“Tuhaf Aşklar Antolojisi”ne katkı
Murat Meriç Murat Meriç
2008’de, yine bir sevgililer gününü bahane edip Radikal Cumartesi için on dört tuhaf aşk şarkısını anmıştım; bugün ona beş şarkılık küçük bir ek yapacağım

Bugün sevgililer günü. Korkmayın, gaza gelip kulaklarınıza hülyalı aşk sözcükleri fısıldayacak değilim… Bu “kutlu” günü bahane edip memleket müziğinde yapılmış enteresan aşk şarkılarından söz edeceğim. Barış Manço’nun “Osman”da ya da Selçuk Alagöz’ün “Malabadi Köprüsü”nde anlattığı gibi “fakir oğlan zengin kızı sevdi, ağa vermedi” tadında aşklar değil ama buradakiler, sahiden “imkansız” olanlar… En azından bir kısmı öyle. Eski bir projenin devamı aslında bu yazı: 2008’de, yine bir sevgililer gününü bahane edip Radikal Cumartesi için on dört tuhaf aşk şarkısını anmıştım; bugün ona beş şarkılık küçük bir ek yapacağım. Meraklısı, bahsi geçen yazıyı arşivde bulur, bugünkülerin yanına onları katar. Böylelikle ortaya bir “tuhaf aşklar antolojisi” çıkar. Lafı uzatmayayım, memleketin bu kötü günlerinde biraz da yüzümüz gülsün diye sizleri Neptün’den Karaorman’a uzanan bambaşka bir yolculuğa çıkartayım…

Neptünlü Sevgilim – Grup A1

Grup A1, “aşk şarkılarının unutulmaz solisti” Alpay’ın bir dönem kurduğu topluluk. 80’li yılların başında, müziğin kısır döneminde yüzümüzü güldüren projelerden… Memleket müzik tarihindeki en tuhaf aşkı ölümsüzleştiren şarkı, bu topluluğun “iş”leri arasında: Bizden biri, bir Neptünlü kıza âşık oluyor! Şöyle: “Parlak bir ışık getirdi onu uzaydan yeryüzüne / Görür görmez âşık oldum melek kadar güzel yüzüne / Hangi dilden konuştumsa ah beni anlamıyor / Bir yandan da durmadan antenlerini oynatıyor / Dur kaçma benden güzel kız, seviyorum seni…” İngilizce konuşma çabası işe yaramıyor. Âşık gencimiz, önce (bir dönem “I kiss you” diyerek internet fenomeni olan Mahir’i kıskandırırcasına) şunları art arda sıralıyor: “Darling, I need you, I want you and I love you…” Sonrasında bir temas hasıl oluyor ancak bu kez de aralarına fiziki şartlar giriyor: “Günler geçip giderken sevgilim sarardı soldu birden / Bu dünyanın atmosferine dayanamıyordu neden bilmem / İster Uranüs’e ister Neptün’e / Sevgilim bekle ben de geliyorum seninle…” Fedakar kardeşimiz, hanım kızımızın da çabalarıyla orta yolu buluyor: “Sonunda o Türkçe öğrendi, ben de Neptünce / Şimdi çok mutluyuz, sevgilimle Neptün’de…”

Fil ile Kurbağa – Barış Manço ve Kaygısızlar

Barış Manço’nun çıraklık zamanından kalma, (Mazhar Alanson ve Fuat Güner’li Kaygısızlar eşliğinde) eğlenmek için yapılmış bir “fantezi”. 1972’de, Manço şirket değiştiriyor ve stüdyoda bantları bulan eski şirket, ona sormadan bu şarkıyı piyasaya sürüyor. Sonrasında plak toplatılıyor ama bu “çakallık” yapılmasa, belki de bu şarkıyla hiç karşılaşmayacağız. Sonraki Barış Manço’nun izlerini taşıyan, tuhaf hikâyeli bir şarkı bu. Karaorman’da geçiyor ve adı üstünde, bir fille bir kurbağanın aşkını anlatıyor. Fil, “nehrin kenarında” dolaşırken “kendi gibi yalnız” kurbağaya rastlıyor ve olaylar gelişiyor: “Gözleri birleşti / Kalpleri birleşti / Sevgiyle // El ele verdiler / Yan yana geldiler / Sevgiyle// Bütün kuşlar sustu / Akan ırmaklar durdu / İki kalp ile çarptı / Bütün orman bir anda // Nehrin kenarına / Uzandılar yan yana / Rüzgâr fısıldarken / Dallarda yapraklarda // Hayaller kurdular / Her sevişen mutlu çift gibi // Uyuyakaldılar / Rüyaya daldılar / Onlar gibi…” Yazık ki hikâyenin sonu kötü: “Birden sıçradı fil / Uykudan uyandı / Boş yere yanında / Kurbağayı aradı // Kabus zannettiği / Korkunç rüya doğruydu / Sevgilisi cansız / Yanında yatıyordu…” Şarkının sonu, kıssadan hisse: “Bir fil ancak kendi / Cinsinden bir fili severdi / Koskocaman aşkı / Vücudu gibi çok ağır geldi…”

