Trump rejimi: Ya sosyalizm ya barbarlık
17.09.2017 09:51 BİRGÜN PAZAR
“Sermayenin yapısal kriziyle, şu anda asıl seçim, sosyalizm ve barbarlık (ya da daha kötüsü, tamamen yıkım) arasındadır. Neofaşizm, bu kriz döneminde kapitalizmin kendi çözümü olarak ortaya çıkıyor. Burada Bertolt Brecht’nin ünlü meydan okumasını hatırlamalıyız: Faşizmi yaratan kapitalizmi konuşmak istemeyen biri nasıl faşizmle ilgili gerçeği söyleyebilir?"

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF - BirGün Gazetesi Washington Muhabiri @omurkeyif

Sağcı söylemleri benimsediği seçim kampanyasıyla dikkatleri üzerine çeken Donald Trump’ın seçilmesi, dünyadaki sağ dalganın son örneği olarak yorumlanmıştı. Trump’ın ABD’de gelecek kaygıları ve düzene dair memnuniyetsizlikleri iyice yükselen alt orta sınıfa yönelik vaatleri seçimi kazanmasında etkili oldu. Donald Trump, Washington’un ‘elitlerinden’ kurtulmaya yemin ettiği koltuğuna oturur oturmaz, kabinesini ve yakın çevresini, milyarderler, aşırı sağcılar ve generallerle doldurdu. Ülkede kutuplaşmayla beraber nefret eylemlerinde de artış gözlemlenirken, Donald Trump, toplumdaki eşitsizliği derinleştirecek sağcı ajandasını uygulamaya çalışıyor.

1949’dan beri yayınlanan Amerika çıkışlı sosyalist dergi Monthly Review’in editörlerinden John Bellamy Foster’a göre, faşizm kapitalizmle kol kola işliyor. Oregon Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan ve Marksist teori üzerine önemli eserlere imza atan Foster’la kapitalizm ve faşizmin işbirliği bağlamında, ABD gündemini konuştuk.

■ ABD Başkanı Donald Trump alt orta sınıfın desteğiyle iktidara geldi. Fakat açık ki politikaları zenginlere yarıyor. Güç kazandıktan sonra, alt sınıflardan kurtulup büyük şirketler ve zenginlerle ilişkisini geliştirme aşamasında mı?
Bu soruya yanıt vermek için biraz arka plan gerekiyor. 1930’ların klasik faşizmi ve bugünün neofaşizmine (Trump fenomeni de dahil) kadar faşist kesimin politik hareketlerinin başlıca özelliği, alt orta sınıf ve tekelci sermayenin üst tabakasının önemi kesimleri arasında belli belirsiz bir sınıf ittifakıdır.

Alt orta sınıf (işçi sınıfının daha ayrıcalıklı kısımlarının bazılarına doğru genişler) kitlesel bir taban sağlar ve “radikal sağ”ı temsil eder. Hem yukarıdaki çürümüş elitler olarak gördükleri üst orta sınıfa karşı hem de “ayak takımı” işçi sınıfına, yoksullara, alttaki radikal azınlıklara karşı düşmandırlar. Bu düşmanlığı büyük kapitalistlerin kendilerini kapsayacak şekilde genişletmezler.
Kapitalist sınıfın kendisi için, Trumpizm altında yeni oluşan neofaşist ittifak, kriz zamanında yapılmış bir mantık evliliğidir. Devlet karşısında daha çok güç verir. Daha kapsamlı özelleştirmenin, varlığın tek elde kümelenmesinin ve muhalefet güçlerinin ortadan kaldırılmasının taşlarını döşer. Fakat radikal sağ ideolojisiyle birlikte alt orta sınıf, bazı bakımlardan, milliyetçi-ırkçı ideolojiyle, elitlerin belli örneklerde sermayenin kendisini kapsayan eleştirilerini birleştiren güçler için uygun olmayan bir müttefiktir. Örneğin, bir sonraki ekonomik durgunluk bir finansal kriz daha getirirse, ki bu şekilde olacağı neredeyse kesin, Trump’ın alt orta sınıf destekçileri güçlü bir şekilde bankaların kurtarılmasına karşı çıkacak, Trump’ın kendisi de dahil olmak üzere aşırı zenginler bunu gerekli görecekler. Benzer şekilde, alt orta sınıf, dışarıdan vatansever göründükleri halde, genellikle konu yabancı müdahalelerle küresel hegemonyayı genişletmeye geldiğinde -Bunlar yönetici sınıfın büyük bölümü tarafından desteklense de- güvenilmez müttefiklerdir. Çünkü altı orta sınıf aktörleri çoğunlukla, sözde “insani müdahaleleri” kendi ekonomik refahları pahasına yapılan müdahaleler olarak görürler.

