Trump neden YPG’yi ağır silahlarla donattı?
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI
ABD tankları sınırda YPG ile TSK arasında tampon oluştururken, Washington bu kez de YPG’yi ağır silahlarla donatma kararı aldı. Peki, ABD’nin YPG’yi silahlandırması ne anlama geliyor?

Beyaz Saray’a taşınmadan önce “Suriye’de ne işimiz” var diyen Donald Trump, işbaşına gelişinin hemen ardından ABD müdahaleciliğinin klasik örneklerini sunmaya başladı. Birkaç hafta önce Humus’ta Suriye’yi vuran Washington, şimdi de Suriye Kürtlerinin silahlı gücü YPG’yi ağır silahlarla donatma kararı aldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 25 Nisan’da Irak'ta Şengal, Suriye'de Karaçok Dağı'na düzenlediği hava saldırısından iki hafta sonra alınan kararın iki dikkat çekici tarafı var. Birincisi, Erdoğan’ın bir hafta sonra yani 16 Mayıs’ta yapacağı kritik Washington ziyareti öncesinde alınması, ikincisi ise Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Saray Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Washington’da görüşmeler sürdürürken Trump’ın karara imza atması.

Erdoğan’ın YPG konusunu Trump ile konuşacağı, Rakka operasyonu için YPG’siz çözüm önereceğini tekrarlamasından sonra Pentagon’un Suriye Demokratik Güçleri’ne ağır silah yardımı yapılacağını açıklaması bu nedenle Ankara’yı bir hayli öfkelendirdi. "Tüm endişeleri gidereceğiz” diyen Washington, Ankara’dan gelen tepkiyi dindirme arayışında. Trump’ın Beyaz Saray’da ağırlayacağı Erdoğan’a “YPG’ye verilen desteğin geçici ve taktik” olduğu argümanıyla krizi dindirmeye çalışması kuvvetle muhtemel.

Fotoğrafın bütünü ne anlatıyor bizlere

Suriye-Irak coğrafyasında ve bir bütün olarak da Ortadoğu’da yaşananları anlık gelişmelere bakarak anlamak mümkün değil. Fotoğrafın bütününe bakmadan, dönemsel gelişmelere, anlık ittifaklara bakılarak yapılacak değerlendirmeler eksik kalır. Fotoğrafın bütününde görülen ise şu: “ABD, bölgede Kürtlerle iş tutacak, Rakka’ya YPG ile girecek bunu yaparken de NATO’daki müttefiği Türkiye’yi olabildiğince küstürmemeye çalışacak.”

Pentagon, YPG’nin de yer alacağı Rakka operasyonunun planlandığı gibi süreceğini, bu operasyona Türkiye’nin de katılması için çalışmak gerektiği yolunda açıklama yaptı. Özetle söylenen şu; Türkiye de operasyonda yer almak istiyorsa YPG’nin varlığını kabullenmek zorunda.

Rakka’ya kim girecek kavgası

IŞİD’i Rakka’dan temizleyerek uluslararası imajını düzeltmek isteyen ABD uzun süredir operasyon hazırlığında. Ancak harekâtta kara birliklerini kullanmak istemeyen ABD, Rakka’ya kiminle yürüyeceği konusunda karar verebilmiş değil. TSK ile Rakka’ya yürümenin zorluğunu gören Washington, YPG’nin piyade olarak kullanılacağı bir hamle ile kente girme harekâtını çeşitli nedenlerle birkaç defa erteledi.

ABD açısından Rakka’ya birlikte yürünebilecek en rasyonel güç Kürtler. Yani Kürtlerin silahlı gücü YPG. Ancak Türkiye savaş uçaklarının 25 Nisan’da Sincar ve Karaçok Dağı’na yaptığı harekât sonrasında PYD Başkanı Salih Müslim, “Türkler bizi arkadan vururken nasıl Rakka’da savaşacağız” çıkışı yapınca Washington dengeyi kurma arayışına girdi. Önce zırhlı birlikleri kuzeye yönlendirerek TSK ile YPG arasında bir tampon oluşturdu. ABD bayraklı tankların sınır boyunda devriye gezmesi Ankara’ya bir gözdağıydı.

YPG’nin ağır silahlarla donatılmasının nedenleri?