Köprü – Özdemir Erdoğan

Özdemir Erdoğan, memleketin en iyi, aynı zamanda en ilginç müzisyenlerinden. “Köprü”, 1978 tarihli fantastik albüm “Ölü Gözüyle İzlenimler”de karşımıza çıkan bir şarkı. Çıkış noktası, enteresandır, 1973’te hizmete açılan ve o yıllarda heyecanla karşılanan Boğaziçi Köprüsü! Erdoğan, şarkıyı, “kıtalararası aşk” teması üzerine kurmuş: “İki ayrı kıtada / İki sevgili vardı / Özlem dolu gözlerle / Öylece bakışırlardı // Kader utandı halinden / Sabır taşları çatladı / Boğaziçi’nde hasret / Yıllar yılı bitmedi…” Kavuşması imkânsız görünen sevgilileri buluşturan, malum köprü. “Taş devrinden fezaya” bir anda atlayan insanoğlunun “sevgiye giden yolda” tökezlemesi üzerine bulunan çare bu: “Onun için / Bu köprü bizim simgemiz / Güneş yine doğar / Biz Boğaziçi’ndeyiz…”

Gerizekalı Sevgilim – Mustafa Topaloğlu

Aşk bahsinde imkansızlık, biraz da taraflara bağlı. Memleketteki “erkek”ler, güzelliği bozanlar. Bir şarkıda sevgilisine “felsefe yapma” diye serzenişte bulunan “uzaylı” Mustafa Topaloğlu, bir başka şarkısında yekten “gerizekalı” diyor sevdiği kadına: “Sende biraz akıl olsa beni severdin / Düşünce ve mantık olsa sen de severdin / Sevilecek insan bendim, neden sevmedin? / Gerizekalı sevgilim benim…” Çalakalem yazılmış sözler ve bakıştaki mânâsızlık bir yana, şarkıdaki ego patlamasını görmezden gelmemiz mümkün değil. İmkansızlıktan öte olmamışlık var bu “ilişki”de ve bunun sebebi de kahramanın ta kendisi. İster istemez insanın aklı o tartışmalı Erkin Koray şarkısına gidiyor: “Deli kadın, hiç sen beni anlamadın / Sopa mopa kâr etmiyor taş kafana…” Erkin Koray’ı çok seven Çelik, bir dönem buna benzer bir başka şarkı yazmıştı: “Al başını git bu evden, görmesin gözüm / Usandım, bıktım usandım dırdırından / O köpeği de sakın unutma / Al onu da götür yanında…”

Sevgilim Nasılsın? – Barbaros Hayrettin

Memlekette yapılmış en acayip beddua şarkısı! “Ben Sizin Babanızım” şarkısıyla tanıdığımız Barbaros Hayrettin, bir üst maddedeki örneklerde olduğu gibi şiddete başvurmuyor, onu terk eden sevgilisine ileniyor: “Sevgilim sevgilim nasılsın / Burnun kapıya kısılsın / Çok güzel araban var ama / Yolda tekeri patlasın…” Sonrası, daha da “yaratıcı”: “Soğuk iç, sesin kısılsın / Köpüklü banyo yaparken / Birden sular kesilsin // Sakin sinirlerin bozulsun / Diskoda hop hop oynarken / Kot pantolonun yırtılsın // Kolyen kopsun dağılsın / Hava atmayı seversin / Cep telefonun kaybolsun…”