Trump ve ona sadık olanlar, bu durumlarda; ırkçı, kadın düşmanı, çevre karşıtı politikaları destekleyerek ve ticaretin korunması, altyapı harcamaları, vergi kesintileri ve benzeri konularda çokça konuşarak, beyaz alt orta sınıf ya da küçük burjuvanın isteklerini yerine getiriyormuş görüntüsü verme stratejisini buldular. Fakat gerçek, aşırı zenginlerin çıkarları önde tutuldukça, kaçınılmaz suretle bu gruplara ihanetlerden biri olacaktır. Trump’ın neofaşist ittifakının iki unsuru arasındaki çatışmaları halihazırda görmekteyiz. Trump kendisini sözsel anlamda alt orta sınıfın savunucusu olarak konumlandırırken, yönetiminin yapısı ve benimsenen politikalar aslında yönetici sınıfın çıkarlarını Obama’nın geçmişteki neoliberal yönetiminden bile daha doğrudan bir şekilde yansıtıyor.

Trump sermayeyi memnun etti
■ Sermaye Trump’ın politikalarını nasıl destekliyor?

Trump yönetimi, özellikle kurumsal sermayeye ve servet sahibi oligarşiye büyük miktarda fazladan girdi sağlayacak vergi reformu sözü vererek Wall Street’i memnun etti. Trump’ın çevre ve ticaret kanunlarını tahribi de destekleniyor. Hem devlet okullarını özelleştirme politikası hem de cezaevi-endüstri tesislerini ‘genişleterek’ özelleştirme hedefi, servet sahiplerine büyük bir destek olarak görülüyor.

Klasik faşizm ve neofaşizmin, tarihsel olarak, ilk kez Nazi Almanyası’nda ortaya çıkan özelleştirme kavramı ile özdeşleşmiş olması dikkate değer. Trump’ın askeri bütçe önerisi büyük sermayenin de beslendiği temel bütçede yüzde 10’luk bir artış anlamına geliyor.
trump-rejimi-ya-sosyalizm-ya-barbarlik-351994-1.Trump’ın Beyaz Saray’ı, neofaşist ve beyaz üstünlükçüsü fikirleri ve retoriği; tabanının ilgisini çekmek ve liberal demokratik devlet yapısının sınırlarını aşan hiper kapitalist politikaları desteklemek için kullanıyor. Trump bunu ne kadar bilinçli yapıyor bilmiyoruz, fakat etrafında bu fikirlere aşina insanlar var. Trump, kendisinin itiraf ettiği üzere, çok nadir kitap okuyor, hatta neredeyse okumuyor. Daha önemlisi okuduğunu bildiğimiz çok az kitaptan biri Hitler’in konuşmalarının derlemesi. Andrew Kolin’in 5 Eylül’de “Informed Comment”te çok etkileyici bir yazısı yayınlandı. Yazıda Trump’ın dile getirdiği görüşlerinin, Nazi siyaset ve hukuk teorisyeni, aşırı sağın simgesi Carl Schmitt’in görüşleriyle ne kadar benzer olduğu anlatılıyor.

■ Anketler Trump’a desteğin düştüğünü söylüyor. Tabanını konsolide edebilmek için sağcı politikalarını sertleştirecek mi?
Benim fikrimce Trump’ın anketlerdeki zayıf pozisyonu çok fazla fikir vermemeli. Kilit nokta siyasi tabanının devam eden desteği. Bu da ona büyük maddi çıkarı elinde bulundurmanın yanı sıra, Cumhuriyetçi Parti içindeki seçmen kitlesinin kontrolünü veriyor. Bu stratejik kesimlerin kontrolünü elinde bulundurdukça, Cumhuriyetçi Parti’nin geri kalanı da onunla beraber yürümeye zorlanacak. Bu da Cumhuriyetçi Parti’nin devasa, köklü, coğrafyaya tabanlı siyasi yapısından faydalanacağı anlamına geliyor. Buna eyaletlerin çoğundaki yerleşik seçmen hakimiyeti de dahil.