Peki, Trump yönetimi Ankara’dan gelecek tepkileri göz alarak neden YPG’yi silahlandırma kararı aldı? Bu kararın bölgedeki yansımaları nasıl olacak?

1) YPG’nin ağır silahlarla donatılması iddia edildiği üzere sadece Rakka operasyonuyla sınırlı değil. Ramazan ayı sonrasında başlaması beklenen Rakka harekâtı sonrasında bu ağır silahların YPG’den geri alınması söz konusu olmayacak! Bu silahlar YPG’de kalacak ve bir daha da geri alınamayacak.

2) YPG’nin eğitilip silahlandırılması IŞİD ile mücadeleyle ilgili değil, esas mesele Suriye’nin geleceğiyle ilgili. De Facto olarak dörde ayrıştırılan Suriye mevcut parçalı yapısına IŞİD sonrasında da devam edecek. Kürtler açısından bağımsızlık olmasa da özerk/kantonal/federatif yapı devam edecek. YPG’nin düzenli bir ordu birliğine kavuşturulması bu nedenle önemli.

3) ABD'nin Suriye'de görünen önceliği şimdilik IŞİD ile mücadele. Bu kapsamda Rakka'nın IŞİD'den alınması hayati önem taşıyor. Irak-Suriye coğrafyasında Kürtler, Türkiye’ye göre daha rasyonel bir müttefik. Dışarıdan bir güç olan Türkiye’nin bu coğrafyada oynayacağı alan, üstleneceği misyon sınırlı. Çünkü Rakka IŞİD'in başkenti. Rakka'yı alabilecek tek güç DSG görünüyor. Rakka operasyonunun TSK üzerinden sürdürülebilmesinin mümkünatı yok.

4) Ankara’ya bir mesaj bu silahlandırma aynı zamanda. Silahlar “Demoklesin kılıcı” gibi Türkiye’nin başında sallanacaktır. Washington “Ortağımız Türkiye’nin güvenlik kaygılarının farkındayız. Ankara’ya garanti veriyoruz” dese de o silahların Türkiye’ye yönelik kullanılmayacağının bir garantisi yok. Türkiye’nin “söz dinlememesi” halinde silahların geri tepmesi işten bile değil.

5) YPG’nin silahlandırılması IŞİD sonrası pozisyonda Suriye devletine karşı da bir gönderme aynı zamanda. Şam yönetimi ile kavgalı olan Washington, bu hamle ile Suriye’deki asıl müttefiğini de belirlemiş oldu.

6) ABD’nin bu kararı bütün bunların yanında Suriyeli Kürtleri kendi ekseninde tutmanın da bir hamlesi. Bölgesel bir güç olan Kürtleri Rusya’ya kaptırmak istemeyen ABD, Kürtleri kendi denetiminde tutmak için onları silahlarla donattı, bu hamleyi Rusya'ya kaptırmak istemedi. Ortadoğu’da tek bir aktöre yatırım yapmanın risklerini daha önce yaşayarak tecrübe eden ABD, bütün yumurtaları aynı sepete koymama stratejisini uygulamaya başladı. Bu kapsamda hem Kürtlere hem de Türkiye’ye iş görüyor.

7) ABD buna Rusya da dahil müttefikleri Türkiye’yi kızdırma pahasına da olsa artık tüm yumurtaları aynı sepete koymama stratejisini hayata geçiriyor. Kürtleri de artık yakın bir müttefik olarak seçerek Türkiye’yi dengelemiş oluyorlar.

8) Suriye’de dört parçalı bir konsolidasyon var. Batıda Rusya ve İran destekli Suriye devleti; kuzey ve kuzey doğuda ABD-Rusya destekli YPG/PYD; Fırat Kalkanı harekâtının yapıldığı kuzeyde Türkiye ve ÖSO; İdlib, Humus’un kuzeyi, Şam kırsalındaki Doğu Guta, Kuneytra ile Ürdün sınırındaki Dera'da Türkiye’nin desteklediği cihatçılar, doğuda Irak sınırındaki bölgelerde ise IŞİD kontrolü var. Bu parçaların her birind esöz sahibi olmak değişik aktörlerle iş tutmaktan geçer.