Tüm dürüst gözüyle bakılmayanlar, birleşin
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Hükümete bir çağrıda bulunmak, ‘düzenin’ mağdur ettiği kredi kartı borçlularına bir el uzatın demek mümkün. Bu çağrı ok haklı ve meşru…

Hükümete bir çağrıda bulunmak, ‘düzenin’ mağdur ettiği kredi kartı borçlularına bir el uzatın demek mümkün. Bu çağrı ok haklı ve meşru... Lakin ben borçlulara seslenmeyi, ‘mağdur değil mağrur olun’, örgütlenin, haklarınızın mücadelesini kendiniz verin demeyi tercih ederim…

TÜİK, aralık sonu itibariyle işsizlerin sayısının 3 milyon 274 bini, işsizlik oranının da yüzde 13.6’yı bulduğunu açıkladı. Şu anda iş aramayıp, ama çalışmaya hazır bekleyen 2.298 bin kişiyi de dahil edersek, gerçek işsizlik oranı yüzde 22’ye ulaşıyor. Merkez Bankası’nın ayda iki kez düzenlediği beklenti anketinin mart ayında düzenlenen birincisi, ekonominin 2009’da yüzde 1 küçülmesinin beklendiğini ortaya koydu. Halbuki daha Ocak 2009’da beklenti yüzde 1.1 büyüme yönündeydi. Bu istatistiği hatırlatmamızın nedeni, açıklanan işsizlik verilerinin Aralık 2008’e ilişkin olması. Aradan geçen sürede olumsuz sanayi üretimi ve ihracat rakamları krizin derinleşerek sürdüğünü ortaya koyarak, ibreyi olumsuza çevirdi. Açıklanınca, şimdi içinde bulunduğumuz dönemin, mart sonunun işsizlik verilerinin muhtemelen kötüleştiğini, işsizlik oranının yüzde 15’i aştığını göreceğiz.
Yaşamın içindeki sade yurttaşlar, öncelikle emekçiler, işsizliği bizim gibi istatistiklerden, üç ay gecikmeli izlemiyor. Patronu onu kapıya koyduğu anda şipşak, moda jargonla “real time” işsizlik verisine ulaşıyor. Bir gün önce yol verilen arkadaşının mukadderatını da kahvede en fazla bir gün gecikmeli öğreniyor.