Trump’ın genel popülaritesi düşük görünüyor olabilir, fakat ağırlıklı olarak alt orta sınıftan olan seçmeni, tabandan gelen büyük işçi sınıfı isyanı olmadığı sürece, tüm siyasi sistemi hareket ettirecek güçlü bir kaldıracı temsil ediyor. Bu şekilde değerlendirildiğinde, Trump’ın alt orta sınıf tabanını ve neofaşist aşırı sağı etkilemeye devam edeceğine şüphe yok.

Trump’ın ve simgelediği siyasi hareketin kilit gücü; Trump’ın, toplumun bu kesimlerinden daha çok sayıda seçmeni harekete geçirip, bu seçmenin sürekli desteğini kazanma yeteneği ve kapitalist sınıfın kilit kesimlerinden aldığı destek (enerji, finans ve silah üretici sektörleri başta olmak üzere). Neofaşist hücumun seçim kampanyaları sırasında öne çıkması bu nedenle daha olası. Trump fenomeni kapitalizmin, şimdi liberal demokratik devletin krizi haline gelen, daha büyük yapısal krizinin tezahürü. Neoliberalizm, daha çok neofaşizm olarak yorumlanan bir yapıya hatırı sayılır bir derecede dönüşmüş durumda; bu da neoliberalizmin kendi başarısızlıklarının bir ürünü.

■ Bu politikaların dünyada nasıl yansımaları olacak?
Hem Hillary Clinton hem de Donald Trump yayılan bir ABD İmparatorluğu’ndan yanaydılar. Her ikisi de emperyal savaşları artırmak istiyordu. Trump etrafındakilerin jeopolitik stratejilerinin IŞİD’i yenmek ve Çin’le zıtlaşma için Rusya’yla yumuşamaya gitmek olması gibi bazı kültürel farklar vardı. Bu, Trump karşıtı kesimin şimdi görünürde üstün çıkması ile ‘Yeni Soğuk Savaş’ üzerinden ABD egemen sınıfında bir bölünme yarattı. Son zamanlarda Rusya-gate’in haberlerde daha az yer bulması, muhtemelen Trump yönetiminin Yeni Soğuk Savaş’la uzlaşmasının tezahürü. Bunu başardıktan sonra, toplumun tepesindeki muhaliflerinin belli ölçüde geri çekilmesi olası.

Açık olan şu ki Trump savaştaki sivil ölümlerini artırmak, işkenceyi kullanmak, “tüm bombaların anasını” atmak ve Kuzey Kore’yle nükleer savaş konusunda defalarca tehdit savurmak istiyor. Venezuela’ya savaş tehditlerinden, oradaki ekonomik yaptırımlarından ve Küba’ya karşı artan ekonomik yaptırımlardan da bahsedilmeli. Trump yönetimi İran konusunda BM’ye karşı çıktı. Baskı dahil, müttefiklere karşı daha uç önlemlerin alınması olası.

Bunların hiçbiri ABD politikasında tam bir değişim anlamına gelmez. Bu sadece ABD Emperyal Hakimiyeti (Tek kutuplu denilen dünyanın yaratımı) için uzun savaş denilebilecek şeyin gelişmesi anlamına gelir. 1991’den beri ABD’nin jeopolitik stratejisini belirleyen bu savaşlar, bir ölçüde ABD hegemonyasının azalması gerçeğine cevaptır. Milliyetçilik, ABD-Meksika sınırına duvar örülmesi, göçmenlere saldırılar, ticaret savaşları vb dahil, Trump rejiminin eksenidir.

Rejimin kalıcı özelliği göçmen karşıtlığıdır
■ Göçmen karşıtı politikalar, vergiler, bütçe; önümüzdeki dönemin gündeminde. Trump bu politikaları uygulamakta zorlanacak mı?

