu bakımdan Ortadoğu’daki dizilişi ve mevcut dengeleri değiştirecek parametreleri 4 başlıkta toparlayabiliriz:

1.Trump’ın Kuzey Amerika ve Asya Pasifik için öngördüğü serbest ticaret antlaşmalarını bozma eğilimi diğer tercihlerini de etkileyecek ağırlıkta bir siyasal denklem değişikliği getirecektir. Rusya’yı ikincil rakip olarak gören Trump yönetimi Çin’i küresel ekonomik ve finansal piyasalarda sıkıştıracak bir dizi önlemi öneriyor. Bu adımların iktisadi siyasetle sınırlı olacağı düşünülemez. ABD’nin Çin’i çevreleme siyaseti mantıki sonuçlarına ulaşıyor. İsrail lobisinin etkisinin azalması ile Ortadoğu denklemine fazlasıyla Anti-Rus-İran perspektifinden bakılmayacağını kestirmek kehanet olmayacaktır. Bu önemli parametrenin Ortadoğu’daki güç denklemine etkide etmemesi beklenemez.

2.Rusya’nın Ukrayna krizi sonrası baş düşman ilan edildiği Obama dönemi ve doğrudan Rusya’yı Ortadoğu’da vurma iddiası ile seçim kampanyası yürüten Hillary Clinton ekibinin vizyonundan farklı olarak Rusya ile daha dengeli bir rekabet siyaseti ABD içinde hem İsrail hem de Suudi Arabistan’ı öncelikle kollayan kesimlerin direnci ile karşılaşacak olsa bile orta vadede Tahran’ı sıkıştıran ama Bağdat ve Şam’ı zor durumda bırakmayacak yeni bir dengeyi gündeme getirecektir.

3.Küresel siyasal tercihlerinde içerde yürüteceği popülist iktisadi siyasalar ve dışarda Orta Doğu’dan Pasifik’e kaydırılan askeri varlığıyla Trump ABD’sinin Ortadoğu’da daha az müdahaleci olması aynı zamanda oldu-bitti siyasetlerine de kapı aralar bir sonuç üretecektir. Türkiye, İran, İsrail ve Suudi Arabistan’ın yatkın olduğu oldu-bitti hamleleri bölgenin kendi içinde daha da fazla çatışma üretmeye açık bir ortam yaratacaktır. Bu bakımdan İsrail’in Filistin’de, Türkiye’nin Irak ve Suriye sınır hattında, Suudi Arabistan’ın Yemen, Irak ve Suriye’de daha radikal hamleler yapması beklenebilir ancak Rusya’nın bölgedeki yeni “düzenleyici-ortak” rolü bu aktörlerin hareketlerini sınırlamaya devam edecektir.

4. İçerde sürdürülen göçmen ve İslam karşıtı siyasetin, tam da bu siyasetin popülist karakteri nedeniyle dışarda da farklı tonlardan İslamcı akımlara ve ülkelere karşı daha sınırlayıcı sonuçlar üretmesi gayet mümkün görünüyor.

Birbirlerinin etkisini kırmak için bitmek tükenmek bilmeyecek bir rekabet içinde olan İran-Türkiye-Suudi Arabistan’ın dar pencerelerinden görünenin ötesinde Trump’ın küresel siyasal sisteme getirmesi muhtemel yenilikler bu ülkelerin tamamını ABD’ye daha fazla bağımlı hale getiren sonuçlar üretiyor. Dünya genelinde otoriterizmin yükselişine hem meşruiyet sağlayan hem de bu eğilimler için yeni bir motivasyon kaynağı olan Trump diplomasi, karşılıklı bağımlılık ve işbirliği kavramlarını iyice aşındırıyor.

Ortadoğu’daki aktörler bir diğeri karşısında Trump’ın sağlayacağı bazı avantajları hayal ede dururken bölge ekonomileri, güvenliği ve refahı için Trump’ın vadettiği tek şey Meksikalı göçmen işçilere vadettiğinden daha fazla bir şey değil: Kendini hapsedeceği duvarı kendi öreceği bir yoksulluk ve dışlanma. Ankara, Tahran ve Riyad rekabet ve savaş yerine bölgesel işbirliği geliştirmediği yahut bu ülkelerdeki rejimler değişmediği sürece Trump tuzağından çıkılması hayal dahi edilemez.