‘KAHRAMANCA’ ALIŞVERİŞ YAPTINIZ AMA...
Diyelim ki siz Bursalı bir işçisiniz. Ekim ayından itibaren kriz geliyor, Amerikan ekonomisi karıştı lafları kulağınıza çalındı. Biraz endişelendiniz. Tam o sırada Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “kriz bizi teğet geçer” açıklamasıyla yüreğinize su serpildi. “Halkın yüzde 47’sinin teveccüh gösterdiği bir şahsiyetin yalan söyleyecek hali yok ya!” düşüncesiyle rahatladınız. O da ne? Kendinizi kriz döneminde Bursa’da işten çıkarılan 50 bin kişi arasında buluverdiniz. Yine de maneviyatınızı bozmadınız, “Başbakan’ın hamdolsun ekonomi iyi durumda” sözlerine kulak kabarttınız, büyük bir azimle iş arama çabasına giriştiniz. Bu arada umudunuzu kaybetmediğiniz için, çocuklar süt içmeye devam etsin, haftada yarım kilo kıyma almayı aksatmayayım, Artvin’deki anamı aramaktan geri durmayıp, biraz kontör yükleteyim derken, kredi kartı harcamalarına ağırlık verdiniz. Söz konusu dönemde geliriniz bulunmamasına karşın, harcamalarınızı “kahramanca” sürdürdüğünüz için, ekonomide talebin iyice çakılmasına, alışveriş ettiğiniz sektörlerdeki emekçi kardeşlerinizin, sizin gibi kendini kapı önünde bulmasına engel oldunuz. İş kapıları bir türlü açılmayınca, moraliniz iyice bozulmaya başladı, üstelik kredi kartı borçları anlayamadığınız bir hızla kabarmaktaydı. Sonunda siz de kara listeye giren 969 bin kredi kartı, 356 bin bireysel kredi borçlusu, 1 milyon 326 bin talihsiz yurttaş arasına katıldınız. Hâlâ, biraz da inançlı bir insan olmanızın etkisiyle, ayakta kalmaya çaba gösteriyor, oyunuzu esirgemediğiniz, kendisi de yoksulluğu tatmış izlenimi veren Başbakan derdimize bir çare bulur diye, haberleri dikkatle izliyordunuz.
Siz, “enseyi karartmayım” diye kendinize telkinde bulunurken, Başbakan, arabaya çektirdiği 15 yaşındaki bir gencin üzerinde, “ense morartmak”la meşguldü. Öfkesini bir türlü dindiremedi, açtı ağzını yumdu gözünü:
“Kredi kartı mağdurları ifadesini kullanıyorlar. En akıllısı bile kullanıyor. Kusura bakmasınlar, kredi kartının mağduru olmaz. Kredi kartı sebebiyle borçlananlar olur. Kredi kartıyla borçlananları şöyle farklı bir yere koyuyorum. Onlara da dürüst gözüyle bakmam.”
Cümlelerdeki tutarsızlıklarla fazla zaman kaybetmeden, “dürüst gözüyle bakmam” ifadesinin sizi çok incittiğini anlıyorum. Bakalım kazın ayağı öyle mi?
Öncelikle kredi kartları neo-liberalizmin şişirdiği tüketim kültürünün önemli araçları. Size gelirinizin ötesinde bir harcama olanağı sunuyor. Böylelikle, acısı sonra çıkmak üzere kısa süreli ferahlamalar yaratıyor, cebiniz tamtakır iken sevgilinizi yemeğe çıkartabiliyor, indirimde iki dirhem bir çekirdek tepeden tırnağa giyinebiliyor, cep telefonunuza kontör yükleyebiliyorsunuz. Dertleri, sıkıntıları, yoksullukları, yoksunlukları ertelemek, taksitleyerek dilimlemek fırsatı buluyorsunuz. Ama nihayetinde, giderek daha büyük dilimleri ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bir anlamda cebinizde saatli bir bombayla dolaşıyorsunuz, eğer hali vaktinde, borcunu her ay tümden kapatacak takatte biri değilseniz, er veya geç o bomba infilak ediyor.

EN BÜYÜK TUZAK...
Master Card’ın Türkiye’nin kentsel nüfusunu temsil eden 11 il merkezindeki araştırmasına göre, yüzde 57’mizin cebinde en az bir kredi kartı bulunuyor. Harcamaların yüzde 40’ı kredi kartlarıyla yapılıyor. Kişi başına ortalama kredi kartı sayısı ise 1.7. Süpermarket harcamalarının yüzde 72’si, giyim harcamalarının yüzde 71’i, akaryakıt harcamalarının yüzde 55’i kredi kartı ile gerçekleştiriliyor.
Merkez Bankası Kasım 2008 Finansal İstikrar Raporu’na göre, 2008 Ekim itibarıyla hanehalkı tüketici ve kredi kartları borç bakiyesi 118 milyar TL. Rapor bunun yüzde 31.1’inin faiz borçları olduğunu belirtiyor. Vatan gazetesinden Gülümhan Gülten’in ulaştığı bilgilere göre, kredi kartlarının tüm bakiyesini her ay düzenli olarak kapatanların oranı yüzde 23 seviyesinde. Yüzde 77’lik borç ise taksitlendiriliyor.
İşte en büyük tuzak burada yatıyor. Önceleri minimum ödeme oranı yüzde 10’du, şimdilerde ise yüzde 20’ye yükseltildi. Borçlular minimum borcu bir kapatayım, gerisi kolay diye düşünüyor. Halbuki banka geri kalan yüzde 80’e faiz bindiriyor. Hem de ne faiz, daha geçen haftaya kadar “bankacılık kartelinin” uyguladığı aylık faiz yüzde 4.39, gecikme faiz oranı ise yüzde 5.14’tü. 20 Mart’ta bu oranlar yüzde 3.96 ve yüzde 5.14’e çekildi. Bu bileşik faizle yüzde 60’ın üzerinde bir maliyet demek. Son Beklenti Anketi, yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 6.58’e düştüğünü gösterdi. Diğer bir deyişle bir yıllık enflasyon 1.5 aylık kredi kartı faizine eşit; veya borç bakiyesine enflasyonun tam 10 katı faiz tahakkuk ettiriliyor. Tayyip Erdoğan’a inanırsan bu “cürüm” için yurttaşı kara listeye alan bankalar dürüst, ödeyemeyen ise dürüst değil. Başka bir yönden bakarsak, Merkez Bankası faizleri yüzde 10.5’e çekiyor; bankaların faizi yüzde 10.5, yurttaşın faizi ise yüzde 65. Söyleyin, olur mu böyle kepazelik?