Trump’ın politikalarını uygularken ne kadar zorluk yaşayacağını söylemek zor. Fakat Demokratlar yüreksiz bir neoliberal muhalefetken; Cumhuriyetçiler’in hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’yu aynı şekilde Oval Ofis’i, ayrıca ABD Anayasa Mahkemesi ve çoğu eyaletin yönetimini elinde tutuyor olması göz önünde bulundurulursa, iktidar çok güçlü bir konumda görünüyor. Demokratlar, ara dönem seçimlerinde harekete geçirmeyi umdukları öfkeli topluma seslenerek çeşitli politikacıları korkutmaya kadar indiler. Trump ve kapitalist sınıf için kilit konu vergi reformu. Bunun üstesinden gelirse kapitalist sınıf tamamen onun arkasında saf tutar ve ona ikinci bir Ronald Reagan’mış gibi davranır. Bir şekilde, Meksika sınırına duvarı çekeceğine şüphem yok ya da göçmen karşıtı politikaları destekleyeceğinden de. Bunlar, Naomi Klein’in söyleyeceği gibi, şimdi rejiminin kalıcı özelliği, Trump markasının bir parçası.

ABD başkanının çok büyük güçleri var. Şayet ABD’de gerçekten güçlü bir sol hareket gelişmezse - ve bunun hâlâ mümkün olduğunu gösteren işaretler var- sağa doğru daha sert dönüşler görmemiz olası.

Bu, dünyanın geri kalanındaki faşist ve neofaşist hareketleri ve hükümetleri de meşrulaştırır. 2014’te Samir Amin Monthly Review’de “Çağdaş Kapitalizmde Faşizmin Dönüşü”* (The Return of Fascism in Contemporary Capitalism) başlıklı önemli bir makale yazmıştı.

Soldaki büyük korku, terörist saldırı gibi bir ulusal alarmın Trump için Reichstag Yangını gibi bir işlev görerek, temel hakların askıya alınmasına öncülük etmesi. Fakat halihazırda, toplumun marjinalize edilmiş kitleleri için temel haklarda bir aşınma görüyoruz.

■ Eğer Trump’ın sağcı politikaları kapitalizmin işine yarıyorsa, neden ırkçıları kınamayı reddettiği zaman danışmanlık kurullarındaki CEO’lar istifa etti?
20’den fazla CEO’dan yalnızca beşi Üretim İşleri İnisiyatifi’nden Trump’ın kapatacağına dair attığı tweetten önce istifa etti. İstifa edenler; 3M, Campbell Soup, Intel, Merck ve Under Armour’ın (AFL-CIO temsilcileri ve ticaret birliğinin başkanı da görevi bıraktı) CEO’larıydı. Bunu CEO’ları Trump’ın tweet’inden önce istifa etmeyen şirketlerle kıyaslayın, bazıları tweet sonrasında gittiler. İçlerine orduya iş yapan en büyük şirketlerden bazıları da dahil: Boeing, Corning, Dana, Dell, Dow Chemical, GE, Harris Corporation, International Paper, Johnson and Johnson, Lockheed Martin, Newell Brands, Nucor, Timken, United Technologies ve Whirlpool. Diğer bir deyişle, beyaz üstünlükçülerine yüksek sesli desteği konusunda Trump yönetimi ve kurumsal şirketlerin arasında göze çarpan bir kırılma yoktu.

■ Trump’ın politikaları zenginlere yarıyor. Yoksullar için çalışmaya söz vermemiş miydi?
Trump “yoksul insanlar” için elle tutulur herhangi bir şey yapacağına dair bir söz vermedi. Toplumun altta kalan yarısı hiçbir şekilde bu seçimden çok bir şey kazanacaklarına inanmadı. Büyük desteği ezici çoğunlukla beyaz ve orantısız şekilde kırsal ve dindar kesimlerden, 10 üzerinden 6-8 düzeyindeki gelir seviyesi grubundan aldı. Bu kesimler daha düşük gelir seviyesinden olanlardan daha yüksek oranda oy kullanırlar. Alt orta sınıf destekçileri, vergi kesintileri ve ticaret kısıtlamaları yoluyla ekonomik kazanç sağlayacaklarına inanmak konusunda yüreklendiriliyor. Oysa vergi kesintilerinin aslan payının zenginlere ve kurumsal şirketlere gideceği sır değil. Dahası, Trump’ın göçmen karşıtı, ırkçı, sendika ve çevrecilik karşıtı politikaları alt orta sınıf destekçilerinin çıkarlarını yüceltmek olarak görülüyor. Politik doğruculuğa ve hükümet içindeki liberal elitlere saldırıları da öyle. Bu konuda neler olduğuna dair en net ölçüm aracı, Trump’a en yakın olan medyayı, özellikle Steve Bannon’ın bir kez daha başına geçtiği Breibart’ı takip etmektir.

■ “Trump’ın ‘Goebbels’i” olarak bilinen Bannon’un Beyaz Saray’dan gidişi bir politika değişikliği yaratacak mı?
Trump’ın Beyaz Sarayı içindeki çatışmanın, faşist kesimin içindeki hareketlerin doğuştan gelen yapısıyla ilgisi var. Bunlar her zaman alt orta sınıf politik tabanıyla tekelci sermayeyi (bugün tekelci-finans sermayesi) birleştirmeye çalışırlar. Bu yapay ittifak, hareketin kitlesel politik tabanını temsil edenler pahasına yapılan çatışmalar nedeniyle mutlaka ihtilaflı olur. Bu durum Trump yönetiminde başından beri çok açıktı. Yine de, neofaşist politik hareketin temeli olan bu ittifakı canlı tutmak için sürekli girişimlerde bulunuldu.

Benim okumama göre, Bannon’un gidişi Beyaz Saray’da dikkat çekici bir değişikliğe işaret etmiyor, yine de gidişinin yönetim içindeki finans sermayesinin temsilcilerinin kısmi zaferi olduğu savunulabilir. (Bannon’u) Goebbels’le karşılaştırmanız ilginç. Goebbels Hitler’in propaganda bakanıydı. Bannon ise yeniden Trump hareketinin cephaneliğindeki en güçlü propaganda makinesi olan Breibat’ın başına geçti. Amacı sağı bir bütün olarak hizaya çekmek (Gleichschaltung).

Bannon şu anda, Trump’ı ve kendini ırkçılık suçlamalarından ayırmaya çalışırken, “Milliyetçi-Popülist” dediği hareketi aktif olarak Breitbart’tan destekliyor. Bu sırada Breibart yönetimdeki aşırı sağın parçası olmayan ya da onların planını desteklemeyen herkese saldırıyor. Bunun önemini anlamak için Louis Althusser’in “devletin ideolojik aygıtları” kavramını düşünmeliyiz. Marksist teoride, iletişim aygıtları pek çok açıdan devletin uzantısıdır ve devletin etrafındaki mücadele bu alanda verilir. Bannon, tabanının gözündeki Trump’ın davaya saf bağlılığı imajını koruyor. Bir sonraki başkanlık seçimlerine gelindiğinde, Trump, Bannon’ı kampanya yöneticisi olarak tekrar içeri davet ederse şaşırmayın. Trump yönetiminde, Trump’ın Savunma Bakanı James “Kuduz köpek” Mattis gibi generaller ile finans ve enerji sermayesinin önde gelen temsilcileriyle birlikte hâlâ pek çok radikal sağcı olduğunu hatırlamakta fayda var.

Trump’ın özel danışmanı Stephen Miller hâlâ yönetimde Breibart’ı temsil ediyor. Beyaz üstünlükçüsü Adalet Bakanı Jeff Sessions; Çevre Koruma Ajansı’nın çevrecilik karşıtı yöneticisi Scott Pruitt; Trump’ın radikal İslam konusundaki neofaşist danışmanı Sebastian Gorka; milyarder, özelleştirmeci Eğitim Bakanı Betsy DeVos; Yönetim ve Bütçe Ofisi’nin başındaki yozlaşmış emlak müteahhidi Mick Mulvaney ve Trump’ın Orwelci Seçim Danışmanlık Komitesi’nin arkasındaki ana güç Kris Kobach gibi figürler de içlerinden birkaçı.

Trump’ın ‘farkı’
■ Demokrat Parti de kapitalizmin bekâsı için çalışıyor. Obama döneminde gelir adaletsizliğini derinleştirdiğine dair çalışmalar var. Devlet her zaman siyahları öldüren polisi koruyageldi. Trump’ı farklı kılan şey ne?

Demokrat Parti ve Obama hakkında haklısınız. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler ABD’de özellikle siyah ve Latin nüfusu hedefleyen ırkçı ceza kanununu destekledi (yeni Jim Crow yasaları). O halde Trump rejiminin nesi farklı, diye sormak makul. Bazı açılardan, çok farklı değil; baskının erken formları devam ediyor.