‘DEBO, NO NIEGO, POG O LO JUSTO’
Son rakamlar, temmuzda 15.3 milyar TL’yi bulan aylık kredi kartı harcamalarının ocakta 13.4 milyar TL’ye indiğini gösteriyor. Burada ters yönde iki etki ortaya çıkıyor. Birincisi, yurttaşlar harcamalarını kıstıkları, kemerleri sıktıkları için rakamlar aşağı çekiliyor. İkincisi, zora düşenler mevcut borçları ödeyemediği, kredi kartlarını son limitlerine kadar kullandığı için yukarıya. Demek ki son tahlilde birinci etki daha güçlü. Bu, aynı zamanda borç bakiyeleri içerisinde faizlerin ağırlığının artmasına, borcunu ödeyemeyenlerin sayısının kabarmasına da yol açacak.
Merkez Bankası verileri kriz derinleştikçe yurttaşlar dara düştüğü için ödemeleri aksattığının, kara listeye girdiğinin kanıtı. 2004 yılında kara listede yer alanlar sadece 36 bin iken, 2007’de 163 bine, 2008’de 461 bine varmış. Sırf 2009 ocak ayında 83 bin kişi, 2004’ün iki katından fazla bir sayı kara listeye eklenmiş.
Şimdi hükümete bir çağrıda bulunmak, istatistiklerin açıkça ortaya koyduğu gibi, bankaların, belki daha doğru ifadeyle “düzenin” mağdur ettiği kredi kartı borçlularına bir el uzatın demek mümkün. Bu çağrı ayrıca çok haklı ve meşru. Lakin ben kredi kartı borçlularına seslenmeyi, “mağdur değil mağrur olun”, örgütlenin, haklarınızın mücadelesini kendiniz verin demeyi tercih ederim.
Onlara öncelikle, 1994 krizi sırasında filizlenen Meksika Barzon hareketini hatırlatmakta yarar olabilir. Hareket, adını hüzünlü bir halk ezgisinden alıyor. Barzon bir nevi boyunduruk anlamına geliyor. Borçlular örgütlenmesi ekonomik kriz sırasında milyonlarca kişiyi merkeziyetçi olmayan bir tarzda bir araya getiriyor. Sloganı İspanyolca, “debo, no niego, pog o lo justo”, yani “borçluyum, ödeyeceğim, lakin sadece adil olanı” anlamına geliyor. Direniş, borçlarda belli bir indirimi başarıyor, 2000 yılında iktidardaki Kurumsal Devrimci Parti’nin (PRI) alaşağı edilmesine katkıda bulunuyor. Zaman içinde Barzon hareketi çeşitli nedenlerle dağılıyor ama, tüm dünyadaki kredi kartı mağdurları için anlamlı bir örnek oluşturuyor.
Son söz: Tüm kredi kartı borçluları birleşin! Kaybedecek neyiniz var “kredi itibarınızdan” gayrı!