Olanların çoğu basitçe, Obama altında da var olan, neoliberal; sınıf, ırk ve cinsiyet baskısı. Bu durum eğer Hillary Clinton seçimi kazansaydı da devam edecek hatta artacaktı. Fakat Trump bir fark yarattı. Bunlardan biri, rekor düzeyde hukukun egemenliğinin zayıflaması, temel hakların ve sivil savunmanın baltalanması.

Daha önemlisi, Trump’ın toplumun her kademesinde; ırkçılığı, şövenizmi, jingoizmi (Yayılmacılığa dayalı agresif dış politika) ve baskıyı meşrulaştırdığı gerçeği. Charlottesville’deki neofaşist yürüyüş ve neden olduğu ölümcül şiddet, Trump’ın sözleri ve hareketleriyle önemli ölçüde katkıda bulunduğu yeni ulusal nefret atmosferinin ürünüydü. Irkçılık ABD toplumunun derinlerine yerleşmiş durumda; fakat şimdi Oval Ofis’te politik güç hamlesinin parçası olarak aktif şekilde teşvik edilip meşrulaştırılıyor. Kampanyası sırasında Trump, Black Lives Matter’a (Siyahların hayatı değerlidir), toplum için tehlike muamelesi yaparak ve polis gözetimi altına alınmaları gerektiğini söyleyerek karşılık verdi. Ülkenin dört bir yanındaki yerel polis güçlerine askeri teçhizat sevkiyatını artırdı. Polisin gözaltına aldığı kişilere daha sert davranması gerektiğini ima etti. Mahkemelere ve hukukun egemenliğine karşı gelerek, ırkına göre gözaltına aldığı kişiler için kurduğu ve kendisinin “toplama kampı” dediği alanlarla bilinen Arizona Şerifi Joe Arpaio’yu affetti.

Faşizm ve kapitalizm…
■ ABD’de faşizm karşıtı gruplardan bazıları eylemlerde liberallerle bir arada. Kapitalizm karşıtı mücadele olmaksızın faşizmle mücadele mümkün mü?

İkinci Dünya Savaşı sonrası faşizm karşıtı hareket (1980’lerde anti-fa ismini alan) önce Avrupa’da yükseldi. İlk olarak İngiltere’de, Almanya’da, faşist hareketlerin yeniden ortaya çıkmasına karşı solda bir öz savunma şekli olarak örgütlendi. 1920’lerde, 30’larda bunun arkasındaki mantık, solun, ölümcül sonuçları olan faşizme karşılık vermede çok yavaş ve çok pasif kalmasıydı. Daha güçlü bir anti-fa hareketi bu nedenle gerekli görüldü. Liberaller genellikle faşizme karşılık verme meselesini sadece liberal demokrasiyi desteklemek olarak görürler. Anti-fa düşünürlerinin, bunun tersine, meselenin kapitalizmin, şu anda liberal demokratik devleti istikrarsızlaştıran yapısal krizinde yattığını kabul etmeleri daha olasıdır.
Sermayenin yapısal kriziyle, şu anda asıl seçim, sosyalizm ve barbarlık (ya da daha kötüsü, tamamen yıkım) arasındadır. Neofaşizm, bu kriz döneminde kapitalizmin kendi çözümü olarak ortaya çıkıyor. Burada Bertolt Brecht’nin ünlü meydan okumasını hatırlamalıyız: “Faşizmi yaratan kapitalizmi konuşmak istemeyen biri nasıl faşizmle ilgili gerçeği söyleyebilir?”
* https://www.birgun.net/haber-detay/kapitalizmde-fasizmin-donusu-111673.html

***

Kimdir?

trump-rejimi-ya-sosyalizm-ya-barbarlik-351995-1.

John Bellamy Foster, Oregon Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü. Marksist teori üzerine önemli eserlere imza atan Foster, özelikle politik ekonomi ve çevre sosyolojisi alanlarındaki eserleriyle tanınıyor. 1949’dan beri yayınlanan Amerika çıkışlı sosyalist dergi Monthly Review’ın editörlerinden ve bel kemiğini oluşturan en önemli düşünürlerden biri.